<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>İlter Dergisi &#45; Barış Dinçer</title>
<link>https://ilterdergisi.com/rss/author/baris-dincer</link>
<description>İlter Dergisi &#45; Barış Dinçer</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>İlter 2024 &#45; Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Tarih Nedir, Tarih İlmi Üzerine</title>
<link>https://ilterdergisi.com/tarih-nedir-tarih-ilmi-uzerine</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/tarih-nedir-tarih-ilmi-uzerine</guid>
<description><![CDATA[ Bu yazımın temel amacı Tarih bilimini, Tarihçiliği ve bunların önemini yer yer felsefi ve 
edebi tanımlamalara başvurarak basitçe anlatmaktır. ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d529204be09.jpg" length="87838" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 14:37:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Barış Dinçer</dc:creator>
<media:keywords>Tarih, Felsefe, Tarih Felsefesi, Tarih Bilimi, Tarih ve Bugün</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazımın temel amacı Tarih bilimini, Tarihçiliği ve bunların önemini yer yer felsefi ve <br>edebi tanımlamalara başvurarak basitçe anlatmaktır. Öte yandan, okuyucuda Tarih bilimine <br>karşı bir merak ve ilgi uyandırmayı amaçlamaktır.<br> <br><em><strong>Tarihin Niteliği ve İşlevi</strong> </em></p>
<p>Tarih, yalnızca geçmişteki olaylardan ibaret değildir, sebep sonuç ilişkisi ile günümüzü <br>şekillendiren bir süreçtir. Zira geçmişte meydana gelen olaylar ve bu olayların nedenleri <br>zaman içinde birbirini etkileyerek bugünkü yapıyı ortaya çıkarır. Bu bakımdan tarih, olayları <br>yalnızca aktaran değil, aynı zamanda bu olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkilerini inceleyen <br>bir disiplin olarak karşımıza çıkar. Bu yaklaşım pozitivist düşüncenin egemen olmaya <br>başlamasıyla yaygınlaşmaya başlamış olsa dahi geçmişte bu görüşe sahip tarihçiler var idi. <br>Birkaç örnek vermek gerekirse Eski Yunan tarihçilerinden Thucydides ve Polybius, <br>Araplardan İbni Haldun, İtalyanlardan Nicolo Machiavelli ve Jean Baptiste Vico, Türklerden <br>Naima, Koçi Bey ve Kâtip Çelebi gibi isimleri sayabiliriz<strong>(1)</strong>. Bu isimlerin ortak noktası, tarihe <br>yalnızca olayların aktarımı olarak değil, aynı zamanda neden-sonuç ilişkisiyle insan ve <br>toplum kimliğini şekillendiren bir süreç olarak yaklaşmalarıdır. Bu bakış açısı, tarihin işlevine <br>dair yapılan şu tanımda açıkça ifadesini bulur: <em>“Tarih bir kimlik oluşturur ve onu açıklığa </em><br><em>kavuşturur. Bu da bireyselliğin temel unsuru ve toplumun temel</em> <em>direğidir”</em><strong>(2)</strong>. Tarih biliminin <br>günümüzü şekillendiren bu yapıcı süreci, olayların zamana yenik düşmesini engelleyen <br>bilinçli bir muhafaza eylemidir. Döneminin en yüksek entelektüel süzgecinden geçmiş <br>zihinlerinden biri olan Anna Komnena, bu durumu şöyle mühürler: <em>“Tarih bilimi, zamanın </em><br><em>akışına karşı koyan sarsılmaz bir benttir: O [tarih], akıp gidiş sırasında olan bitenlerden, </em><br><em>akıntı üstünde yakalayabildiklerini kollarına alıp tutar ve onların, sonsuza dek orada kalmak </em><br><em>üzere unutulmuşluğun derinliklerine kayıp gitmesine asla izin vermez”</em><strong>(3)</strong>. </p>
<p>Tarih, geçmişte yaşanmış olayların kronolojik bir dizisi değildir; her olay, bu olaylara <br>katılan insanların karar ve davranışlarıyla şekillenir. İnsanlar, bulundukları koşullar ve <br>karşılaştıkları seçenekler doğrultusunda farklı yolları tercih ederler. Bu nedenle tarih, <br>insanların yaptıkları seçimlerin ve bu seçimlerin sonuçlarının incelenmesi olarak <br>tanımlanabilir<strong>(4)</strong>. Geçmişteki bu davranışlar, yalnızca olayları değil, toplumların ve bireylerin <br>bugünkü sosyal, kültürel ve siyasi yapısını da anlamamıza olanak sağlar. Nitekim tarihçilerin <br>geçmişi ele alış biçimi, bugünü anlamak ve yorumlamak amacıyla yönlendirilir; her dönemin <br>geçmişe farklı sorular yöneltmesi, bu yaklaşımı daha da derinleştirir<strong>(5)</strong>. Dolayısıyla tarih bilgisi, <br>insan davranışlarının sürekliliğini ve değişimini kavramamıza imkân tanıyarak hem bireylerin <br>hem de toplumların kendilerini ve geleceklerini daha bilinçli değerlendirmelerine yardımcı <br>olur.  <br> <br>Tarihin, geçmiş insan davranışlarını ve bunların sonuçlarını inceleyen bir bilim dalı olarak <br>tanımlanabileceğinden bahsetmiştik. Bu durumda insan, tarihin kaynağı ve hedefidir <br>diyebiliriz. <em>“Tarihin kaynağı ve hedefi insan olduğuna göre, insanı ilgilendiren ve insanın </em><br><em>ilgilendiği her şey tarihi ilgilendirir. Gelecekte de insanı ilgilendirecek her şey tarihin konusu </em><br><em>olacaktır. O halde tarih, sadece geçmişteki siyasi olayların yekunu (toplamı) olmayıp, </em><br><em>geçmişte insanı ilgilendiren her şey (siyaset, iktisat, kültür, hukuk, sanat, mimari, eğitim)dir. </em><br><em>… Kısacası tarih, zikredilen bu bilim dallarının geçmişinin, insanlığın medeniyet yolunda </em><br><em>gösterdiği gayret ve ortaya koyduğu eserlerinin bütünüdür”</em><strong>(6)</strong>.<br> <br><em><strong>Tarih Felsefesi: </strong></em> </p>
<p>Tarih sadece dış dünyada olup bitenlerin bir dökümü değil, aslında insan aklının ve <br>toplumsal bilincin bir serüvenidir. Felsefi bir açıdan baktığımızda, insan doğası dediğimiz <br>kavram aslında insanlık tarihinden başka bir şey değildir; çünkü insan ve toplum, biyolojik bir <br>kalıptan ziyade zaman içindeki eylemleriyle var olur. Bu bakış açısına göre, bir bireyin veya <br>bir toplumun “kendini bilmesi”, ancak kendi geçmişini derinlemesine kavramasıyla <br>mümkündür. Bu bağlamda akıl, kendi doğasını önceden sergileyen pasif bir yapı değil, bizzat <br>gerçekleştirdiği etkinliklerin toplamı olan saf bir edimdir. Doğadaki nedensellik ilişkisinin <br>aksine akılda geçmiş, şimdiki zamanın içinde çözümlenmiş bir içerik olarak varlığını <br>sürdürür; yani bir toplum ne olduğunu ancak tarih boyunca ne yapmış olduğuna bakarak idrak <br>edebilir. Dolayısıyla tarih, hem bireysel aklın hem de toplumsal kimliğin kendi öz-bilgisine <br>ulaşmasını sağlayan yegâne şema ve bilim dalıdır. Geçmişi incelemek, aslında bugünkü ortak <br>aklımızın ve kimliğimizin aynasına bakmaktır<strong>(7)</strong>. Bu çerçevede tarih felsefesi, tarihî olayları <br>yalnızca zaman ve mekân içerisinde sıralamakla yetinmez; bu olayların arkasındaki nedenleri <br>ve genel kanunları ortaya koymaya çalışır. Olayların sadece ne zaman ve nerede <br>gerçekleştiğini değil, hangi şartlar altında meydana geldiğini ve nasıl bir süreç izlediğini <br>sorgular. Bu yönüyle tarih felsefesi, tek tek olaylardan ziyade bu olayların bütün içindeki <br>yerini ve taşıdığı anlamı incelemeye yönelir<strong>(8)</strong>.<br> <br> <br>Sonuç olarak, tarih yalnızca geçmişte yaşanan olayların aktarımı değil, insanın ve <br>toplumların nasıl şekillendiğini anlamamızı sağlayan bir süreçtir. Tarih felsefesi ise bu süreci <br>daha derinlemesine ele alarak olayların nedenlerini ve aralarındaki ilişkileri açıklamaya <br>çalışır. Bu sayede insan, kendi geçmişine bakarak hem kendini hem de içinde bulunduğu <br>toplumu daha iyi kavrayabilir. Bu yönüyle tarih, insanın kendini tanımasının en temel <br>yollarından biridir. </p>
<p></p>
<p>(1) Mustafa Öztürk, Tarih Felsefesi, Akçağ yayınları, 3.bas., s.26 <br>(2) Jeremy Black, Kısa İngiltere Tarihi, Say yayınları, 7.bas., s.8 <br>(3) Anna Komnena, Alexiad, İnkılap yayınevi, 4.bas., s.13 <br>(4) Zachary M. Schrag, The Princeton Guide to Historical Research, Princeton Üniversitesi yayını 2021, s.9 <br>(5) A.g.e., s.14-15 <br>(6) Mustafa Öztürk, a.g.e., s.28 <br>(7) Robin George Collingwood, Tarihin İlkeleri, Yapı Kredi yayınları, 1.bas., s.311-312 <br>(8) Mustafa Öztürk, a.g.e., s.28-29 </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Turkish History View From Carter Findley</title>
<link>https://ilterdergisi.com/turkish-history-view-from-carter-findley</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/turkish-history-view-from-carter-findley</guid>
<description><![CDATA[ This writing is a short summary and review of historian Carter Findley&#039;s book, &quot;The Turks in World History,&quot; published by Oxford University. ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202602/image_870x580_699602ace3df8.jpg" length="84361" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 21:30:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Barış Dinçer</dc:creator>
<media:keywords>History, Turkish History, Carter Findley, Tarih, Türk Tarihi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>This writing is a analytical essay and little book review of Carter Findley's "The Turks in World History". The book was published from Oxford University in 2005. When evaluating the writing, This is not an absolutely accurate account of history, but rather a brief examination and summary of a historian's interpretive account of Turkish history.</p>
<p></p>
<p>Book examines the Turkish history in three main sections. These sections are <em>Turks before Islam</em>, <em>Turks in Islamic era</em> and <em>Turks in modern world</em>. İn world history The Turks are undergone two major changes. These changes were <em>acceptance of Islam</em> and <em>acceptance of modernity</em>.  </p>
<p>     </p>
<p>Findley says: <em>“The Turkic peoples are famous as empire builders, here again the diversity among them could not be wider. Turks often created or served major empires.”</em><strong>(p.19)</strong> One of the main reasons why Turks have frequently established states throughout history may be their language. Citing the French linguist Jean Paul Reux, book says that some linguists believe the unity of the Turkic peoples is most clearly manifested in their languages. Some words that are frequently used in Turkish shows that Turks knew about mining, agriculture, and animal husbandry. These features are not uniquely Turkic, but all of them are of lasting importance among Turks. The wide-ranging similarities across the orally transmitted folk literatures of Turkic peoples are another characteristic that continues to persist throughout history, even as these peoples began to diverge.  </p>
<p></p>
<p>The origins of the Turkic peoples are not widely understood. The Turks, or their predecessors, played a significant part in Eurasian history long before their name appeared in historical records. Their Inner Asian homeland was influenced by external historical events. Findley says: <em>“Although linguists hypothesize that proto-Turkic, of which no direct evidence survives, was spoken as early as 3000–500 B.C.E., the Turks did not indisputably appear in history until the sixth century.”</em><strong>(p.21)</strong> The state mentioned in this statement may be the Göktürk State. According to sources, the word “Turk” first debuted on the historical scene in the sixth <br>century. However, according to Chinese sources, people with similar characteristics emerged in the third century. The Xiongnu are largely, if not universally, acknowledged as precursors of the Turkic and Mongol peoples, even though they are not extensively documented enough to provide clear evidence of linguistic and ethnicity ties. The Xiongnu, in turn, inherited a steppe life tradition established in the first millennium BCE. Xiongnu were the first steppe empire, so they are particularly important. The Xiongnu formed a confederation of tribal peoples. As is customary in tribal civilizations, its confederation and even the member tribes <br>were likely ethnically diverse in origin. The Xiongnu later formed the basis of the Turkic Mongol steppe imperial order. The Xiongnu, especially their governing clans, are believed to have adopted a Turkic or Altaic identity.  </p>
<p></p>
<p>According to Findley’s study <em>“From the relations between Türk and Tang to those between the Turkish Republic and the European Union, participation in interregional diplomatic networks and the manifold exchanges that go with them has characterized Turkic states in every period.”</em><strong>(p.40)</strong> The system of land grants and dynastic struggles, frequently seen in pre Islamic Turkic empires, was a characteristic of the states founded by Turkic nomads for centuries. This feature was a major reason for the rapid rise and fall of these states. <strong>(The Ottoman Empire can be excluded from these states.)</strong> According to Findley’s book that the adoption of Islam was the first of two major transformations in Turkish history. This adoption had subjected the Turkish identity to a more drastic change than any that had occurred before or might occur in the future. During the time considerable numbers of Turks converted to Islam, the Qur’anic revelation had begun the growth of a civilization much beyond the essentials. The primary factor influencing the Turks acceptance of Islam was the perception of Islamic civilization as a rich and dynamic one. This was because the Islam that the Turks encountered upon beginning their conversion was highly developed.  </p>
<p></p>
<p>According the book, the conversion of the Turks to Islam into three phases. The first phase began in the 9th century with the use of Turks captured during border raids, who had not yet converted to Islam, ghulam in Baghdad or other parts of the Middle East. The second phase begins with Seljuks conversion to Islam in Transoxiana and their migration to Iran. With the migration of the Seljuks to Iran, the admirable history of the Turks as empire builders in the Muslim Middle East began. Seljuk subjects became a significant Turkic presence in the Middle East and certainly created an oral Turkic-Islamic folk culture. The ghulam’s, who were involved in the initial stages, were a key element in the process of state building in the Middle East, but they never managed to create a lasting Turkic presence. <em>“To create an appreciable Turkish presence in the Middle East became the work of the Seljuks.”</em><strong>(p.68)</strong> The Seljuks were drawn to Islamic high society due to its diverse aspects, some of which had pre Islamic origins. This led to mutual contact between Islamic and Turkish ideas, particularly in political culture.  </p>
<p>The Ottoman Empire was the most striking of Turkish-Islamic empires. In age of Gunpowder, Ottoman Empire was the one that left the most distinct Turkish cultural and demographic mark on the regional empires founded by Turkish dynasties. The Ottomans, whether large or small, understood the intricacies of both Turkish and Iranian-Islamic statecraft through various practices. Despite being a multiethnic state, it strived to prioritize Turkish elements in its culture and administration. The Ottoman Empire was not only Turkish-Islamic state, but also an empire claiming universal legitimacy. Findley explains this with following words: <em>“To Greek Christians, it was the Second Rome; to Slavs, Tsargrad. No longer merely ghazis, the Ottoman sultans now had universal claims to legitimacy.”</em><strong>(p.113)</strong>  </p>
<p></p>
<p>Modernization was the second major transformations in Turkish History. According to Findley, modernization process of the Turks consisted of two stages: There was a first stage of defensive modernization attempts to stave off the approaching imperialist threat, followed that the second stage is more self confident period in which the European threat subsided, and <br>the global nature of modernity became clear.  </p>
<p>Findley describes the Turks path to modernization as “externally induced modernization.” The late Ottoman Empire had progressed along this path. After 1923, the Republic of Turkey was freed from the threat of colonialism and imperialism and advanced its modernization process accordingly. But this modernization of Turkish republic can not be commented like <br>mimicry of Western. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türk Milliyetçiliğinde Feminizm</title>
<link>https://ilterdergisi.com/turk-milliyetciliginde-feminizm</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/turk-milliyetciliginde-feminizm</guid>
<description><![CDATA[ Bu yazı bir Tarih araştırma yazısı değildir. Feminizm kavramının ve düşüncesinin Türk 
milliyetçiliğindeki yerini Ziya Gökalp’in “Türk Feminizmi” başlıklı yazısı üzerinden 
anlatmayı amaçlayan kısa bir yazıdır. ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202512/image_870x580_69558268e446f.jpg" length="48377" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 31 Dec 2025 13:27:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Barış Dinçer</dc:creator>
<media:keywords>Türkçülük, Kadın, Feminizm, Türk Ulusu, Eşitlik, Ziya Gökalp, Eski Türkler, Türk kadını, Ahlak, Medeniyet</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p><strong><em>Türk Milliyetçiliğinde Feminizm</em></strong></p>
<p>Bu yazı bir Tarih araştırma yazısı değildir. Feminizm kavramının ve düşüncesinin Türk <br>milliyetçiliğindeki yerini Ziya Gökalp’in <em>“Türk Feminizmi”</em> başlıklı yazısı üzerinden <br>anlatmayı amaçlayan kısa bir yazıdır.<strong>(1)</strong> Yazı Yakın tarihimizin önemli isimlerinden olan Ziya Gökalp'e dayandığı için yazıyı "Tarih" kategorisine almış bulunuyorum.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Feminizm özünde Kadın ile Erkeğin toplumsal olarak eşit olma düşüncesidir. Bu fikir <br>Türklerde bozkır kültüründe bile vardır:<em> “Eski Türkler, kem demokrat, hem de feminist idiler.” </em><br>Gökalp, eski Türklerde feminizm düşüncesinin olmasını Şamanizm’e bağlamaktadır. Türk <br>milliyetçiliğine göre feminizm kadınların hak mücadelesi değil, Türk ulusunun medenileşme <br>ve çağdaşlaşma yolundaki temel bir ihtiyacıdır.  <br>Türkçülük düşüncesinde kadın, yalnızca aile içinde değil, siyasal, askerî ve idarî alanlarda da <br>erkekle eşit bir konuma sahiptir. Kadınların hükümdar, vali, sefir veya kale muhafızı <br>olabilmeleri; silah kullanmaları ve kahramanlık göstermeleri, Türk toplumsal düzeninde <br>kadının aktif ve güçlü bir özne olarak kabul edildiğini gösterir. Gökalp bu durumu<em> “Eski </em><br><em>Türklerde kadınlar, umumen amazon idiler. Cündilik, silâhşörlük, kahramanlık, Türk </em><br><em>erkekleri kadar Türk kadınlarında da vardı. Kadınlar, doğrudan doğruya, hükümdar, kale </em><br><em>muhafızı, vali ve sefir olabilirlerdi.”</em> Sözleriyle açıklar.<strong>(2)</strong></p>
<p>Kadınlara gösterilen saygı, Türk toplumunda ahlaki bir değer ve şövalyelik anlayışıdır. <br>Erkeğin kadına hürmet etmesi, onu koruyan ve yücelten bir tavır olarak değerlendirilir. Bu <br>yönüyle feminizm, bir çatışma ya da karşıtlık ideolojisi değil, Türk ulusunun toplumsal <br>düzenini ahlaki açıdan tamamlayan bir ilke olmaktadır. Türk Feminizmi ’ne göre kadın ve <br>erkek hukuki-ekonomik haklar bakımından birbirine denk olmaktadır. Bu denklik sadece <br>toplumsal olarak değil, aile içinde de mevcuttur. Aile içinde evin ortak mülkiyet olarak kabul <br>edilmesi ve soy bağında ana ile baba soyunun eşit görülmesi, Türkçülük düşüncesinde kadının <br>toplumsal statüsünün güçlü bir temele dayandığını gösterir. <em>“Eski kavimler arasında hiçbir </em><br><em>kavim Türkler kadar kadın rehtine (reht = sexe) hukuk vermemişler ve hürmet </em><br><em>göstermemişlerdi.”</em><strong>(3)</strong> Türk toplumunda kadın ve erkek her ortamda birlikte hareket ederlerdi; <br>Gökalp bu durumun Töyonizm ve Şamanizm inançlarından kaynaklandığını belirtir.  </p>
<p>Bütün bunları göz önünde bulundurunca feminizm Türkçülük düşüncesinin temel ilkelerinden <br>biri olmaktadır.<em> “Feminizm de, Türklerin en esaslı şian idi.” </em><br><strong>(1)</strong> Ziya Gökalp’in ilgili yazısı için <em>Türkçülüğün Esasları</em> isimli kitaba bakabilirsiniz. Kitap Türkçülük fikrinin <br>(Türk Milliyetçiliğinin) temel kaynaklarının başında gelir ve bu fikri basit ancak detaylı bir şekilde açıklar. Ziya <br>Gökalp ise tarihte “Türkçülüğün babası” lakabı ile anılmaktadır.  <br><strong>(2)</strong> Gökalp, Türkçülüğün Esasları, Varlık Yay., Mayıs 1968, s.148 <br><strong>(3)</strong> Gökalp, s.148-149</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ankaraya Gurbetçe Sevda</title>
<link>https://ilterdergisi.com/ankaraya-gurbetce-sevda</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/ankaraya-gurbetce-sevda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202510/image_870x580_68f92dafcfd1a.jpg" length="122688" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 22:17:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Barış Dinçer</dc:creator>
<media:keywords>Ankara, Başkent</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bu şiirim Ankarayı çok seven fakat ankarada yaşayamayan bir gencin Ankaraya duyduğu sevgisinden çıkmıştır. Fotoğraftaki görüntü 1930 lu yılların Ankara-Ulus meydan görüntüsüdür. </em></p>
<p><em><strong>Ankaraya Gurbetçe Sevda</strong></em></p>
<p>Duymuştum hep gri şehir olduğunu, </p>
<p>Ama ben bilirim her taşında bir ruh var.</p>
<p>Ayazın vursa da gönlümü ısıtır,</p>
<p>Bir sığınak bulduğum, bir ruh var.</p>
<p></p>
<p>Belki sokaklarında geçmedi gençliğim,</p>
<p>İlk anılarım farklı şehirlerde yazıldı.</p>
<p>Yinede her gelişimde bir bağ oluştu,</p>
<p>Sırtımı dayattığım o sağlam duvar.</p>
<p></p>
<p>Anıtkabir'in heybeti, Atatürk'ün ruhu,</p>
<p>Sonsuz bir saygı ile anar her gezen.</p>
<p>O'nunla anlam bulur bu şehrin her bir taşı,</p>
<p>Yüreklerde açan onurlu bir düzen.</p>
<p></p>
<p>Seninle tanıştım, seninle bağlantım,</p>
<p>Sensiz geçen her an eksik bir yanım.</p>
<p>Başkentim değil sadece, kalbime doğdun,</p>
<p>Ankara'm sen benim sonradan sevdam.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Atatürk&amp;apos;ün Notlarında Hukuk</title>
<link>https://ilterdergisi.com/ataturkun-notlarinda-hukuk</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/ataturkun-notlarinda-hukuk</guid>
<description><![CDATA[ Atatürk&#039;ün hukuk anlayışını kendi el yazı notları üzerinden basitçe anlatmaya çalıştım, iyi okumalar dilerim. ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202509/image_870x580_68cbdce4e801e.jpg" length="79665" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 15:44:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Barış Dinçer</dc:creator>
<media:keywords>Atatürk, Hukuk</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Aptos',sans-serif; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-fareast-font-family: Aptos; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"><span style="font-size: 13.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Aptos',sans-serif; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-fareast-font-family: Aptos; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"> <em><strong>Giriş: </strong></em></span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Aptos',sans-serif; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-fareast-font-family: Aptos; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"><span style="font-size: 13.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Aptos',sans-serif; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-fareast-font-family: Aptos; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"><em><strong>   </strong></em>  Bu kısa yazımızda Atatürk'ün Hukuk anlayışını kendi el yazı notları üzerinden basitçe anlatmaya çalışacağım. İyi okumalar dilerim.</span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Aptos',sans-serif; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-fareast-font-family: Aptos; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"><span style="font-size: 13.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Aptos',sans-serif; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-fareast-font-family: Aptos; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"></span></span></p>
<p class="MsoNoSpacing"><em><strong><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Aptos',sans-serif; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-fareast-font-family: Aptos; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"><span style="font-size: 13.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Aptos',sans-serif; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-fareast-font-family: Aptos; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;">Notlarda Hukuk:</span></span></strong></em></p>
<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size: 13.0pt;">     Atatürk'ün hukuk ile ilgili notları Ankara Hukuk Mektebi'nin açılışı hakkında tuttuğu notlardır. Bu nüsahaların yedincisinde günümüz Türkçesi ile <i>“Hukuk hükümlerini, kurallarını, din kuralları gibi değil, insanlığa ait olayları, olgunlaşmaları, ilerlemeleri takip ve ifade etmekle varlığını açıklayabilen yaşam kuralları olarak kabul etmek gereklidir.”</i> Yazıyor olup, hemen yan tarafında ise</span><span style="font-size: 13.0pt;"> günümüz Türkçesi ile <i>“Eski hukukumuzun kaynağı Arap İslam hukuku idi. Dinî bakış açısı bu hukukun ölçüsü idi. Dinî görüş sadece medeni hukukta değil, anayasalarda bile hükmünü yürütüyordu. Yeni hukukumuzun esin kaynağı, bir taraftan Türkçülük diğer taraftan Batıcılıktır.”</i> Yazar<b>[1]</b>.</span></p>
<p class="MsoNoSpacing"><b><span style="font-size: 13.0pt;"><span style="mso-spacerun: yes;">     </span></span></b><span style="font-size: 13.0pt;">Atatürk’ün bu sözlerinden ilki olan ifade, hukukun nereden geldiğine ve ne işe yaradığına dair çok temel bir ayrım yapıyor. Hukuk kurallarının kaynağını, dinin buyruklarında değil, doğrudan <b>insanlığın kendi yaşam tecrübesinde, gelişmesinde ve ilerlemesinde</b> arıyor. Yani Atatürk’e göre hukuk, Tanrı'dan gelen değişmez emirler gibi değil, insanların yaşadığı olayları, büyümeyi ve değişimi anlamaya ve bunları düzenlemeye çalışan bir “yaşam kılavuzu” olmalıdır. Bu yaklaşım, hukukun <b>dini değil, insani </b>bir temele dayanması gerektiğini, <b>statik değil, dinamik ve gelişen</b> bir yapıya sahip olması gerektiğini vurgular. Atatürk ikinci tırnak işaretli sözde de bir zamanlar yürürlükte olan hukuk sistemimizi bir tür tarihsel analizden geçiriyor. Eski hukukumuzun kökenlerini ve işleyiş biçimini ortaya koyarak, onun Arap İslam Hukuku’na dayandığını ve “dinî bir bakış açısının” bu hukukun temel ölçütü olduğunu belirtiyor. Hatta bu dini etkinin sadece günlük hayatı düzenleyen medeni hukukla sınırlı kalmayıp, devletin en temel kurallarını belirleyen anayasalara kadar sızdığını vurguluyor. Atatürk’e göre bu durum çağdaş bir ulus-devlette olması gereken seküler (Laik) ve rasyonel (akla uygun) hukuk yapısına aykırıdır<strong>[2]</strong>. İkinci sözün devamında ise Atatürk inşa edilecek “yeni hukukun” ilham kaynaklarını belirlerken iki ana sütundan bahsediyor.</span> <span style="font-size: 13.0pt;">Birincisi “Türkçülük” kavramıyla özetlenen, <b>milli kimliğimizden ve özgün değerlerimizden</b> beslenen, kendi toplumumuza özel bir hukuk anlayışı; diğeri ise “Batıcılık”, yani <b>modern ve çağdaş Batı hukuk sistemlerinin</b> ilkelerinden ve deneyimlerinden yararlanma isteği. Dolayısıyla, Atatürk'ün bu sözleri, geleneği eleştirel bir süzgeçten geçirirken, milli olanla çağdaş olanı sentezleyen, böylece hem özgün hem de ilerici bir hukuk düzeni kurma vizyonunu özetlemektedir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size: 13.0pt;">     Not defteri nüsahalarının bir diğerinde ise günümüz Türkçesi ile <i>“Yeni ve laik esaslardan esinlenen Türk hukuk bilgisi inkılabın yolunu aydınlatacaktır. Bunun gerçekleşmesi ancak, Batı’nın çağdaş eserlerinin bize nakledilmesiyle mümkündür”</i>. Yazıyor olup, yanında ise günümüz Türkçesi ile <i>“Modern ve çağdaş milletlerin yürüdüğü yolda yürümeye ve yaşamlarında takip ettikleri yol ve yöntemleri takip etmeye karar veren milletimizin hukuk bilgisi ve hukuk alanındaki kazanımları da medeniyetin ve çağımızın kabul ettiklerinin aynı olacaktır. <o:p></o:p></i></span><i><span style="font-size: 13.0pt;">Medeniyetin çok verimli eserlerinden Türk milletinin faydalanmasına engel olmaya kimsenin yetkisi yoktur.”<span style="mso-spacerun: yes;">  </span></span></i><span style="font-size: 13.0pt;">Yazar<strong>[3]</strong>.</span></p>
<p><b><span style="font-size: 13.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Aptos',sans-serif; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-fareast-font-family: Aptos; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"><span style="mso-spacerun: yes;">     </span></span></b><span style="font-size: 13.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Aptos',sans-serif; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-fareast-font-family: Aptos; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"><span style="mso-spacerun: yes;">Atatürk'ün diğer nüsahada yer alan ilk tırnak işaretli</span> sözünden anlaşılacağı üzere, Atatürk’ün hukuk devrimi ve hukuk anlayışında hukukun dini dogmalardan ve geleneksel normlardan ayrıştırılarak, aklın ve bilimin rehberliğinde inşa edilmesi gerekmektedir<strong>[4]</strong>. Hukuk, sadece mevcut durumu düzenleyen bir araç olmanın ötesinde, toplumsal dönüşümün ve çağdaşlaşmanın temel itici gücü, yani <i>“inkılabın yolunu aydınlatan”</i> bir fener niteliğindedir. Bu vizyonun gerçekleşmesi için ise Atatürk, Batı'nın çağdaş hukuki birikimlerinin ve eserlerinin Türkiye'ye rasyonel bir şekilde adapte edilmesini gerekli görür. İkinci tırnak işaretli sözde belirtildiği üzere, Atatürk'ün hukuk ve adalet anlayışı, Türk milletinin <b>evrensel medeniyetle bütünleşme ve çağdaş standartları benimseme</b> arzusunun güçlü bir ifadesidir. İlgili ifade, Türkiye'nin kendi içine kapanık bir gelişim yerine, uluslararası arenada saygın bir konuma gelme ve evrensel değerlerle uyumlu bir hukuk düzeni inşa etme hedefinin altını çizer. Hukuk alanındaki bilginin ve kazanımların, <i>“medeniyetin ve çağımızın kabul ettiklerinin aynı”</i> olması gerekliliği, Türk hukuk sisteminin uluslararası normlara ve çağdaş hukukun evrensel ilkelerine uygun hale getirilmesi gerektiğini vurgular<strong>[5]</strong>. Bu bağlamda, Atatürk'ün <i>“Medeniyetin çok verimli eserlerinden Türk milletinin faydalanmasına engel olmaya kimsenin yetkisi yoktur”</i> şeklindeki kararlı beyanı, hukuk reformlarının önündeki her türlü gelenekselci engelin ve geri kalmışlık zihniyetinin reddini temsil eder. Basitçe anlatmak gerekir ise bu söz, medeniyetin sunduğu bilgi, birikim ve hukuk sistemlerinin Türk milletinin doğal hakkı olduğunu, bu kazanımlardan faydalanmanın ülkenin ilerlemesi ve modernleşmesi için vazgeçilmez bir gereklilik olduğunu güçlü bir biçimde ifade etmektedir. </span></p>
<p><span style="font-size: 13.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Aptos',sans-serif; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-fareast-font-family: Aptos; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"></span></p>
<p><em><strong><span style="font-size: 13.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Aptos',sans-serif; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-fareast-font-family: Aptos; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;">Kaynaklar:</span></strong></em></p>
<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size: 12.0pt;"><strong>[1]</strong><b> </b>Genelkurmay, Atatürk’ün Not Defterleri, Cilt12, s.55-56<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNoSpacing"><span style="font-size: 12.0pt;"><strong>[2]</strong> Ahmet Mumcu, Atatürk’ün Kültür Anlayışında Vicdan ve Din Özgürlüğünün Yeri, Ankara, 1991, s.63 </span></p>
<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-size: 12.0pt;">[3] </span></strong><span style="font-size: 12.0pt;">Genelkurmay, a.g.e, s.61-62 </span></p>
<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-size: 12.0pt;">[4] </span></strong><span style="font-size: 12.0pt;">Muammer Aksoy, Atatürk'ün Laik Hukuk Devleti, Türk Hukuk Kurumu Yay., s.7; Prof. Aksoy Türkiyenin en büyük hukukçularından ve Atatürk dönemi Adliye vekili Mahmut Esat Bozkurt'un öğrencisidir.</span></p>
<p class="MsoNoSpacing"><strong><span style="font-size: 12.0pt;">[5] </span></strong><span style="font-size: 12.0pt;">Genelkurmay, a.g.e, s.51-52</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Laikliğin Kökeni Üzerine Kısa Bir Çalışma</title>
<link>https://ilterdergisi.com/laikligin-koekeni-uzerine-kisa-bir-calisma</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/laikligin-koekeni-uzerine-kisa-bir-calisma</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202508/image_870x580_68ae1f1fedb4f.jpg" length="92193" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 23:55:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Barış Dinçer</dc:creator>
<media:keywords>Laiklik</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Giriş: </strong><br>     Laiklik ile ilgili sıklıkla dile getirilen bir iddia var. Deniyor ki; “Laiklik Batı kültüründen <br>gelmiştir! Biz laikliği Fransızlardan aldık!”. Bu söylem yüzeysel olarak doğru denilebilir, <br>fakat derinlemesine baktığımız zaman yanlıştır. Bu yazımızda hem Fransız kaynaklardan hem <br>de Türk kaynaklardan yararlanarak; Laikliğin esasen Batı’dan değil, Türklerden geldiğinden <br>bahsedeceğiz.   <br>     Laikliğin kökenine geçmeden önce Atatürk ilkelerindeki laikliğin veya başka bir tabir ile <br>Kemalist laikliğin ne olduğundan biraz bahsedelim. En basit tanımı ile din ve devlet işlerinin <br>birbirinden ayrı olması, din ile idari işlerin ayrılması anlamına gelen bu ilkede din yok <br>sayılmaz ve din karşıtlığı olmaz. Merhum Ahmet Taner Kışlalı der ki; <em>“Laiklik, dini devre dışı </em><br><em>bırakmak anlamına gelmez; din adına baskı yapmak, zor kullanmak isteyenleri devre dışı </em><br><em>bırakmak anlamına gelir”</em><strong>[1]</strong>. Atatürk’ün çoğunu kendi el yazısı ile yazdığı, geri kalanını ise <br>yazdırdığı ve okullarda okutturduğu “Medeni Bilgiler” isimli kitapta laiklik şu şekilde <br>tanımlanır: <em>“Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dini yoktur. Devlet idaresinde bütün kanunlar, </em><br><em>nizamlar ilmin muasır medeniyete temin ettiği esas ve şekillere, dünya ihtiyaçlarına göre ve </em><br><em>tatbik edilir”</em><strong>[2]</strong>. Aynı kitapta Türkiye Cumhuriyeti “müstakil bir müslüman devlet” olarak <br>tanımlanır<strong>[3]</strong>. Laik bir devlette dine dayalı bir yönetim yani teokrasi olmaz. “Din devleti” <br>kavramı laikliğe aykırıdır, fakat laik bir devlet dini yok sayan bir devlette değildir.  <br><strong>Fransız Kaynaklarda Laikliğin kökeni: </strong><br>     İlk önce Fransa’dan alındığı iddia edilen laiklik için Fransız kaynakları ne diyor ona <br>bakalım. Bu noktada dünyanın önde gelen Türkologlarından biri Fransız Türkolog Joseph de <br>Guignes’in ilk defa 1756 ve 1758 yılları arasında 3 cilt olarak basılan kitabında verilen <br>bilgiler çok önemlidir. Guignes, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in 1055 yılında Bağdat’a girerek <br>Abbasi Halifesini siyasi yetkilerinden tamamen arındırdığını ve yönetimi fiilen devraldığını <br>aktarır. Halife, Tuğrul Bey’e doğu ve batının hükümdarı unvanını vermiş, iki altın kılıçla <br>yetkisini sembolik olarak devretmiş, Tuğrul Bey de Halife'nin elini öperek sadece manevi bir <br>bağlılık göstermiştir<strong>[4]</strong>. Bu kitap akademik bir kitap olduğundan dolayı döneminde ağırlıklı <br>olarak aydın çevreyi etkilemiştir. Voltaire de bu kitaptan etkilenenler arasındadır. Fransız <br>devriminin en önemli fikir babalarından olan Voltaire kitaba atıfta bulunarak Selçuklu Sultanı <br>Tuğrul Bey’in, halifenin siyasi yetkilerini elinden aldığını ve ona sadece sıradan bir camii <br>imamı gibi rol bıraktığını aktarır<strong>[5]</strong>. Bu iki kaynağı da göz önüne aldığımız takdirde <br>anlıyoruz ki; “Fransa’dan” alındığı iddia edilen laikliğin köklerinin Selçuklulara dayandığını <br>Fransızlar kendileri söylüyor.  <br>     Fransızların meşhur büyük lügat ve ansiklopedi külliyatı Meydan Larousse ise farklı bir <br>şekilde Selçuklulardaki din devlet işi ayrımından bahseder. Anlatılana göre Selçukluların adli <br>teşkilatında hem şer’i hem de örfî mahkemeler vardır. Fakat önemli nokta şudur ki; devlet <br>idaresi ile ilgili davalara, siyasi davalara ve devlete karşı gelme gibi davalara örfi mahkemeler <br>bakmaktadır, şer’i mahkemeler değil<strong>[6]</strong>.  <br><strong>Türk Kaynaklarda Laikliğin kökeni:</strong>  <br>     Laikliğin en basit anlamının din ve devlet işlerinin ayrı olması demek olduğundan <br>bahsetmiştik. Türkiye’de Selçuklu tarihçiliğinin duayenlerinden olan merhum Prof. Dr. <br>Mehmet Altay Köymen laiklik ilkesinin köklerinin Selçuklulara dayandığını şöyle açıklar: <br><em>“Emirü’l-ümerâlar ve Büveyh Oğulları, </em>(Selçuklular Büveyh Oğulları hanedanını ortadan <br>kaldırmıştır)<em> halifeliği tahakkümleri altına almalarına rağmen, bu müessesenin ikili vasfı yani </em><br><em>islamın hem dini hem dünyevi emiri olması nazari bakımdan devam etmiştir. Ayrıca </em><br><em>göreceğimiz gibi ilk defa Selçuklular zamanında halife dünyevi salahiyetlerini bir anlaşma ile </em><br><em>Selçuklulara devretmiştir. Bu itibarla bu hadise din ve dünya işlerinin ayrılmış olması </em><br><em>bakımından İslam tarihinde bir dönüm noktasıdır”</em><strong>[7]</strong>. Selçuklu tarihçiliğinin ülkemizdeki <br>diğer önde gelen isimlerinden olan merhum Osman Turan da din ve dünya işlerinin ayrı <br>olmasından bahsetmiştir. <em>“Selçuklu devletinin kuruluşundan sonra şeriatın ve İslam </em><br><em>dünyasının mânevî reisi olarak kabul ettiği halife yanında, bir de sultan meydana çıkmış ve </em><br><em>yüksek hakimiyet bu iki makam arasında taksim olunmuştur. Filhakika din işleri halifeye, </em><br><em>dünya işleri de sultana intikal etmiştir. Böylece dini ve manevi bakımdan sultan nasıl halifeye </em><br><em>bağlı idiyse, siyasi bakımdan halife de sultana bağlı bulunuyordu”</em><strong>[8]</strong>. Selçuklularda din ve <br>dünya işlerinin ayrımına dikkat çeken bir diğer önde gelen Selçuklu tarihçisi ise Prof. Dr. <br>İbrahim Kafesoğlu’dur. Kafesoğlu “mevcut din ve dünya işlerini birbirinden ayrıma” <br>prensibinin Türk tarihinde daha önce de uygulandığını, fakat İslam dünyasında Selçuklularla <br>birlikte ortaya çıkan bir devlet anlayışı ve devletin yükselmesini sağlayan başlıca etkenlerden <br>olduğunu anlatır. Türk-İslam tarihinde bir dönüm noktası ve yeni bir devlet nizamı olan bu <br>durum Selçuklularda Tuğrul Bey’in uygulamaları ile din ve dünya işlerinin ayrılması (laiklik) <br>prensibi uygulanmaya başlanmıştır<strong>[9]</strong>.  <br>     Selçuklu sultanı Tuğrul Bey’in bu laik uygulamalarına başka önemli kaynaklarda da <br>rastlayabiliyoruz. Bunlardan bir tanesi Türk Tarihçiliğinin piri sayılan ve profesörlerin hocası <br>(Ordinaryüs) unvanına sahip Zeki Velidi Togan hocadır. Kendisi, sultan Tuğrul’un din ile <br>dünyevi işi ayırarak “İslam alemine yeni bir devlet nizamı” getirdiğini aktarır<strong>[10]</strong>. Türk <br>Tarihi üzerine pek çok akademik eser kaleme almış Yılmaz Öztuna da bu durumdan <br>bahsetmektedir. Öztuna’nın anlatımına göre Miladi 15 Aralık 1055 tarihinde Halife dünyevi <br>işleri Tuğrul Bey’e devretmiştir; kendisi ise sadece Müslümanların ruhani lideri olarak <br>kalmıştır<strong>[11]</strong>.  <br>     En önemli özelliği Laiklik olan Türk Medeni Kanun’un gerekçesini yazan eski adliye <br>vekili Hukukçu ve hukuk tarihi alanında oldukça bilgili olan Mahmut Esat Bozkurt da “İslam <br>tarihinden misaller vererek laik devletin doğuşunun Türklerden başladığını” anlatmıştır<strong>[12]</strong>. <br>Atatürk döneminde liselerde okutulan tarih kitaplarında da laiklik ilkesinin eski Türklere <br>dayandığından bahsedilmiştir<strong>[13]</strong>. Yukarıda bahsetmiş olduğumuz Joseph de Guignes’in <br>kitabından etkilenenler arasında Atatürk’te vardır. De Guignes, Tuğrul Bey’in laik uygulaması <br>konusunda Atatürk’ü etkilemiştir ve Atatürk kendi el yazılarında Tuğrul Bey’in laik <br>uygulamalarından bahsetmiştir. <em>“Tuğrul zamanında İslam âleminin idaresi resmen Türklere </em><br><em>verilmiş oluyordu. Bütün Müslüman dünyası bir kül(l) kabul olunuyordu. Tuğrul, dinî riyaseti </em><br><em>kabul etmedi. Laik bir devlet reisi kalmayı tercih etti. Unvanı Sultan-ı İslam oldu; dinî </em><br><em>riyasette Halifeyi bıraktı”</em><strong>[14]</strong>.  <br><strong>Sonuç: </strong> <br>     Sonuç olarak söyleyebiliriz ki Laiklik ilkesinin kökleri eski türklere, hatta ve Müslüman <br>Türk devletlerinden biri olan Selçuklulara dayanıyor. Türk devriminin öncüsü olan Atatürk <br>dahi kendi el yazılarında bunu belirtiyor. Bu ise şu anlama gelir. Laikliğin Fransa’dan alındığı <br>iddiasına en baştan Atatürk’te karşı çıkıyor. Çıkarılan bir diğer önemli sonuç ise laikliğin <br>Fransa’dan alındığı iddiasını Fransızların kendileri, Fransız devriminin fikir babası bile <br>reddediyor. Bu durumda hala laikliğin Fransızlardan geldiğini iddia etmek Tarih <br>Metodolojisinde hata yapmak anlamına gelmez mi?  <br>     Son olarak birkaç destekleyici kaynaktan bahsederek yazıyı sonlandıracağım. Türk <br>Tarihçiliğinin en önde gelen isimlerinden Ord. Prof. Dr. Mehmed Fuat Köprülü, Tuğrul Bey <br>devrinde halifenin devlet idaresinden soyutlanmasından, Selçukluların “yargıda laiklik” <br>uygulamasından bahsetmiştir<strong>[15]</strong>. Yukarıdaki sonucumuzu destekleyen başka bir ifade Prof. <br>Dr. Mehmet Saray’ın <em>“Lâik düşünce tarzı, yani din işleri ile devlet işlerinin ayrı tutulması </em><br><em>fikri, diğer bir ifadeyle başkalarının inancına saygı gösterilmesi konusu tarihimizin ilk </em><br><em>devirlerinden itibaren Türk insanının hayatında açık bir şekilde görülmüştür.”</em> İfadesidir<strong>[16]</strong>.  <br><strong>Kaynaklar: </strong><br><strong>[1]</strong> Ahmet Taner Kışlalı, Kemalizm Laiklik ve Demokrasi, Kırmızı Kedi Yayınevi, s.163 <br><strong>[2]</strong> Vatandaş İçin Medeni Bilgiler, Cilt1, Devlet Matbaası, İstanbul 1933, s.74 <br><strong>[3]</strong> A.g.e, s.131  <br><strong>[4]</strong> Joseph de Guignes, Histoire Générale Des Huns, Cilt2, Paris, Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi, s.197-198 <br><strong>[5]</strong> Œuvres Complètes de Voltaire, Cilt16, Paris, 1879, s.151 <br><strong>[6]</strong> Meydan Larousse Ansiklopedisi, Cilt11, İstanbul 1973, s.146; bunun benzerinden Prof. Dr. Erdoğan <br>Merçil’de bahsetmektedir. Bkz. Erdoğan Merçil, Büyük Selçuklu Devleti, Bilge Kültür Sanat Yayın, s.138  <br><strong>[7]</strong> Mehmet Altay Köymen, Selçuklu Devri Türk Tarihi, TTK Basımevi, Ankara 1989, s.10-11  <br><strong>[8]</strong> Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve İslam Medeniyeti, Ötüken Neşriyat, s.307   <br><strong>[9]</strong> İbrahim Kafesoğlu, Selçuklu Tarihi, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1972, s.123-124 <br><strong>[10]</strong> Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İş Bankası Kültür Yayınları, 2.bas., s.280 <br><strong>[11]</strong> Yılmaz Öztuna, Devletler ve Hanedanlar, Cilt1, 3.bas., Kültür Bakanlığı Yayınları, s.478 <br><strong>[12]</strong> Mahmut Esat Bozkurt, “Türklerde Laik Devlet Turanilerden Başlar”, Kurun, 1 Mart 1935, s.4 <br><strong>[13]</strong> Tarih IV Türkiye Cumhuriyeti, Devlet Matbaası, İstanbul 1931, s.203 <br><strong>[14]</strong> Genelkurmay, Atatürk'ün Türk Tarihi Yazıları, s.11-12; Ayrıca Bkz. ATATÜRK Kol. Kls. Nu.:11, Dosya <br>Nu.:232, Fihrist Nu.:1-15   <br><strong>[15]</strong> Mehmed Fuat Köprülü, “Ortazaman Türk Hukuki Müesseseleri”, TTK Belleten, Cilt2, Ocak 1938, s.39-72  <br><strong>[16]</strong> Mehmet Saray, “Türk İdare Sisteminin Temel Prensipleri ve Türklerin Dine Bakışı”, Atatürk Araştırma <br>Merkezi, Atatürk’ün İslama Bakışı: Belgeler ve Görüşler, s.1</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>