<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>İlter Dergisi &#45; Emir Ali Anter</title>
<link>https://ilterdergisi.com/rss/author/emir-ali-anter</link>
<description>İlter Dergisi &#45; Emir Ali Anter</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>İlter 2026 &#45; Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Kapitalizm, Yönetim Biçimleri ve Demokrasi Üzerine</title>
<link>https://ilterdergisi.com/kapitalizm-yoenetim-bicimleri-ve-demokrasi-uzerine</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/kapitalizm-yoenetim-bicimleri-ve-demokrasi-uzerine</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2864b46f247.jpg" length="65736" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 09 Jun 2026 20:55:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Emir Ali Anter</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Önsöz: Bu incelemede modern dünyanın putları olan Kapitalizm, Demokrasi ve Adalet-Eğitim kavramları detaylıca araştırılacaktır. Bu incelemeyi okuyucuya sunmaktan minnet duyarım<br><br><br><br>Sistemin tarih boyunca insanlıkla beraber gelişme gösterdiğini hepimiz biliyoruz. Avcı-toplayıcılardan bu yana olsa gerek bayağı bir ilerlemişiz binlerce yılda. Sinoplu Diyojen’i bilirsiniz. Henüz panoptikon bu kadar gelişmemişken insan bir nebze olsa sistemden bağımsız yaşayabiliyordu. Ancak modern devletlerin sahip olduğu gözetleme kapasitesi o kadar büyük ki insanın evinden hangi ayağıyla çıktığı bilinir hale geldi. Çağdaş idari yapılar, bireyi sürekli bir denetim ve kayıt altında tutarak onun hareket alanını görünmez duvarlarla örer. Bu devasa mekanizma, kendi varlığını sürdürmek, bürokratik aygıtlarını beslemek ve muhtelif kurumlar ile çeşitli şahıslar tarafından yönetilen hantal yapısını ayakta tutmak için çalışır. Çoğu zaman bireysel refah ve mutluluk, bu çarkların dönmesi yanında ikincil bir planda kalır. Büyük krizlerde, ekonomik buhranlarda veya savaşlarda sıradan insanların yaşadığı trajediler, sistem için sadece birer istatistiki veriden ibarettir. Kamusal alanda sergilenen o kurumsal hüzün dalgası ve kitleleri kucaklama iddiaları, aslında yapısal sadakati ve meşruiyeti tazelemek için üretilen bir imaj yönetiminden başka bir şey değildir. Günün sonunda sıradan vatandaşlar, sistemin bekası adına feda edilebilecek birer unsura dönüşür. Kitleler, hürriyet veya aidiyet gibi soyut kavramlar üzerinden mobilize edilirken, o büyük mitingler, samimi görünen tokalaşmalar ve meydan siyaseti birer halk adamlığı illüzyonuna dönüşür. Siyaset sahnesindeki aktörlerin, toplumun genel fukaralığına tezat oluşturan ayrıcalıkları ve her geçen gün katlanarak artan maddi imkanları, halkın bu döngüye inanmaya devam etmesiyle beslenir.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Demokrasi, on milyonlarca insanın kitle iletişim araçları ve belirli güç odakları tarafından manipüle edilip seçim sandığında kendisine sunulan sınırlı seçeneklerden hangisini seçeceğine karar vermesidir, başka bir şeyden ibaret değil. Haliyle insan da kendisinde bir yönetim gücü, bir seçme iradesi olduğunu zannedince içsel bir tatmin doğar ve demokrasinin en uygun yönetim biçimi olduğunu savunur. Oysa doğru ve ahlaki bir liyakat zemini üzerine inşa edilmezse, güçler ayrılığı ve denetim mekanizmaları işlemezse en az mutlak monarşiler kadar mantıksız bir yapıya bürünebilir. Ki demokrasi, doğası gereği popülizme ve aşırı derecede kötü kullanılmaya müsait bir yönetim biçimidir. İçerisinde birçok zıt kutup barındırır; genellikle bu zıt kutupların hürriyetinin bulunması yüzünden övülen bir yönetim biçimi olsa da bu durum kötüye kullanılma ihtimalini olağanüstü derecede yükseltir. Çünkü insanlar hakikate değil, inanmak isteyecekleri şeye inanacaklardır ve her insan aynı şeye inanmayacağından dolayı hangisi kulağına iyi, konforlu gelirse ona yönelme eğilimindedir. Bu durum toplumda derin bir kutuplaşma ve bölünme yaratır; bölünme şiddetlendikçe kargaşa artar, toplumsal doku ve barış yapısı bozulur. Bu kavganın sonunda kazanan sıradan insanlar değil, mevcut statükoyu elinde tutan sistem ve profesyonel siyasetçilerdir. Kitleler sağ ve sol suni ayrımlarıyla, ideolojik kamplaşmalarla birbirini hırpalarken, gücü ve sermayeyi elinde tutanların kazancı daima baki kalır. Halkı kendi çıkarlarına bir maşa gibi kullanırlar; siyasi elitler şah rolünü oynarken, geniş halk kitleleri piyon olmaktan öteye geçemez.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Siyasetçiler halkın cehaletinden, bilgi eksikliğinden ve duygusal reflekslerinden istifade edip yelkeni kitleler için fırtınalı denizlere, kendileri için ise güvenli ve müreffeh limanlara kırarlar. İşin acı tarafı, o fırtınaya gitmeye kendi rızasıyla ikna olan, manipüle edilmiş halktan başkası değildir. Sokrat’ın Platon’a demokrasinin yapısal açıklarından bahsettiği meşhur bir diyalog vardır. O mantığı modern bir uçak analojisiyle düşünelim: Bir uçaktasınız diyelim; kokpitte bir pilot, yardımcıları ve arkada yüzlerce yolcu var. Yolcular rotayı beğenmeyip şu taraftan gitsek hava daha güzel görünüyor, oradan gidelim diye oylama yapıyor. Pilot ise teknik donanımı, meteoroloji bilgisini ve doğru yolu bildiği için bu popülist öneriyi reddediyor. Şimdi siz uçağın güvenliğini ve kendi canınızı teknik ehline mi emanet ederdiniz, yoksa çoğunluğun anlık hissiyatına ve sıradan yolcuların reyine mi? İşte, eğitimsiz ve manipülasyona açık demokrasilerin özeti budur.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Eşitlik, adalet, demokrasi gibi yüce kavramlar, çoğu zaman insanı bir kukla gibi oynatmak, rızasını üretmek için kullanılan retorik araçlardır. Tarih boyunca eşitlik maskesinin egemen sınıflar tarafından nasıl esnetildiği, genişletilip daraltıldığı zaten yeterli bir ipucu veriyor. Bir zenginin oğlu ile bir fakirin oğlu yasa önünde gerçekten eşit midir? Birinin arkasında en iyi hukuk bürolarından, uzmanlardan oluşan koca bir avukatlar ordusu varken, diğerinin doğru düzgün bir giysisi, kendini ifade edecek bir mecali bile yoktur. Mağdur olanın yoksul bir genç olduğunu varsayalım; bu çocuk, paranın satın alabildiği o devasa hukuki koruma duvarı karşısında kendini nasıl savunacaktır? Hukuk, saygı, sevgi, liyakat ve nicesi, paraya ve güce göre esner, büzülür ve yıkılır. Bir zengin çocuğunun, bir fakir çocuğunu kasten yaraladığını ve mahkemede karşı karşıya geldiklerini varsayalım. Güçlü olanın arkasında resmen bir mekanizma çalışır: Maddi güçle yönlendirilen sahte deliller, nüfuzlu avukatlar, rüşvete veya makam baskısına boyun eğerek görevini suiistimal eden muhtelif yargı mensupları süreci baltalayabilir. Diğerinin ise tek avukatı ve şahidi, mahkeme salonunun soğukluğunda titreyen yırtık pırtık kıyafetleridir. Yasa önünde mutlak ve soyut bir eşitlik, sosyo-ekonomik adalet sağlanmadığı müddetçe imkansızdır; boş bir slogandan ibaret kalır. Şöyle düşünelim: Güç dengesi tam tersine dönse, bu sefer mülk sahipleri eşitsizlikten şikayet etmeye başlar. Teori en başında burada, yani pratik alanda çürür. Eğer gerçekten ahlaki, erdemli, sınıfsal çıkarlardan bağımsız hakiki bürokratlar ve yöneticiler yetiştirilebilirse hiç olmazsa adalet sağlanabilir. Ama çoğu zaman hukuk, güçlülerin çıkarlarını koruyan kanunların lafta kalmasından ibarettir.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Kendi görüşlerimi birer dogma olarak kabul etmemek adına, bu teze karşı antitezler üretmeyi bir zorunluluk olarak görüyorum. Örneğin demokrasinin alternatifi olarak teknotrasinin yürürlükte olduğunu varsayalım; yani ülkeyi uzmanlar, ekonomistler, mühendisler ve bilim insanları yönetsin. İlk bakışta rasyonel görünen bu sistem, zamanla o uzmanların kendi sınıfsal, akademik ve profesyonel çıkarlarını toplumun genel çıkarının üstünde tutmasıyla neticelenir. Bilgi bir hegemonya aracına dönüşür ve sistem adım adım soğuk, teknokratik bir diktatörlüğe evrilir. Veyahut sadece siyaset, ekonomi, genel kültür alanlarında belirli bir testi, entelektüel barajı geçenlerin oy kullanabildiği epistokrasi modelini ele alalım. Bu sefer de o sınavı hazırlayan, soruları belirleyen merkezi güç, kendi yandaşlarını ve kendi ideolojisini sistemden geçirecek mekanizmaları kuracaktır. Nitekim tarih boyunca bu ve benzeri niteliksel oy yöntemleri yoksulların, azınlıkların ve alt sınıf olarak görülen halkların siyasetten dışlanmasında, onların haklarının gasp edilmesinde birer silah olarak kullanılmıştır. Bu tez ve antitez sarmalından sonra varılacak nihai kanım şudur: İdeal devlet, donmuş ve dogmatik kurallara sıkışmış bir yapı değil, toplumsal ihtiyaçlara ve adalete göre esneyebilen, kendi hatalarını görebilen ve sürekli değişebilen devlettir.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Ancak bu siyasi tiyatronun ve hantal devlet aygıtının arkasında, onu besleyen ve yönlendiren çok daha büyük bir ekonomik motor çalışmaktadır: Kapitalizm. Demokrasinin tıkandığı, eşitliğin lafta kaldığı her noktanın altında, kapitalist üretim ilişkilerinin yarattığı şu yirmi temel kriz ve çelişki yatmaktadır.</span><br><br></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Kapitalizm, tarihin o meşhur sonunu getirdiğini ilan ettiğinde herkes derin bir nefes almıştı. Ne de olsa artık büyük ideolojik kavgalar bitmiş, insanlık devasa alışveriş sepetleriyle o nihai huzura erecekti. Gelgelelim, bu ebedi barış yalanı kâr oranlarının düşme eğilimiyle ilk kez duvara tosladığında kimse ne olduğunu pek anlamadı. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Sistem, her şeyi ama her şeyi satılık bir nesneye dönüştürme konusunda adeta şeytani bir dehaya sahip. Kutsal saydığınız ne varsa bir süre sonra barkodlanıp rafa koyulur. Marx’ın o çok sevdiği katı olan her şeyin buharlaşması durumu tam da budur işte. Bütün o ulvi değerler, borsanın açılış gonguyla birlikte nakit paranın soğuk sularında boğulur gider. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Özgürlük masalını ele alalım. Sana binlerce çeşit diş macunu arasından seçim yapma özgürlüğü verilir ama iş çalışma şartlarına veya yaşam standartlarına gelince nedense o çok övülen seçenekler birden tükeniverir. Raf ömrü uzun olan şeyler özgürlükler değil, özenle tasarlanmış tüketim alışkanlıklarıdır. İnsan, kendi yarattığı nesnelerin kölesi olduğunu fark edemeyecek kadar meşgul bugünlerde. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Meta fetişizmi dedikleri o garip büyü her yanımızı sarmış durumda. Sabah giydiğin ceket, bindiğin araba ya da elindeki kahve bardağı seninle konuşur sanki. Onlara atfettiğimiz o mistik değer, aslında bizim kendi çalınmış emeğimizden başka bir şey değil. Emeğimizi masaya koyup karşılığında aynaya bakarak kendimizi alkışlıyoruz. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Bir de şu meşhur kriz meselesi var. Eskiden krizler kıtlıktan çıkardı; tarlada ekin biterdi, yağmur yağmazdı, aç kalırdın. Şimdi işler tam tersi bir deliliğe evrildi. Piyasada o kadar çok mal var ki, sırf bu bolluk yüzünden insanlar işsiz kalıp açlığa mahkum oluyor. Aşırı üretim krizi dedikleri bu komedi, sistemin kendi kuyruğunu yiyen obur bir yılan olduğunun en net kanıtıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Fabrikaların depoları ağzına kadar doluyken sokaklarda insanların o ürünlere ulaşamaması ne tuhaf değil mi? Sorun malın olmaması değil, o malı alacak paranın senin cebinde bulunmamasıdır. Üretim kapasitesi göklere çıkarken satın alma gücünün yerlerde sürünmesi, kapitalizmin o meşhur rasyonel aklının şahikasıdır. Hakikaten muazzam bir akıl işliyor arka planda. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">İnsanların gerçek ihtiyaçları için değil, sırf kâr etmek için üretilen milyarlarca çöp var dünyada. İhtiyaç dediğimiz şeyin kendisi bile artık fabrikasyon bir ürün. Bir akıllı telefonun seni daha akıllı yapmayacağını gayet iyi bilirsin. Ancak reklam panoları sana aksini öyle bir fısıldar ki, cebindeki son kuruşu o cam parçasına yatırırken kendini radikal bir devrimin parçası sanırsın. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Rekabet efsanesi ise sistemin en sevilen ninnilerinden biridir. Serbest piyasa denen o devasa ormanda herkesin eşit şartlarda yarışa başladığını iddia ederler. Oysa bazıları o yarışa özel jetle havalanarak başlarken, sen ayaklarındaki sınıfsal prangaları çözmekle meşgulsündür. Sonra da dönüp o tatlı dilleriyle sana yeterince çalışmadığını söylerler. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Serbest rekabet eninde sonunda tekelciliği doğurur. Küçük balık büyük balığı falan yemez, büyük balık küçük balığı sadece meze yapar. Gidip o koca marketlerin raflarına bir bak. Yüzlerce farklı marka varmış gibi durur ama o ambalajların arkasına sızdığında, hepsinin sularının sadece üç beş dev holdingin havuzuna aktığını görürsün. İllüzyon ustalıkla tasarlanmıştır. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Sistemin kalbinde yatan o bitmek bilmez kâr hırsı, yeryüzündeki her şeyi bir sömürü aracına çevirir. Doğa, bilançolarda sadece bedava bir hammadde deposu ve tahsis edilmiş sınırsız bir çöplüktür. İklim krizini çözmek için bile yeşil kapitalizm diye bir şey icat edip onu da satmaya kalkarlar. Dünyayı yakarken çıkan dumanı filtreleyip, o filtreyi de sana kâr marjıyla kakalarlar. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Emeğin yabancılaşması dediğimiz şey sadece tozlu kitaplarda kalan bir felsefe terimi değil, sabahın köründe bindiğin o metrodaki boş bakışların ta kendisidir. İnsan kendi yarattığı ürüne, saatlerini harcadığı işine ve en nihayetinde bizzat kendisine yabancılaşır. Bir çarkın dişlisi bile sayılmazsın artık; sadece istedikleri an fişini çekebilecekleri basit bir maliyet kalemisin.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">İşçi, ürettiği o devasa değerden sadece hayatta kalmasını ve ertesi gün tekrar üretim bandına dönmesini sağlayacak kadar kırıntı alır. Geri kalan o devasa artı-değer, patronun kasasına doğru sessizce süzülür. İşin en komik tarafı, patron bunu yaparken sana büyük bir lütufta bulunuyormuş gibi davranır. Seni çalıştırarak sana iş verdiğini iddia eder. Oysa o masadaki tüm değeri sıfırdan yaratan sensindir. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Bir de şu parlak modern plaza hayatı var tabii. Mavi yakalıların sömürüsü yetmezmiş gibi beyaz yakalıları da birer excel tablosu kölesine çevirdiler. Unvanlar şatafatlıdır; havalı ingilizce terimler havada uçuşur. Ama ay sonu geldiğinde o şatafatlı unvanların yüksek kirayı ödemeye yetmediğini, cebindeki paranın alay ettiğin işçininkinden pek de farklı olmadığını acı bir şekilde fark edersin. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Çalışma saatleri sözde düştü, teknoloji hayatımızı kolaylaştıracaktı hani? Eskiden insanlar haftada belirli bir saat çalışırken, şimdi akıllı telefonlar ve mailler sayesinde yedi gün yirmi dört saat patronun cebindesin. Teknolojik ilerleme sana daha fazla boş zaman kazandırmak yerine, seni daha verimli ve kesintisiz sömürmenin o zarif yollarını icat etti. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">İşsizlik, sistemin bir hatası veya eksikliği değil, tam tersine özenle koruduğu bir özelliğidir. O kapıda bekleyen yedek sanayi ordusu olmasa senin maaşını nasıl düşük tutacaklar? Sen içeride aman işimden olmayayım diye tir tir titrerken, dışarıda senin işini daha ucuza yapmaya dünden razı devasa bir kalabalık bekler. Bu işsiz kalma korkusu, sistemi ayakta tutan en sağlam çimentodur. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Finans sektörü ise tamamen ayrı bir varoluşsal komedi sunar. Reel dünyada hiçbir değer üretmeden, sadece paradan para kazanmanın o akıl almaz büyücülüğü. Fabrikalar kapanır, tarlalar kurur ama borsalar rekor üstüne rekor kırar. Gerçek hayatta hiçbir fiziksel karşılığı olmayan o hayali değerler üzerinden milyarlarca dolar el değiştirir. Biz de hep beraber bu devasa sanal kumarhanenin çökeceği günü bekleriz.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Wall Street'teki o parlak çocuklar bilgisayar ekranlarında birkaç tuşa basarak bütün bir ülkenin ekonomisini tek hamlede yerle bir edebilir. Ürettikleri tek kalıcı şey periyodik krizdir. Ama o balon patladığında nedense bedelini o takım elbiseliler değil, maaşından kesinti yapılan, işinden atılan sıradan insanlar öder. Kazançlar her daim özeldir, zararlar ise nedense hep ustalıkla toplumsallaştırılır. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Paranın doğası artık gerçeklikten o kadar koptu ki, sistem sadece kitlesel bir inanç ayinine dönüştü. Dünyanın öbür ucunda bir spekülatörün sabah kahvesini yudumlarken verdiği bir tuş kararı, senin akşam sofrandaki ekmeğin fiyatını değiştiriyor. Bu görünmez diktatörlüğün estetik adı serbest piyasadır. Kimse sana zorla bir şey yaptırmaz ama herkes görünmez bir kırbacın altında o muazzam hizaya girer. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Eğitimi ele alalım mesela. Okullar, bireyleri özgürleştiren aydınlanma yuvaları falan değil, piyasanın anlık ihtiyaçlarına göre uysal iş gücü yetiştiren fabrikalardır. Sana nasıl bağımsız düşüneceğini değil, o raporları zamanında nasıl teslim edeceğini öğretirler. Sistem sorgulayan veya isyan eden insan istemez; çarkları döndürecek, kredi kartı ekstresini ödemek için her şeye boyun eğecek yetkin teknisyenler arar. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Sağlık da bu metalaşma furyasından nasibini alır elbette. Hasta bir insan kapitalizm için tedavi edilmesi gereken bir özne değil, faturası kesilecek potansiyel bir müşteridir. Hastalık ne kadar kronikse müşteri o kadar sadıktır. Seni tamamen iyileştirmek yerine seni sürekli ilaca bağımlı kılan o dev sektör, kâr marjını bu sayede maksimize eder. Sağlık satılan bir hizmete dönüştüğünde, yaşamak cüzdanı kabarık olanlara has bir ayrıcalık olur.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Devletin sınıflar üstü ve tarafsız olduğu masalı da çok tutar. Devlet, sanki bütün o kavganın dışında yüce bir hakemmiş gibi davranır. Oysa o meşhur hukuk mekanizmaları, vergi yasaları ve gerektiğinde inen o polis copu, günün sonunda her zaman kutsal mülkiyeti korumak için oradadır. Sistem sıkıştığında devlet hemen devreye girer, batan bankaları halkın parasıyla kurtarır ama evine haciz gelen vatandaşa dönüp piyasanın acımasız kuralları der. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Bir kriz anında büyük holdinglerin devasa vergi borçları tek bir gece yarısı kararnamesiyle siliniverir. Senin maaşından ise daha sen parayı eline almadan vergiyi tıkır tıkır keserler. Adalet heykeli gözü kapalı bir şekilde o meşhur teraziyi tutar ama nedense o terazi her zaman cüzdanı kalın olanın, arkası sağlam olanın tarafına doğru ağır basar. Hukuk, gücün ve paranın yazdığı bürokratik bir şiirden ibarettir aslında. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Demokrasi ve kapitalizmin el ele yürüdüğü yalanı da ayrı bir trajedidir. Sandığa gidip o zarfı attığında sistemi kökünden değiştirebileceğine inandırılırsın. Oysa önündeki seçeneklerin sınırları çoktan o devasa holdingler, medya patronları ve lobiler tarafından çizilmiştir. Farklı ambalajlara sarılmış aynı ekonomik politikaları seçme özgürlüğüdür sana sunulan. Sermayenin görünmez vetosu her zaman halkın masum oyunu bozar. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Küresel eşitsizlik ise bu yapının üzerine inşa edildiği devasa bir mezarlıktır. Merkez ülkelerin o şatafatlı refahı; çevrenin, güneyin, o isimsiz coğrafyaların iliklerine kadar sömürülmesiyle ayakta durur. Senin indirimden ucuza aldığın o renkli tişörtün maliyetini, dünyanın bir ucunda havasız atölyelerde günde on dört saat çalışan çocuklar öder. Birilerinin aydınlık cenneti, ötekilerin karanlık cehennemi üzerine kuruludur. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Emperyalizm artık eskisi gibi haritalar çizip asker göndererek yapılmıyor. Uluslararası kredi kuruluşları, yapısal uyum programları ve devasa dış borçlandırmalar çok daha steril ve temiz bir işgali sağlıyor. Bir ülkeyi tankla tüfekle işgal etmelerine gerek kalmaz; onları dolarla ve yüksek faizle tek kurşun atmadan hizaya getirirler. Bağımsızlık dedikleri o bayrak sallama ritüelleri, küresel fonların kapısında kredi dilenirken anlamını çoktan yitirir. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Medya bu modern sirkte harika bir illüzyonist rolü oynar. Sana ne düşünmen gerektiğini açıkça dayatmazlar belki ama ne hakkında düşünmen gerektiğini kusursuzca belirlerler. Sistemin temel çelişkileri, o derin gelir uçurumları hiçbir zaman ana haber bültenlerinde tartışılmaz. Onun yerine suni gündemler, ucuz magazinsel kavgalar ve korku senaryolarıyla zihnin sürekli bir uyuşukluk halinde tutulur.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Eğlence endüstrisi de o büyük kültürel uyuşturucudur işte. Bütün gün bedensel veya zihinsel olarak sömürüldükten sonra eve gelip bir ekrana bakarak beynini nadasa bırakırsın. Sana sunulan o pırıltılı popüler kültür ürünleri, aslında gerçeğin ne kadar acı ve çirkin olduğunu unutturmak için tasarlanmış renkli ağrı kesicilerdir. Gülersin, ağlarsın, izlersin ve ertesi sabah alarm çaldığında tekrar o çarkın içine girersin. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Sistem, kendisine yönelen o haklı öfkeyi bile şık bir şekilde paketleyip satmayı başarır. En radikal devrimcinin silüetini tişörtlere basıp lüks mağazalarda yüksek kâr marjıyla satmak, kapitalizmin o arsız dehasının en estetik örneğidir. Sisteme başkaldıran müzik grupları bile günün sonunda milyarlarca dolarlık plak şirketlerinin en kârlı gelir kalemleri haline gelir. İsyan etmek bile barkodu olan ve raf ömrü bulunan ticari bir metadır artık. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Sürekli büyüme takıntısı dünyanın sonunu getiriyor ama o koca geminin kaptan köşkünde kimsenin frene basmaya niyeti yok. Her mali çeyrekte bir öncekinden daha fazla büyümek, daha fazla yeryüzünü kazmak ve daha fazla satmak zorundalar. Sonsuz bir iştahla, sınırları belli olan bir gezegeni kemiren bu mantık, biyolojideki bir kanser hücresinin çalışma mantığıyla birebir aynıdır. Kanser de yerleştiği bedeni öldürene kadar amansızca büyür.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Bu devasa ve soğuk mekanizma içerisinde birey, kendi varoluşsal krizleriyle bir başına bırakılır. Yaşadığın o derin mutsuzluğun sistemsel bir sorun değil, tamamen senin kişisel yetersizliğin olduğuna ikna edilirsin. Eğer borç batağındaysan veya tükenmişlik sendromu yaşıyorsan sistemin yapısal bir çöküşü yoktur; sen o sabah beş uyanma rutinlerini yapmamış, kişisel gelişim kitaplarını yeterince içselleştirememişsindir.</span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Başarı miti, sokaktaki yorgun insanı oyalayan en büyük ve en lezzetli havuçtur. Herkes günün birinde o yüzde birlik zengin kesime katılabileceği umuduyla koşturur. Milyoner olma hayali satan yılbaşı biletleri gibi, sistem de sana bir gün o büyük masada yerin olacağı yalanını satar durur. Ama o masadaki sandalyelerin sayısı hiçbir zaman değişmez ve sen sadece hayatın boyunca onlara garsonluk yaparsın.  </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Kadın emeği üzerindeki çifte sömürü bu yapının en ikiyüzlü yanlarından birini oluşturur. Hem evde ücretsiz yeniden üretim işini omuzlarlar hem de piyasada ucuz iş gücü olarak konumlandırılırlar. Sözde eşitlik ve güçlendirme naraları atılırken, sistem kadının o görünmez emeği üzerinden devasa bir ekonomik tasarruf sağlar. Kapitalizm, en ilerici göründüğü anlarda bile o eski ataerkil sistemle gayet uyumlu bir şekilde vals yapar.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Toplumsal dayanışma ağları bilinçli ve sistematik bir şekilde parçalanır. Bireysellik öylesine zehirli bir dozda pompalanır ki, yan komşunun işsiz kalması veya açlığı senin için sadece istatistiksel, soğuk bir veri haline gelir. Herkesin kendi paçasını kurtarması gerektiği felsefesi toplumsal genlerimize kazınır. Örgütlenmekten, yan yana durmaktan korkan yığınlar, o devasa sermayenin karşısında tek başlarına ve çırılçıplak kalırlar. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Göçmen ve mülteci krizleri, bu küresel çürümenin en somut yansımalarından biridir. Sermaye dünyanın her yerinde sınırlar ötesine özgürce ve saniyeler içinde dolaşırken, o sermayenin dolaylı yarattığı krizlerden kaçan insanlar beton duvarlara ve jiletli tellere takılır. En ucuz, en güvencesiz emek olarak sömürülecekleri güne kadar o kapıların arkasında bekletilirler. Sınırlar sadece para için kalkmıştır, nefes alan insanlar için değil. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Teknolojinin otomasyona doğru evrilmesi, insanlığın kurtuluşu olabilecekken piyasa mantığı içinde büyük bir tehdide dönüşür. Robotların senin üretim bandındaki yerini alması demek senin daha çok dinlenip sanata vakit ayırman anlamına gelmez; o senin doğrudan aç kalman anlamına gelir. Çünkü üretimi yapan o teknolojik araçlara sahip olanlar sen değilsindir. Makine verimliliği devasa oranda artırır ama o artan zenginlik hiçbir zaman senin maaş bordrona yansımaz. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Zaman kavramımız bile tepeden tırnağa metalaşmıştır. Gündüz vakti patrona satılık bir emtia, gece ise ertesi günkü sömürüye fiziksel olarak hazırlanmak için verilmiş zorunlu bir dinlenme molasıdır. Hayatın ritmi mevsimlere veya doğaya göre değil, vardiya saatlerine ve mesai çizelgelerine göre ayarlanır. Boş zaman dediğin o kısa aralık bile aslında yeni baştan kurgulanmış bir tüketim zamanıdır. Sistemin dışına çıkıp hiçbir şey yapmadan sadece durmak, neredeyse suç işlemeye eşdeğer bir eylem gibi hissettirilir.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Ahlak ve erdem dediğimiz kavramlar, piyasanın acımasız kurallarına göre yeniden yazılır. Dolandırıcılık çok büyük ölçekte, yasal kılıflarla ve holdingler aracılığıyla yapıldığında bunun adı vizyoner girişimcilik olur. Küçücük bir hırsızlık yaparsan hapsi boylarsın ama milyonlarca insanın emeğini yasal boşluklarla çalarsan seni yılın iş insanı seçip dergilere kapak yaparlar. Sistemin ahlak terazisi, sadece o ağırlığı tartabilecek kadar kalın cüzdanlarla çalışır. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Kentler, insanların bir arada huzurla yaşayacağı mekanlar olmaktan çıkıp tamamen ranta dayalı, nefes alınmayan beton yığınlarına dönüşür. O eski mahalle kültürü yerini yüksek güvenlikli, steril sitelere bırakır. İnsanlar birbirlerinden devasa duvarlarla, kameralarla ve güvenlik görevlileriyle ayrılır. Şehirler devasa birer anonim şirket gibi yönetilir; sokaklar birer reklam vitrini, vatandaş ise o koca alışveriş merkezinin içindeki sıradan bir müşteridir artık. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Gelinen son noktada kapitalizm kendi yarattığı o muazzam çöplüğün ve krizlerin içinde debeleniyor. Durdurulamayan küresel ısınma, devasa gelir eşitsizlikleri, sürekli patlak veren finansal balonlar ve yükselen toplumsal öfke, bütün bunlar sistemin o örtülemez iç çelişkilerinin dışavurumudur. Kendi mezar kazıcılarını bizzat kendi elleriyle yaratmaya inatla devam ediyor; sadece o mezarın tam anlamıyla kazılması hepimizin beklediğinden biraz daha uzun sürüyor. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Sonuçta her tarihsel sistemin, her sosyo-ekonomik yapının bir miladı vardır. Kapitalizm de ebedi bir doğa kanunu değil; bir gün tarih kitaplarında tıpkı kölelik veya feodalizm gibi insanlığın çok tuhaf, vahşi ve akıl dışı bir dönemi olarak okutulacak. O zamana kadar bu devasa komediyi izlemeye ve bu çarkın içinde kendimizi irili ufaklı yalanlarla avutmaya devam edeceğiz. Fakat o yaldızlı vitrin camlarının ardındaki derin çürüme, artık hiçbir parfümle saklanamayacak kadar keskin ve gerçek bir şekilde kokuyor.<br><br><br></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>19 Mayıs&amp;apos;ın Önemi</title>
<link>https://ilterdergisi.com/Atat%C3%BCrk</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/Atat%C3%BCrk</guid>
<description><![CDATA[ Bu incelemede 19 Mayıs&#039;ın Türk Milleti açısından önemi işlenecektir ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a0ca2e773b25.jpg" length="73574" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 19 May 2026 20:37:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Emir Ali Anter</dc:creator>
<media:keywords>Atatürk, Türk Milleti, 19 Mayıs, Gençlik, Vatan</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">-<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;">   </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;">               </span>BİR BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ OLARAK 19 MAYIS<br><br></span><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;">                                             </span><br><span style="mso-spacerun: yes;">                                           </span><b style="mso-bidi-font-weight: normal;">ÖNSÖZ<o:p></o:p></b></span></p>
<p class="MsoNormal"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><o:p> </o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">19 Mayıs, sadece Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı gün olarak nitelendirilmemelidir. 19 Mayıs, Türk milletinin, Çiçi Han’dan Ergenekon Destanı’na, Ergenekon Destanı’ndan Kürşad İsyanı’na, Kürşad İsyanı’ndan daha nice zulme boyun eğmememizin son ve en şanlı olanıdır. Aziz Türk Milleti, verdiği İstiklal Harbi içinde, düşmana yurdu dar etmiş, akabinde Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde, büyük bir zafer kazanılmıştır. İşte, tüm bu direnişin başlangıcıdır 19 Mayıs, Türk milletinin, yeniden doğduğu gündür 19 Mayıs. Bu olayın önemi şüphesiz tarihimizde çok büyüktür. İşbu yazıda, 19 Mayıs ele alınacaktır.<br><br><span style="mso-spacerun: yes;">                                         </span><br><span style="mso-spacerun: yes;">                           </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Osmanlı İmparatorluğu, dünya içerisinde değişen meselelere ok yaydan çıkana kadar çoğunlukla önem göstermemiştir. Özellikle 17. Yüzyıl’ın ortasında, Köprülüler, Osmanlı’nın içindeki çürümeyi fark etmiş, sistemi tamir etmeye çalışan birer tamirci gibi davranmışlardır. Şüphesiz ki Köprülüler Devri’nin tarihimizde önemi büyüktür. Fakat bu süreci bir inkılap olarak değerlendirmek metodolojik olarak bir hatadır. Köprülüler, sistemi baştan aşağı değiştirmemiş, sadece kusurlu yapıları tamir etmişti. Bu tezi şöyle somutlaştırabiliriz: Bir balkon düşünün, her yerinde hamamböcekleri var. Köprülüler bu balkonu gördüğünde, hamamböceklerini yere fırlatmıştı, balkon da “şimdilik” temizlenmişti. Ancak Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Viyana Bozgunu’nun ardından gelen ne kadar kutsal oldukları meçhul Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları’nda, 16 yıllık amansız bir savaş yaşayan Osmanlı Devleti’nin omurgası bükülmüştür. Özellikle Salankamen Meydan Muharebesi’nde Fazıl Mustafa Paşa bir kurşun ile şehit düşmüş,<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>başlangıçta Osmanlılar lehine giden muharebe, sadrazamın şehitliğinin ardından tam bir bozgun ile sonuçlanmıştır. Haliyle sadrazamın şehit olması, Osmanlı askerlerinin moralinde büyük bir darbeye yol açmış, geriye kalan sekiz yılın başlarında Osmanlılar aleyhine büyük bir taarruz varken, Kaptan-ı Derya Mezzomorto Hüseyin Paşa ve o dönem bazı görevlere getirilmiş olan Köprülü Amcazade Hüseyin Paşa’nın, bu iki Hüseyin’in çabaları göze çarpmaktaydı. Ancak İttifak cephesinde, belki de tarihin gördüğü en büyük askeri dehalardan biri olan, Napolyon Bonapart’ın bile örnek aldığı Savoy Prensi Eugene vardı. II. Mustafa, Avusturya Seferlerinde ordusu yönetebilse de, Zenta Muharebesi’nde aldığı ağır bozgun, aynı zamanda sadrazam Elmas Mehmed Paşa’nın muharebe sırasında şehit düşmesi sonucunda 1699’a kalan iki yılda barış çabalarına girişilip, nihayetinde 1699’da Karlofça Barış Antlaşması’na imza atılarak, Osmanlı Avrupa karşısındaki ilk büyük toprak kaybını ve bozgununu yaşamıştır. Geri kalan yıllarda yine Avrupa devletleriyle girişilen savaşlar (Prut Savaşı’ndan Napolyon Bonapart’ın Mısır’ı işgaline ve geri çekilişine kadar olan savaşlar) Osmanlı’yı daha da yıpratmıştır. 19. Yüzyıl’da II. Mahmud, ülkeyi yenileme çabasına girişmiştir ve kısmen başarılı olmuştur. Genellikle Çar Petro ve II. Mahmud birbirlerine benzetilip karşılaştırılır. Fakat bu çok yaygın bir metodolojik hatadır. Öncelikle, aralarında neredeyse bir yüzyıl fark vardır. (Petro’nun tahta çıkışı: 1700, Mahmud’un tahta çıkışı: 1808) İkinci olarak, ikisinin vaziyetleri farklıdır. Petro’nun çarlığı boyarlar yüzünden tıkanık bir haldeyken, Osmanlı İmparatorluğu’nun vaziyeti köhneleşmiş medrese sistemi, tecrübesiz padişahlar, ilmiye sınıfında torpillerin artışı, teknolojik gelişmelerin takip edilmemesi, yeteneksiz devlet ricali, merkezi otoritenin zayıflığı, yeniçeri ocağının bozulması akçenin değer kaybı ve daha nice sebeple açıklanabilir. Rusya’nın ilerleyebileceği büyük bir bozkır vardı. II. Mahmud’un güneyi Kavalalı ile, doğusu Kaçarlar ile, kuzeyi Rus ile, batısı da Avrupalılar ile çevreliydi. Osmanlı Modernleşmesi sürecini değerlendirmeden bu olaylarla bağlantılı olan, Türk’ün şanlı kurtuluşunun başlangıcı olan 19 Mayıs’a geçmeyi düşünmek, metodolojik bir hata olacaktır. Temelsiz bir bina, çökmeye mahkûmdur. Buna İkinci Mahmud devrinden başlamayı uygun gördük.<br><br>Mahmud II döneminde yapılan modernleşme hareketleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun yapısını önemli ölçüde değiştirmiştir. Örneğin Vaka-i Hayriye yani<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması, ardından Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusunun kurulması, modern Türk Silahlı Kuvvetleri’nin temelini atmıştır. Geleneksel ordu sisteminden Avrupai ordu sistemine geçişte önemli bir adımdır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Daha önce ufak çaplı avrupaileşme hareketleri görüldüyse de ilk defa büyük ölçülü avrupaileşme, Enver Ziya Karal’ın tabiriyle cesur bir reformcu olan Selim III’le başlamıştır. Kurulan Nizam-ı Cedid ordusu orduda avrupaileşmenin başlangıcı olmuş, ardından kısa süre sonra kaldırılsa da Mahmud II dönemindeki Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusuna zemin hazırlamıştır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Her ne kadar Mahmud II Sekbân-ı Cedid ordusunu Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusundan yaklaşık 18 yıl önce cülusunun ilk yılında kursa da, bu ordu kısa süreli oldu. Daha sonra çeşitli yenilikler yapılmış ve günümüz Türk Silahlı Kuvvetleri’ne zemin hazırlamıştır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Ayrıca, II. Mahmud döneminde Avrupa’ya ilk defa öğrenci gönderilmiş, bu da ileride Osmanlı İmparatorluğunda Jön Türkler adlı hürriyetçi sınıfın ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Burada garp tarzı eğitim gören talebeler Meşrutiyetçi sistemi benimsemiş ve Osmanlı İmparatorluğu’na bu sistemi getirmek istemiş, 1876’da kısmen muvaffak olmuşlardır. Fakat II. Meşrutiyet kadrosunun çekirdek isimlerine baktığımızda çoğunun Avrupa’da eğitim görmediği aşikardır. Nitekim, Meşrutiyet ve Hürriyet anlayışı Osmanlı İmparatorluğu’nda Hamidiye Devrinde gerek mecmualarla, gerek gazetelerle, gerek de cemiyetlerle yayıldı.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Şüphesiz ki Avrupa’ya öğrenci gönderilmesi Mahmud II döneminde aniden gerçekleşmedi. Selim III devrinde Londra’ya elçi olarak gönderilen Yusuf Agâh Efendi’nin lisan eğitimi almaları için (bilhassa Fransızca) Mehmed Derviş Efendi ile Mehmed Tahir Efendi aracılığıyla Avrupa’ya talebe yollama meselesinin temeli atılmıştır.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Fransa Büyükelçisinin yardımıyla dil eğitimi görmesi için Fransa’ya gönderilen İshak Efendi de örnek gösterilebilir. İlk talebelerden biri de 1820’de Fransa’ya gönderilen, Cezayir ulemasından Hamdan Efendi’nin oğlu Seyid Ali (Müşir Ali Rıza Paşa) idi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Talebe gönderimi ise resmi olarak 1830’da Mahmud II döneminde Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasınıdan sonra kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusuna subay yetiştirmek gayesiyle, Hüseyin, Abdüllatif, Mehmed Reşid, Ahmed ve Edhem (sonradan sadrazam olan Edhem Paşa) isimli 5 öğrenci Avrupa’ya gönderildi. Avrupa’ya gönderilen talebelerde daha çok paşazâde ve sefir çocukları, (Örneğin: 1834-1837 arasında Paris’teki St. Louis İdadisi’nde okuyan, Paris Sefiri Mustafa Reşid Paşa’nın mütercim Ruhiddin Efendi’nin oğlu olan, geleceğin sadrazamlarından Ahmed Vefik Paşa, Enderun talebeleri ile Harbiye, Bahriye ve Tıbbiye’den mezun öğrenciler seçilmiştir. Velhasıl, Avrupa’ya talebe gönderilmesi, hem Osmanlı İmparatorluğu’na aydın insanlar yetirtişmiş, hem de hürriyetçilik<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>ve meşrutiyetçiliğin Osmanlı’da yayılmasına katkı sağlamıştır. Bu da Modern Türkiye Cumburiyeti’nin temelini atmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Hürriyetçiliğe gelecek olursak, Hürriyetçilik akımı İmparatorluğun sosyo-politik yapısını değiştirmiştir. Fransa ve İngiltere’deki özgürlükçü düşünceler, Osmanlı İmparatorluğu’na hürriyetçilik adıyla yansımıştır. Namık Kemal, Ali Suavi ve Ziya Paşa gibi isimler bu akımın bilinen temsilcilerindendir. Nihayetinde 1876’da I. Meşrutiyet ilan edildi. Osmanlı’nın ilk anayasası olan Kanun-i Esasi yürürlüğe girdi. Fakat Sultan Hamid 13 Şubat 1878’de meclisi süresiz tatil edince hürriyetçilik yeniden ilan edilmek için 31 yıl beklemek zorunda kaldı. Ayrıca, Avrupa’ya gönderilen talebeler geri döndükten sonra bu beraberinde getirdikleri fikirler<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Osmanlı’da ilk defa ciddi meselelerin tartışılmaya başlanmasına sebep oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Örneğin, anayasal düzen, parlamento ve vatandaşlık hakları gibi konular ciddi olarak tartışılmaya başlandı. Kul sisteminin bu dönemde vatandaşlık fikrine yerini bırakması da Modern Türkiye’yi anlamak için lazım olan bir noktadır. </span><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Tanzimat Fermanı (1839) ve Islahat Fermanı (1856) kuldan vatandaşa geçişin hukuki ve zihni ilk adımları olarak kabul edilebilir</span><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">19 Mayıs’ın Önemi<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Garamond',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">II. Mahmud devrinde temelleri atılan modern askeri ve mülki mektepler (Mekteb-i Harbiye, Mekteb-i Tıbbiye ve Mekteb-i Mülkiye), Osmanlı İmparatorluğu’nu kurtarmak amacıyla kurulmuş olsalar da, ironik bir şekilde imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet çıkaracak olan entelektüel ve askeri kadroyu yetiştirmişlerdir. Garp tarzı eğitim alan, Fransızca kaynaklardan dünyadaki milliyetçilik ve hürriyet akımlarını takip eden bu yeni nesil zabitan sınıfı, sadece cephede savaşan askerler değil; aynı zamanda sosyo-politik meselelere kafa yoran birer aydın kimliği kazanmışlardır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Garamond',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Nitekim 20. Yüzyıl’ın başı, bu kadronun teoriden pratiğe geçtiği amansız bir imtihan sahası olmuştur. Trablusgarp’ta gayrinizami harp usullerini öğrenen, Balkan Bozgunu’nda kurumsal çürümenin acı faturasını doğrudan cephede gören ve I. Dünya Savaşı’nın Çanakkale, Kut'ül Amare, Kafkasya ve Filistin gibi çetin cephelerinde pişen bu askeri kadro, modern askeri strateji ile Türk milletinin tarihsel mukavemet gücünü bünyesinde birleştirmiştir. İşte bu kadronun lideri olan Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak bastığında, arkasında II. Mahmud’dan beri süregelen iki asırlık modernleşme birikimi, önünde ise Mondros Mütarekesi ile tamamen savunmasız bırakılmak istenen bir vatan durmaktaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Garamond',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’dan Samsun’a çıkışı, sıradan bir askeri görevlendirmenin çok ötesinde stratejik bir dehanın ürünüdür. Karadeniz bölgesindeki Türk mukavemetini bastırmak ve İtilaf Devletleri’nin bölgeyi işgal etmesine zemin hazırlayan Pontus çetelerinin faaliyetlerine karşı yerel halkı silahsızlandırmak amacıyla, kendisine geniş yetkilerle Dokuzuncu Ordu Müfettişliği görevi verilmiştir. Bu yetki, sadece askeri birliklere değil, bölgedeki mülki amirlere de emir verme selahiyetini kapsamaktaydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Garamond',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Ancak Mustafa Kemal Paşa, saltanat ricalinin ve işgal devletlerinin kendisinden beklediği vazifeyi tersine çevirmiştir. İstanbul Hükümeti’nin yürüttüğü teslimiyetçi politikayı ve İngiliz muhipliği gibi mandacı çözümleri reddederek, kendisine verilen resmi yetkiyi millî direnişi teşkilatlandırmak amacıyla bir enstrüman olarak kullanmıştır. 19 Mayıs 1919 Pazartesi günü Bandırma Vapuru’ndan Samsun topraklarına basılan o ilk adım; teslimiyet meclislerinin, sömürgeci planların ve tarihe gömülmek istenen bir milletin kaderini değiştirecek olan ihtilal sürecinin fiili başlangıcı olmuştur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Garamond',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Samsun’un ardından süratle Havza’ya geçen Mustafa Kemal Paşa, yayımladığı Havza Genelgesi (28 Mayıs 1919) ile işgallere karşı ilk kitlesel mitinglerin yapılmasını sağlamış ve dağınık haldeki yerel direniş odaklarını (Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini) ortak bir ülkü etrafında birleştirmeye başlamıştır. Hemen akabinde kaleme alınan Amasya Genelgesi (22 Haziran 1919) ise Türk inkılap tarihinin en radikal ve metodolojik metinlerinden biridir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Garamond',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Genelgede yer alan şu iki madde, yazının başında vurgulanan kul sisteminden vatandaşlığa geçiş sürecinin ihtilal manifestosudur:<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><i><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Garamond',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">"Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir." (Gerekçe)</span></i><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Garamond',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><i><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Garamond',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">"Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır." (Yöntem)</span></i><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Garamond',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Garamond',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bu ifadeler, Osmanlı siyasal düşüncesinde o güne kadar görülmemiş bir paradigma kırılmasıdır. Devletin ve vatanın kurtuluşu artık hükümdarın iradesine değil, doğrudan doğruya milletin azim ve kararına bırakılmıştır. Bu durum, monarşik egemenlikten millî egemenliğe geçişin, yani cumhuriyet fikrinin ilk resmi habercisidir. 19 Mayıs’ta Samsun’da yakılan meşale; Erzurum ve Sivas Kongreleri ile hukuki bir çerçeveye oturtulmuş, 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla da kurumsallaşmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal; mso-outline-level: 2;"><b><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Garamond',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Sonuç<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Garamond',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">19 Mayıs 1919, bir imparatorluğun çöküş sürecinde kaybolup gitmek üzere olan bir milletin, tarih sahnesinde yeniden ayağa kalkış hırçınlığıdır. Osmanlı modernleşmesinin sağladığı askeri-entelektüel altyapı olmasaydı, bu direnişi sevk ve idare edecek kurmay zekâ eksik kalırdı; Türk milletinin tarihsel genetiğindeki bağımsızlık karakteri olmasaydı, hiçbir kurmay zekâ topyekûn bir halk hareketini örgütleyemezdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Garamond',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;">Bu yönüyle 19 Mayıs; Çiçi Han’ın bağımsızlık nidasının, Kürşad’ın saray baskınındaki amansız cesaretinin ve Ergenekon’da demir dağı eriten o kolektif iradenin 20. Yüzyıl şarlarında Mustafa Kemal Atatürk’ün dehasıyla yeniden vücut bulmuş halidir. Türk milleti, 19 Mayıs’ta sadece düşman işgaline karşı değil, kendi makûs talihine karşı da amansız bir başkaldırı başlatmış ve bu başkaldırıyı modern, tam bağımsız bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti ile taçlandırmıştır. Temelsiz binaların çökmeye mahkûm olduğu tarihi bir hakikatse, Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli de 19 Mayıs’ta Samsun’da atılan o çelikten iradedir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 14.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İlk Arkeoloğumuz ve Müzecimiz Osman Hamdi Bey</title>
<link>https://ilterdergisi.com/ilk-turk-arkeologumuz-ve-muzecimiz-osman-hamdi-bey</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/ilk-turk-arkeologumuz-ve-muzecimiz-osman-hamdi-bey</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a12f0c9e372f.jpg" length="74360" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:13:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Emir Ali Anter</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: none;"><b><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Garamond',serif; mso-ligatures: none;">KISACA OSMAN HAMD</span><span style="mso-armenian-font-family: Cambria; mso-currency-font-family: Cambria; mso-cyrillic-font-family: Garamond; mso-default-font-family: Garamond; mso-greek-font-family: Garamond; mso-hebrew-font-family: Cambria; mso-latin-font-family: Garamond; mso-latinext-font-family: Garamond;">İ</span><span style="mso-armenian-font-family: Calibri; mso-cyrillic-font-family: Garamond; mso-default-font-family: Garamond; mso-greek-font-family: Garamond; mso-hebrew-font-family: Calibri; mso-latin-font-family: Garamond; mso-latinext-font-family: Garamond;"> </span><span style="mso-cyrillic-font-family: Garamond; mso-default-font-family: Garamond; mso-greek-font-family: Garamond; mso-latin-font-family: Garamond; mso-latinext-font-family: Garamond;">BEY<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: none;"><span style="mso-arabic-font-family: 'Times New Roman'; mso-armenian-font-family: 'Times New Roman'; mso-currency-font-family: 'Times New Roman'; mso-cyrillic-font-family: Garamond; mso-default-font-family: Garamond; mso-greek-font-family: Garamond; mso-hebrew-font-family: 'Times New Roman'; mso-latin-font-family: Garamond; mso-latinext-font-family: Garamond;"><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Garamond',serif; mso-ligatures: none;"><span style="mso-spacerun: yes;">           </span><span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span></span><span style="mso-arabic-font-family: 'Times New Roman'; mso-armenian-font-family: 'Times New Roman'; mso-currency-font-family: 'Times New Roman'; mso-cyrillic-font-family: Garamond; mso-default-font-family: Garamond; mso-greek-font-family: Garamond; mso-hebrew-font-family: 'Times New Roman'; mso-latin-font-family: Garamond; mso-latinext-font-family: Garamond;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Garamond',serif; mso-ligatures: none;"><o:p></o:p></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: none;"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Garamond',serif; mso-ligatures: none;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                    </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: none;"><span style="mso-arabic-font-family: 'Times New Roman'; mso-armenian-font-family: 'Times New Roman'; mso-currency-font-family: 'Times New Roman'; mso-cyrillic-font-family: Garamond; mso-default-font-family: Garamond; mso-greek-font-family: Garamond; mso-hebrew-font-family: 'Times New Roman'; mso-latin-font-family: Garamond; mso-latinext-font-family: Garamond;"><span style="font-family: 'Garamond',serif; mso-ligatures: none;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span></span><span style="mso-arabic-font-family: 'Times New Roman'; mso-armenian-font-family: 'Times New Roman'; mso-currency-font-family: 'Times New Roman'; mso-cyrillic-font-family: Garamond; mso-default-font-family: Garamond; mso-greek-font-family: Garamond; mso-hebrew-font-family: 'Times New Roman'; mso-latin-font-family: Garamond; mso-latinext-font-family: Garamond;"><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Garamond',serif; mso-ligatures: none;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                 </span><span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span><b><span style="mso-arabic-font-family: Calibri; mso-armenian-font-family: Calibri; mso-cyrillic-font-family: Garamond; mso-default-font-family: Garamond; mso-greek-font-family: Garamond; mso-hebrew-font-family: Calibri; mso-latin-font-family: Garamond; mso-latinext-font-family: Garamond;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span><span style="mso-cyrillic-font-family: Garamond; mso-default-font-family: Garamond; mso-greek-font-family: Garamond; mso-latin-font-family: Garamond; mso-latinext-font-family: Garamond;"><span style="mso-spacerun: yes;">    </span></span></b></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 8.0pt; text-align: justify; line-height: 106%;"><span><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 106%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ligatures: none;"> <o:p></o:p></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-pagination: none;"><span style="mso-arabic-font-family: 'Times New Roman'; mso-armenian-font-family: 'Times New Roman'; mso-currency-font-family: 'Times New Roman'; mso-cyrillic-font-family: Garamond; mso-default-font-family: Garamond; mso-greek-font-family: Garamond; mso-hebrew-font-family: 'Times New Roman'; mso-latin-font-family: Garamond; mso-latinext-font-family: Garamond;"><span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"> </span><b><span style="mso-cyrillic-font-family: Garamond; mso-default-font-family: Garamond; mso-greek-font-family: Garamond; mso-latin-font-family: Garamond; mso-latinext-font-family: Garamond;"><span style="mso-spacerun: yes;">                                                                      <span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">   </span></span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">ÖNSÖZ</span></span></b></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 106%; margin: 0cm 7.1pt 8.0pt 0cm;"><span style="mso-arabic-font-family: 'Times New Roman'; mso-armenian-font-family: 'Times New Roman'; mso-currency-font-family: 'Times New Roman'; mso-cyrillic-font-family: 'Times New Roman'; mso-default-font-family: 'Times New Roman'; mso-greek-font-family: 'Times New Roman'; mso-hebrew-font-family: 'Times New Roman'; mso-latin-font-family: 'Times New Roman'; mso-latinext-font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 106%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ligatures: none;">Türkiye’nin ilk arkeoloğu Osman Hamdi Bey, aynı zamanda ilk müzecisi, İskender Lahdi, Tabnit Lahdi gibi önemli arkeolojik bulguların kaşifi ve Kaplumbağa Terbiyecisi’nin ressamı. Modern Türk Entelijansiyası Tarihi’nde büyük önem arz eden Osman Hamdi Bey’i anlamak, tarihimizdeki öğrenilmeyen ya da yüzeysel öğretilen bilgileri gün yüzüne çıkarmayı sağlayacağı için önemi büyüktür. Bu incelemede kısaca Osman Hamdi Bey’i, hayatını, eğitimini, ölümünü, biyografik inceleme tarzında ele alacağız. Okura tarihimizin önemli şahsiyetlerinden olan Osman Hamdi Bey’in hayatını kaleme alacak bu makaleyi okura sunmaktan minnet duyarım<br><br>-Emir Ali Anter, 2026<br><br><b></b></span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><b><span style="mso-arabic-font-family: 'Times New Roman'; mso-armenian-font-family: 'Times New Roman'; mso-currency-font-family: 'Times New Roman'; mso-cyrillic-font-family: 'Times New Roman'; mso-default-font-family: 'Times New Roman'; mso-greek-font-family: 'Times New Roman'; mso-hebrew-font-family: 'Times New Roman'; mso-latin-font-family: 'Times New Roman'; mso-latinext-font-family: 'Times New Roman';">Hayatı<br><br></span></b></span></span><span style="mso-arabic-font-family: 'Times New Roman'; mso-armenian-font-family: 'Times New Roman'; mso-currency-font-family: 'Times New Roman'; mso-cyrillic-font-family: 'Times New Roman'; mso-default-font-family: 'Times New Roman'; mso-greek-font-family: 'Times New Roman'; mso-hebrew-font-family: 'Times New Roman'; mso-latin-font-family: 'Times New Roman'; mso-latinext-font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Osman Hamdi Bey, 30 Aralık 1842 tarihinde, İstanbul’da doğmuştur. Babası, Abdülmecid devrinde 11 ay 7 gün sadrazamlık, İkinci Mahmud devrinde ise iki defa sadrazamlık yapmış Koca Mehmed Hüsrev Paşa’nın evlatlıklarından Rum asıllı İbrahim Ethem Paşa’dır. İlkokula Beşiktaş’ta başladı, akabinde 1856’da<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Mekteb-i Maarif-i Adliye’ye kaydoldu. 1857’de hukuk tahsili almak için Paris’e gönderilen Osman Hamdi, aynı zamanda Paris Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda resim dersleri aldı ve arkeoloji ile de ilgilendi. Sanata olan ilgisi hukuka olan ilgisine ağır basınca o dönemin ünlü ressamları olan Jean Leon Gérôme ve Boulanger’in atölyelerinde çalıştı. 1858’te gittiği Sırbistan ve Viyana’da müzeler ve resim sergileriyle alakalı incelemeler yaptı. 1867’de Süleyman Seyyid ve Ahmet Şeker Paşa ile birlikte 2. Paris Milletlerarası Resim Sergisi’ne katılıp ödül aldı. 1869’da o sıralarda Bağdat’ta bulunan Ahmed Mithat Efendi’nin yanına gidip onu Batı kültürüyle ilgili fikirlerini anlatma fırsatı buldu. İki yıl burada kaldıktan sonra 1871’de İstanbul’a döndü. Ardından 93 Harbi’ne kadar birkaç memuriyeti görevi yürüten Osman Hamdi, savaş sonunda memuriyetten ayrıldı. Yoğun bir şekilde resimle uğraşıyordu. 1877’de Maarif Nezareti’ne bağlı olan 8 kişiden oluşan müze komisyonunun bir üyesiydi. 1881’de Müze-i Hûmayun Başkanı Philipp Anthon Dethier’in ölümü üzerine komisyonun başına geçmesiyle Türk Müzeciliği’nde yeni bir devir açıldı. Müze-i Humâyun, onun çabalarıyla İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne evrildi. 1882’de müze için yeni bir bina inşa etme işine girdi. İlk kısmı 1891’de, ikincisi 1903’de, üçüncüsü ise 1907’da açıldı. İskender Lahdi, Ağlayan Kadınlar Lahdi, Tabnit Lahdi, Likya Lahdi gibi arkeolojik açıdan büyük önem arz eden bulgular keşfetti. Sanayi-i Nefise Mektebini kurdu (günümüz Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) ve ilk başkanı oldu. 1884’de eski eserlerin yurt dışına çıkarılmasını engelleyen ve onları devlet malı olarak kabul eden Asar-ı Atika Nizamnamesi’ni çıkardı ve uygulamaya kurdu. Bu nizamname 1973’e kadar Türkiye’deki tek eski eser yasası olarak önemini korumuştur. Bir süre Kadıköy Belediye Başkanlığı yapmıştır. 1910’da İstanbul’da ölmüştür.</span> </span><span style="mso-default-font-family: 'Baskerville Old Face'; mso-latin-font-family: 'Baskerville Old Face';"><b><span style="font-size: 14.0pt; line-height: 106%; font-family: 'Baskerville Old Face',serif; mso-hansi-font-family: Calibri; mso-ligatures: none;"><br style="mso-special-character: line-break;"><!-- [if !supportLineBreakNewLine]--><br style="mso-special-character: line-break;"><!--[endif]--></span></b><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 106%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ligatures: none;"></span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none;"><span style="mso-ligatures: none;"></span> <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14.0pt; mso-pagination: none;"><b><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ligatures: none;">Eğitim Devrimi<br><br></span></b><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ligatures: none;"></span><span style="mso-arabic-font-family: 'Times New Roman'; mso-armenian-font-family: 'Times New Roman'; mso-currency-font-family: 'Times New Roman'; mso-cyrillic-font-family: 'Times New Roman'; mso-default-font-family: 'Times New Roman'; mso-greek-font-family: 'Times New Roman'; mso-hebrew-font-family: 'Times New Roman'; mso-latin-font-family: 'Times New Roman'; mso-latinext-font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Osman Hamdi Bey’in Türk kültür tarihindeki asıl büyük inkılaplarından biri, hiç şüphesiz Batılı anlamda sanat eğitimi veren ilk kurum olan Sanayi-i Nefise Mektebi’ni tesis etmesidir. 1882 yılında temelleri atılan ve bugün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olarak varlığını sürdüren bu müessese, sadece bir okul değil, aynı zamanda Osmanlı entelijansiyasının estetik algısını dönüştüren bir merkez olmuştur. Paris’teki École des Beaux-Arts modelini İstanbul’a taşıyan Osman Hamdi, resim, heykel ve mimari gibi alanlarda yetkin sanatçıların yetişmesi için modern bir müfredat oluşturmuş; böylece sanatın zanaat ile estetik disiplin arasındaki o ince çizgide profesyonelleşmesini sağlamıştır.</span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14.0pt; mso-pagination: none;"><span style="mso-arabic-font-family: 'Times New Roman'; mso-armenian-font-family: 'Times New Roman'; mso-currency-font-family: 'Times New Roman'; mso-cyrillic-font-family: 'Times New Roman'; mso-default-font-family: 'Times New Roman'; mso-greek-font-family: 'Times New Roman'; mso-hebrew-font-family: 'Times New Roman'; mso-latin-font-family: 'Times New Roman'; mso-latinext-font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ligatures: none;">Mektebin kuruluşu, Osman Hamdi’nin sadece bir idareci değil, aynı zamanda vizyoner bir eğitimci olduğunu kanıtlar niteliktedir. O dönemde heykel sanatı üzerindeki toplumsal çekincelere rağmen, okulun bünyesinde heykel bölümünü açarak bu alandaki tabuları akademik bir zeminle kırmıştır. Müze-i Hümâyun’un hemen yanı başında konumlanan bu okul, öğrencilerin teorik bilgiyi müzedeki antik eserleri inceleyerek pratiğe dökmesine imkan tanımıştır. Bu durum, Osman Hamdi’nin eğitimi teoriden ibaret görmeyip, onu arkeoloji ve tarihle harmanlayan bütüncül yaklaşımının en somut göstergesidir.<o:p></o:p></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14.0pt; mso-pagination: none;"><span style="mso-arabic-font-family: 'Times New Roman'; mso-armenian-font-family: 'Times New Roman'; mso-currency-font-family: 'Times New Roman'; mso-cyrillic-font-family: 'Times New Roman'; mso-default-font-family: 'Times New Roman'; mso-greek-font-family: 'Times New Roman'; mso-hebrew-font-family: 'Times New Roman'; mso-latin-font-family: 'Times New Roman'; mso-latinext-font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ligatures: none;">Eğitim devriminin bir diğer sacayağı ise Asar-ı Atika Nizamnamesi ile eşgüdümlü yürütülen bilinçlendirme faaliyetleridir. Osman Hamdi, sadece okul sınırları içerisinde kalmamış, arkeolojik kazılarda görev alacak kadroların yerli imkanlarla yetişmesi için büyük çaba sarf etmiştir. Bu hamleyle, Osmanlı topraklarındaki kültürel mirasın korunmasını dış kaynaklı uzmanların inisiyatifinden kurtararak, milli bir koruma bilincinin akademik temellerini atmıştır. Onun gözünde eğitim, bir milletin geçmişine sahip çıkma iradesinin en güçlü enstrümanıdır.<o:p></o:p></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none;"><span style="mso-arabic-font-family: 'Times New Roman'; mso-armenian-font-family: 'Times New Roman'; mso-currency-font-family: 'Times New Roman'; mso-cyrillic-font-family: 'Times New Roman'; mso-default-font-family: 'Times New Roman'; mso-greek-font-family: 'Times New Roman'; mso-hebrew-font-family: 'Times New Roman'; mso-latin-font-family: 'Times New Roman'; mso-latinext-font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ligatures: none;">Netice itibarıyla Osman Hamdi Bey, Sanayi-i Nefise Mektebi ile Türk sanatında mektepli dönemini başlatmış ve bu kurumun ilk müdürü olarak pedagojik bir otorite kurmuştur. Onun eğitim anlayışı, salt teknik bir öğretiden ziyade, Batı’nın metodolojisini Doğu’nun ruhuyla birleştiren bir sentezdir. Ölümüne kadar bu kurumun başında kalarak, Türk resim ve heykel sanatının öncü isimlerine hocalık etmiş ve modern Türk sanat tarihinin köşe taşlarını bizzat kendi elleriyle döşemiştir.<br style="mso-special-character: line-break;"><!-- [if !supportLineBreakNewLine]--><br style="mso-special-character: line-break;"><!--[endif]--></span><span style="font-size: 16.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ligatures: none;"></span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14.0pt; mso-pagination: none;"><b><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ligatures: none;"></span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Sayda Kazıları</span><br><br></b><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ligatures: none;">1887 yılı, Türk arkeoloji tarihi için sadece bir keşif yılı değil, aynı zamanda bir rüştünü ispat etme dönemidir. Sayda’da (bugünkü Lübnan sınırları içinde) bir vatandaşın kendi arazisinde taş ocağı işletmek üzere aldığı izin, tarihin akışını değiştirecek bir kapıyı aralamıştır. Arazide mezar olması muhtemel derin bir kuyunun fark edilmesi ve durumun süratle Payitaht’a bildirilmesi üzerine, Sultan II. Abdülhamid bizzat Osman Hamdi Bey’i bu meçhul kuyuyu tetkik etmekle görevlendirmiştir. Osman Hamdi Bey, Sayda’ya vardığında sadece bir kuyuyla değil, antik dünyanın en görkemli nekropollerinden (mezarlık alanlarından) biriyle karşılaşmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14.0pt; mso-pagination: none;"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ligatures: none;">Zorlu tabiat şartlarına ve teknik imkansızlıklara rağmen yürütülen titiz çalışmalar neticesinde, bu nekropolden tam 18 adet paha biçilemez lahit gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu bulguların bilim dünyasındaki yankısı o kadar büyük olmuştur ki, o güne dek Osmanlı’nın kültürel mirası koruma yetisini sorgulayan Batılı arkeologlar, Osman Hamdi Bey’in metodolojik başarısı karşısında sessiz kalmak mecburiyetinde kalmışlardır. Bu devasa lahitlerden 11 tanesi, özel düzeneklerle gemilere yüklenerek büyük bir lojistik operasyonla İstanbul’a nakledilmiştir. Bu keşifler, ileride açılacak olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin de ana gövdesini oluşturacaktır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14.0pt; mso-pagination: none;"><b><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ligatures: none;">Keşfedilen Başlıca Eserler </span></b><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ligatures: none;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 14.0pt; mso-pagination: none;"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ligatures: none;">Bu kazının en kıymetli meyvesi hiç şüphesiz <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">İskender Lahdi</span>'dir. İsmini üzerinde taşıdığı Büyük İskender’in Perslerle yaptığı savaşları betimleyen muazzam kabartmalardan alan bu eser, Helenistik dönem sanatının zirve noktası kabul edilir. Öyle ki, kabartmalardaki boya izleri keşfedildiği günkü tazeliğini korumaktaydı. Bir diğer önemli bulgu olan <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Tabnit Lahdi</span>, Fenike Kralı Tabnit’e aittir ve üzerindeki Mısır hiyeroglifleri ile Fenike alfabesiyle yazılmış kitabeler, dönemin diplomatik ve kültürel geçişkenliğini gözler önüne serer.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-pagination: none;"><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ligatures: none;">Kazının estetik derinliğini yansıtan <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Ağlayan Kadınlar Lahdi</span> ise, her bir sütun arasında farklı yas tutma pozisyonunda tasvir edilen 18 kadın figürüyle adeta taşa kazınmış bir hüzün senfonisidir. Bunların yanı sıra, sanat tarihindeki üslup çeşitliliğini temsil eden <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Likya Lahdi</span> ve Doğu ile Batı sentezini yansıtan <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">Satrap Lahdi</span> gibi eserler de Sayda Kazıları'nın dünya mirasına sunduğu eşsiz parçalar arasındadır. Osman Hamdi Bey, bu eserleri sadece topraktan çıkarmakla kalmamış; onları modern Türk </span><span style="mso-spacerun: yes;"> </span><span style="font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Times New Roman',serif;">müzeciliğinin sarayı olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde ebedi istirahatgahlarına kavuşturarak tarihimize sarsılmaz bir kültürel kale inşa etmiştir.</span><span style="font-size: 16.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-ligatures: none;"><o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 16.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt;"><br></span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;"><b>Türk Resim Sanatında Mühim Bir Devrim</b></span><o:p></o:p></p>
<p data-path-to-node="3"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Osman Hamdi Bey, Batı’da aldığı akademik resim eğitimini Doğu’nun ruhuyla sentezleyen, Türk resim sanatının modernleşme sürecindeki en radikal figürüdür. Onu çağdaşlarından ayıran en temel vasıf, Türk resminde <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">figürü bir kompozisyon öğesi olarak kullanan ilk sanatçı</span> olmasıdır. O döneme dek Türk resmi daha çok manzara ve cansız doğa (natürmort) üzerine yoğunlaşmışken; Osman Hamdi, insanı merkeze alan, hikayesi olan ve derinlikli sahneler kurgulamıştır. Eserlerindeki titiz işçilik ve adeta bir fotoğraf karesini andıran ayrıntılı üslubu, onun Paris’teki hocaları Jean-Léon Gérôme ve Boulanger’den tevarüs eden akademik disiplininin bir yansımasıdır.</span><o:p></o:p></p>
<p data-path-to-node="4"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Sanatçının çalışma metodolojisi de dönemi için oldukça yenilikçidir. Osman Hamdi, eserlerini inşa ederken <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">fotoğraflardan ve kareleme yönteminden</span> yararlanmış; açık hava ressamlığının (en plein air) aksine, kontrollü ve lojistik imkanları yüksek olan atölye ortamını tercih etmiştir. Bu atölye disiplini içinde, zaman zaman kendi eserlerinde <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">kendisini model olarak kullanması</span>, sanatçının kendi kurguladığı dünyayla kurduğu derin bağın bir tezahürüdür. Kendisini bazen bir derviş, bazen bir silah taciri, bazen de düşünen bir entelektüel kılığında resmederek; aslında Osmanlı insanının idealize edilmiş portresini çizmiştir.</span><o:p></o:p></p>
<p data-path-to-node="5"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Sanatı Hakkında Birkaç Analiz</b><span style="mso-bidi-font-weight: bold;"><br><br></span>Osman Hamdi’nin tuvalleri, sadece birer görüntü değil, aynı zamanda titizlikle seçilmiş birer nesneler manzumesidir. O, oryantalist bir sanatçı olmasına rağmen, Batılı meslektaşlarının aksine Doğu’yu dışarıdan bir gözle değil, bizzat içeriden, bir Osmanlı aydını olarak resmetmiştir. Bu durum ona sahnelerini yakından gözlemleme ve en ince ayrıntısına kadar doğru yansıtma avantajı sağlamıştır. Resimlerinde sıkça karşılaştığımız; <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">kandiller, rahleler, Kur’an mahfazaları, kitaplar ve çeşitli boyutlardaki şamdanlar</span>, onun medeniyet tasavvurunun sessiz tanıklarıdır. Halılar, işlemeli örtüler ve metal tabaklardaki doku hassasiyeti, izleyiciyi resmin içine çeken bir gerçeklik sunar.</span><o:p></o:p></p>
<p data-path-to-node="7"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Aynı zamanda <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">silahlar, müzik aletleri, buhurdanlar ve tütsü dumanı</span> gibi öğelerle sahnelerine mistik ve kültürel bir atmosfer kazandırır. Hayvan figürlerine (köpekler ve kuşlar) ve bitki örtüsüne (çiçekler ve vazolar) yer vererek kompozisyonlarını zenginleştirirken; arkeolog kimliğinin bir yansıması olarak <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">lahitleri ve mezar içlerini</span> de tuvaline taşımıştır. Figüratif tercihlerinde ise genellikle kendi aile dairesinden şaşmamış; eşi, çocukları ve yakın çevresi, onun kurgusal dünyasının başrol oyuncuları olmuşlardır. Bu yaklaşım, onun resimlerine hem profesyonel bir vakar hem de mahrem bir samimiyet katmaktadır.</span><o:p></o:p></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;"><b>Sonuç </b></span><o:p></o:p></p>
<p data-path-to-node="2"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Netice itibarıyla Osman Hamdi Bey, sadece bir ressam, bir arkeolog yahut bir bürokrat değil; çökmekte olan bir imparatorluğun küllerinden modern bir kültürel kimlik inşa etmeye çalışan çok yönlü bir hezarfendir. Onun liderliğinde hayat bulan Asar-ı Atika Nizamnamesi ve Müze-i Hümâyun, Türk müzeciliğini eser toplama evresinden bilimsel koruma ve sergileme evresine taşımıştır. Bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin koridorlarında yürüyen her araştırmacı, aslında Osman Hamdi Bey’in Batılı metodolojiyi Doğu’nun tarihsel zenginliğiyle nasıl harmanladığının canlı şahididir.</span><o:p></o:p></p>
<p data-path-to-node="3"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Onun sanat sahasındaki mirası ise sadece tuval üzerindeki fırça darbelerinden ibaret değildir. Sanayi-i Nefise Mektebi’ni kurarak Türk sanatında akademik disiplini başlatması, kendisinden sonra gelecek nesillerin yolunu aydınlatmıştır. Bir ressam olarak oryantalizmi içeriden bir gözle yeniden yorumlaması, Doğu insanını pasif bir obje olmaktan çıkarıp düşünen ve sorgulayan bir özneye dönüştürmüştür. Bu yönüyle Osman Hamdi, Türk entelijansiyası için sadece bir öncü değil, aynı zamanda kültürel bir özgüvenin de temsilcisidir.</span><o:p></o:p></p>
<p data-path-to-node="4"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Tarihimizin bu müstesna şahsiyetini anlamak, bugün sahip olduğumuz pek çok kurumun ve hukuki düzenlemenin köklerine inmek demektir. 1910 yılında aramızdan ayrılmış olsa da, kurduğu mekteplerden mezun olan sanatçılar ve koruduğu lahitlerle yaşamaya devam etmektedir. Bu makalede ele aldığımız hayatı ve eserleri, onun öğrenilmeyen gerçekleri gün yüzüne çıkarma idealinin ne kadar büyük bir gayretle örüldüğünü ispatlar niteliktedir. Onun bıraktığı meşale, bugün hala Türk kültür ve sanat hayatının en karanlık köşelerini aydınlatmaya devam etmektedir.</span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;"><br><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="line-height: 118%;">Bazı Eserleri:<br></span></b><span style="line-height: 118%;">Kaplumbağa Terbiyecisi</span></span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_h" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Silah Taciri</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_i" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Mihrap</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_j" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Arzuhalci</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_k" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Mimozalı Kadın</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_l" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Kur’an Okuyan Kız</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_m" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">İki Müzisyen Kız</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_n" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Şehzade Türbesinde Derviş</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_o" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Naile Hanım Portresi</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_p" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Türbe Ziyaretinde İki Genç Kız</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_q" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Kur’an Okuyan Hoca</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_r" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Kahve Ocağı</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_s" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Halı Satıcısı</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_t" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Ab-ı Hayat Çeşmesi</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_u" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Feraceli Kadınlar</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_v" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">İlahiyatçı</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_w" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Okuyan Genç Emir</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_x" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Pembe Başlıklı Kız</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_y" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Gebze'den Manzara</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_z" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Eskihisar'da Feraceli Kadınlar</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_10" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Cami Kapısında</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_11" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Yeşil Cami Önü</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_12" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Rahlede Okuyan Genç</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_13" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Köpekli Adam</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_14" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Şatoda Kadın</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_15" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Sakallı Adam Portresi</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_16" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Türbe Kapısı Önünde Kadınlar</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_17" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Haremden</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_18" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Gezintide Kadınlar</span><br jsaction="" jscontroller="Gy8rfb" data-sfc-root="c" jsuid="tqAjtb_19" data-sfc-pl="|[]" data-sfc-cb="" data-complete="true" data-processed="true" data-copy-service-computed-style="font-family: " google="" sans",="" arial,="" sans-serif;="" font-size:="" 16px;="" font-weight:="" 400;="" margin:="" 0px;="" text-decoration:="" none;="" border-bottom:="" 0px="" rgb(230,="" 232,="" 240);"=""><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Yaşlı Adam Portresi</span><span style="font-size: 16.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 118%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ahmet Şimşirgil&amp;apos;in Çeşitli İddialarına Cevap</title>
<link>https://ilterdergisi.com/ahmet-simsirgilin-cesitli-iddialarina-cevap</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/ahmet-simsirgilin-cesitli-iddialarina-cevap</guid>
<description><![CDATA[ Bu incelemede Ahmet Şimşirgil&#039;in bazı revizyonist ama temelsiz iddialarını çürütmeye çalıştık. Okura iyi okumalar dileriz. ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202604/image_870x580_69f1eb19d5553.jpg" length="58750" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 22:41:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>Emir Ali Anter</dc:creator>
<media:keywords>kürt, şah ismail, abdülhamid, akşemseddin, inalcık, şimşirgil, şeçere</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">AHMET ŞİMŞİRGİL’İN ŞAH İSMAİL’İN “KÜRT” OLDUĞU İDDİASINA VE DİĞER İDDİALARA EL CEVAP</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"> </span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">                                           ÖNSÖZ             </span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Ahmet Şimşirgil Bey, revizyonist yaklaşımlarıyla bilinen bir Osmanlı tarihçisidir.(?) Şimşirgil’in ortaya attığı muhtelif iddialar, ekseriyetle duygusal bir anlatıma sahip olmakta, ve bu argümanın ikna gücünü artırırken, metodik gücünü zayıflatmaktadır. Kendileri 13 ciltten oluşan “Kayı” adlı bir serinin müellifi ile olmakla beraber, bu serinin metodolojik olarak ciddi çatlakları vardır. Hitabet kabiliyetlerin ona verdiği fırsatla, duygusal manipülasyonlarla Aziz Atatürk’e, onun hatırası ve yegane değerlerimizden olan Cumhuriyeti’mize karşı insanları nefrete teşvik eden bu zatın, genel olarak Neo-Osmanlıcı olarak tanımlayabileceğimiz bu zat, genel olarak eserlerinde güçlü bir anlatım dili kullanırken, çoğu olayın aslını değiştirip olay bu deyip halkın duygularıyla oynamakta uzman olduğunu söyleyebiliriz. Bu incelemede ise Ahmet Şimşirgil adlı şahısın genel olarak tarih incelemelerinde yaptığı hatalardan bahsedeceğiz. İncelemenin pek uzun olmaması adına, bu yazıyı 3 ayrı başlıkla ele almayı planlıyoruz. İlki, Şimşirgil’in Şah İsmail’in Kürt olduğu meselesi üzerine söylevleridir. İkincisi, Ahmed Şimşirgil’in Halil İnalcık’ın ardından söylediği Akşemseddin meselesi, üçüncüsü ise Abdülhamid hakkında gereği olmayan yüceltmeleridir. Bu iddialara tarafımızca cevap vermeyi deneyeceğiz. Okurlara incelememizi sunmaktan memnuniyet duyarız.</span></p>
<p><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">-Emir Ali Anter, 2026.</span></p>
<p><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">                                                             </span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">1: Şah İsmail Kürt Müydü?</span></p>
<p><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Hayır, Şah İsmail’in Kürt olduğu iddiası tarihsel bağlamdan kopuk ve metodolojik olarak hatalıdır. Bu iddiayı savunanların en büyük dayanağı, Safeviye tarikatının kökenini Firuz Şah Zerrin-Külah’a kadar götüren şecerelerdir. Ancak burada gözden kaçırılan devasa bir zaman ve kültür boşluğu vardır. Firuz Şah’ın 900-1000 yılları arasında yaşadığı (Şeyh Safiyüddin’in 7. kuşaktan dedesi olduğu) kabul edilirse, Şah İsmail ile bu köken arasında 400 yıldan uzun bir süre bulunmaktadır. Tarihsel süreçte ailelerin etnik kimliği sabit bir donuklukta kalmaz; aradan geçen bu dört asırlık sürede hanedan, bölgedeki Türkmen nüfusuyla evlilikler yoluyla kaynaşmış, dil ve kültür bakımından tamamen Türkleşmiştir.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Şah İsmail’in biyolojik mirası incelendiğinde karşımıza son derece kozmopolit bir yapı çıkar. Anne tarafı, Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ın kızı Alemşah Begüm’e dayanır ki bu, Şah İsmail’i Oğuzların Bayındır boyunun doğal bir mirasçısı yapar. Alemşah Begüm’ün annesi Despina Hatun’un Rum olması ise bu genetik havuzun ne kadar geniş olduğunu gösterir. Dolayısıyla biyolojik düzlemde Kürt, Rum ve Türk genlerinin birleşimi söz konusu olsa da, tarih bilimi şahsiyetleri genetik kodlarıyla değil, aidiyet bilinciyle tanımlar.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Şah İsmail, kendini tereddütsüz bir şekilde Türk olarak tanımlamış ve bu kimliği devletinin temel taşı yapmıştır. Bunun en somut kanıtı, bizzat kaleme aldığı Türkçe Divan’ıdır. Hatayî mahlasıyla yazdığı şiirlerde en duru Azerbaycan Türkçesini kullanan bir hükümdarın, edebiyatını ve ideolojisini bu dil üzerine inşa etmesi tesadüf değildir. Kendi dilini ve ruhunu Türkçe ile ifade eden bir lideri, 400 yıl önceki bir ata üzerinden başka bir etnik kimliğe hapsetmeye çalışmak, yaşayan tarihi görmezden gelmektir.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Son olarak, Şah İsmail’i iktidara taşıyan Kızılbaş ordusunun sosyolojik yapısı bu tartışmaya son noktayı koymaktadır. Ustaclu, Şamlu, Rumlu ve Tekelü gibi Anadolu kökenli saf Türkmen boylarının, kendileriyle aynı dili konuşmayan veya kendilerinden olmayan bir yabancı liderin peşinden gitmesi, o dönemin kabile asabiyeti ve toplumsal yapısı gereği mümkün değildir. Şah İsmail, bu boylarla hem kültürel hem de siyasi bir doku uyuşması içindedir. Özetle; biyolojik kökeni ne kadar çeşitli olursa olsun, Şah İsmail siyasi eylemleri, edebi üretimi ve toplumsal tabanıyla bir Türk hükümdarıdır.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">2:İnalcık Akşemseddin’e Şaman Mı Dedi?</span></p>
<p><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Ahmet Şimşirgil’in, Halil İnalcık’ın vefatının ardından gündeme getirdiği bu iddia, bilimsel bir eleştiriden ziyade kelimeler üzerinden yapılan bir algı operasyonudur. Şimşirgil, İnalcık’ın Akşemseddin Hazretleri’ne doğrudan Şaman dediğini ileri sürerek, kitlelerin dini hassasiyetlerini kaşımakta ve büyük bir tarihçiyi itibarsızlaştırmaya çalışmaktadır. Oysa meselenin aslı, İnalcık’ın şahıs üzerine değil, kültürel süreklilik üzerine yaptığı akademik bir tespittir.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">İnalcık, Akşemseddin’in tıp ve şifacılık yönünü incelerken; II. Murad’ın haremindeki bir hastanın (kızı veya hanımı) saray hekimleri tarafından iyileştirilemediği bir vakayı anlatır. Akşemseddin’in doğadan topladığı bitkilerle ve uyguladığı özgün metotlarla bu hastayı iyileştirmesini, İnalcık bir sosyokültürel fenomen olarak değerlendirir. Buradaki Şamanizm vurgusu, Akşemseddin’in inancına yönelik bir itham değil; İslamiyet öncesi Türk kültüründeki Kam (Şaman) figürünün şifacılık ve doğa bilgeliği geleneklerinin, Anadolu evliya ve derviş tipolojisinde nasıl form değiştirerek devam ettiğine dair bir analizdir.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Bu durum, tarih biliminde kültürel senkretizm veya geleneğin intikali olarak adlandırılır. İnalcık, Akşemseddin’in İslami kimliğini reddetmez; aksine onun toplumsal karşılığının köklerini Türk tarihindeki kadim bilgi birikimiyle ilişkilendirir. Şimşirgil’in bu derinlikli sosyolojik yorumu evliyaya şaman dedi sığlığına indirgemesi, onun metodolojik olarak ne kadar zayıf bir zeminde durduğunun ve akademik polemikleri nasıl popülist bir zemine çektiğinin açık bir kanıtıdır.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Netice itibarıyla; Halil İnalcık bir tarihçi olarak olguya bakar, Şimşirgil ise bir retorik ustası olarak duyguya hitap eder. İnalcık’ın Akşemseddin yorumu, Türk kültür tarihinin sürekliliğini anlamaya yönelik bilimsel bir katkıyken; Şimşirgil’in bu konudaki çıkışları, bilimsel bir tartışma üretmekten ziyade sadece gürültü koparmaya yöneliktir.</span></p>
<p><span style="font-family: georgia, palatino, serif;"> </span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">3: Abdülhamid Hakkındaki Gereksiz Yüceltmeler</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Ahmet Şimşirgil’in tarih anlatısında en çok başvurduğu ve kitleleri konsolide etmek amacıyla kullandığı II. Abdülhamid dönemi, bilimsel bir incelemeden ziyade adeta bir menkıbeler silsilesi olarak sunulmaktadır. Şimşirgil, Abdülhamid’i hatasız, her hamlesi mutlak bir dehanın ürünü olan ve her başarısızlığı sadece dış güçlerin komplosuyla açıklanan bir figür olarak resmeder. Bu yaklaşım, tarih biliminin en temel kuralı olan şahsiyetleri insani özellikleriyle, hatalarıyla ve sevaplarıyla değerlendirme ilkesini açıkça zedelemektedir.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Abdülhamid dönemi, Osmanlı İmparatorluğu’nun en sancılı ve en zor yüzyıllarından biridir. Bu dönemi sadece bir başarı hikayesi olarak yücelterek anlatmak, o dönemin gerçek trajedilerini ve yönetim zafiyetlerini kasten örtbas etmek anlamına gelir. Şimşirgil’in iddia ettiğinin aksine, otuz üç yıllık bu devir sadece eğitim ve bürokrasideki reformlardan ibaret değildir. Tarihsel hakikat, bu reformların yanında stratejik toprak kayıplarını ve donanmanın Haliç’e hapsedilerek işlevsiz bırakılması gerçeğiyle de yüzleşmeyi gerektirir.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Bir hükümdarı sevmek veya ona saygı duymak, onun yaptığı stratejik hataları hikmetinden sual olunmaz birer deha örneği gibi sunmayı meşru kılmaz. Şimşirgil, Abdülhamid’in izlediği denge siyasetini anlatırken bu siyasetin neden olduğu içe kapanmayı ve entelektüel hayat üzerindeki baskıcı sansür mekanizmasını tamamen görmezden gelir. Oysa ki bir tarihçinin görevi, devletin bekası için alınan sert tedbirlerin toplumsal ve kültürel maliyetini de objektif bir şekilde ortaya koymaktır.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Şimşirgil’in kullandığı Ulu Hakan retoriği, Abdülhamid’i tarihsel bir kişilikten çıkarıp modern bir siyasi sembole dönüştürmektedir. Bu durum, tarihsel bir figürün gerçek siyasi mirasının analiz edilmesini engeller. Gerçek tarihçilik, Abdülhamid’in Pan-İslamizm politikasının hangi noktalarda bölge gerçekleriyle örtüştüğünü, hangi noktalarda ise hayali bir beklentiden öteye gidemediğini tartışmayı zorunlu kılar. Ancak Şimşirgil, bu tür bir analize girmek yerine sadece duygusal bir savunma kalkanı inşa eder.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Eserlerinde sergilediği bu aşırı yüceltmeci dil, genç nesillere tarihsel bir perspektif sunmaktan ziyade bir kahramanlık mitosu pazarlamaktan başka bir işe yaramaz. Bu tür bir anlatım, okuyucunun olaylara eleştirel bir gözle bakma yetisini köreltir ve tarihi sadece bir nostalji sığınağına çevirir. Tarih biliminin amacı geçmişi bir övgü ya da yergi sahası olarak kullanmak değil, neden sonuç ilişkisi içerisinde olayları tüm çıplaklığıyla kavramaktır.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Abdülhamid döneminde kaybedilen Kıbrıs, Tunus ve Mısır gibi hayati bölgelerin sorumluluğunu sadece dönemin paşalarına veya dış mihraklara yüklemek, merkeziyetçi bir yönetim anlayışını benimseyen padişahın otoritesini yok saymaktır. Şimşirgil, tüm yetkiyi elinde toplayan bir hükümdarın başarısızlıklardan muaf tutulmasını sağlayarak mantıksal bir çelişki yaratır. Eğer bir lider tüm başarıların tek mimarıysa, o dönemde yaşanan stratejik gerilemelerin de en büyük sorumlusudur.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Ayrıca Şimşirgil’in Abdülhamid’i her şeyi önceden gören ve asla yanılmayan bir yarı tanrı gibi sunması, onun insani yönünü ve o dönemin gerçek bürokratik çatışmalarını gölgelemektedir. Bir devlet adamını kutsallaştırmak, aslında onun gerçekte verdiği zorlu mücadeleyi ve aldığı riskleri basitleştirmektir. Abdülhamid’i efsanelerden arındırıp gerçek bir padişah ve bir insan olarak değerlendirmek, hem ona hem de tarihe olan gerçek saygının bir ifadesidir.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">Sonuç olarak, Ahmet Şimşirgil’in bu gereği olmayan yüceltmeleri, metodolojik bir körlüğün ve popülist bir tarih anlayışının tezahürüdür. Tarih bir alkışlama sahası değil, anlama ve ders çıkarma disiplinidir. Abdülhamid dönemini ideolojik bir kalkan olarak kullanmak yerine, o dönemin idari, askeri ve sosyolojik gerçeklerini tarafsız bir şekilde incelemek gerçek bir müverrihin asli görevi olmalıdır. Bu inceleme, duygusal manipülasyonların karşısında bilimsel verinin üstünlüğünü savunmak için bir zorunluluktur.</span></p>
<p><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">                                      BİBLİYOGRAFYA</span></p>
<p><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">ABBASLI, Mirza. (1976). "Safevîlerin Kökenine Dair". Belleten, Cilt: XL, Sayı: 158, Ankara: TTK Yayınları, ss. 287-329.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">AKDAĞ, Mustafa. (1975). Türkiye'nin İktisadi ve İçtimai Tarihi. İstanbul: Cem Yayınevi.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">GEORGEON, François. (2006). Sultan Abdülhamid. (Çev. Ali Berktay). İstanbul: Homer Kitabevi.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">GÜNDÜZ, Tufan. (2015). Son Kızılbaş Şah İsmail. İstanbul: Yeditepe Yayınevi.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">İNALCIK, Halil. (2003). Osmanlı İmparatorluğu: Klasik Çağ (1300-1600). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">İNALCIK, Halil. (2015). Akşemseddin ve İstanbul'un Fethi. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">MACİT, Muhsin. (2015). "Şah İsmail’in Eserleri ve Şairliği Üzerine". Yeni Türkiye (Kafkaslar Özel Sayısı-II), Sayı: 72, Ankara: Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi, ss. 603-610.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">MUSALI, Namıg. (2018). "I. Şah İsmail’in İdarî-Askerî ve İctimaî-İktisadî Politikaları Üzerine Bazı Notlar ve Değerlendirmeler". Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, Cilt: V, Sayı: 14, ss. 1-46.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">ORTAYLI, İlber. (1983). İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı. İstanbul: Hil Yayınları.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">ÖZDEMİR, Ali Rıza. (2021). "Şeyh Safiyyüddin-Erdebilî’nin Etnik Kökeni ve İnancı Hakkında Bazı Değerlendirmeler". Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, Sayı: 100, ss. 235-252.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">SÜMER, Faruk. (1976). Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.</span><br><span style="font-family: georgia, palatino, serif;">TUYSUZ, Ş. Cem &amp; YILMAZ, Şahin. (2019). "Safevi Devleti Kurulmadan Önce Erdebil Dergâhı Şeyhlerinin Siyasi Faaliyetleri (Şeyhlikten Şahlığa)". Tarih ve Gelecek Dergisi, Cilt: V, Sayı: 3, ss. 724-753.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İsmail Gaspıralı (Gasprinski) ve &amp;quot;Dilde, Fikirde, İşte Birlik&amp;quot; Söylemi Üzerine Bir Yazı</title>
<link>https://ilterdergisi.com/ismail-gaspirali-gasprinski-ve-dilde-fikirde-iste-birlik-soeylevi-uzerine-bir-yazi</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/ismail-gaspirali-gasprinski-ve-dilde-fikirde-iste-birlik-soeylevi-uzerine-bir-yazi</guid>
<description><![CDATA[ Bu yazıda Türkçülüğün öncülerinden biri olan ve Tercüman Gazetesinin Sahibi, Türk Dünyası&#039;nı birleştirmeye çalışan vatanperver bir Türk aydını olan ve Türkçülüğün  yayılması için büyük çaba gösteren İsmail Gaspıralı ve onun ideallerinden biri olan &quot;Dilde, Fikirde, İşte Birlik&quot; söylemi incelenecektir. ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d5291c04796.jpg" length="58805" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 17:23:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>Emir Ali Anter</dc:creator>
<media:keywords>Ziya Gökalp, Türk, Türkçülük, Gaspıralı, Tercüman Gazetesi, &quot;Dilde Fikirde İşte Birlik&quot; İnceleme</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: 'Garamond',serif;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Garamond',serif;">İSMAİL GASPIRALI VE DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK SÖYLEMİ ÜZERİNE BİR YAZI</span></b><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 14.0pt; font-family: 'Garamond',serif;"><br><br></span></b><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">İsmail Gaspıralı (Gasprinskiy) 21 Mart 1851’de<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Kırım’da Bahçesaray civarındaki Avcıköy’de hayata gözlerini açtı. Babası Kırım’ın sahil kesimindeki Gaspıra köyünde doğan ve Çar Ordusu’ndan emekli bir teğmen <span style="background: white;">olan Mustafa Alioğlu Gasprinskiy, annesi ise bir mirza ailesinin kızı olan Fatma</span> Sultan’dır.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><span style="background: white;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>İsmail Gaspıralı, </span>mahallî bir müslüman mektebinde başladığı öğrenimini Akmescid Erkek Gimnazyumu’nda sürdürdü. Buradan da mezun olduktan sonra, ilk olarak Voronej’deki bir askeri okula, daha sonra ise Moskova Harp Okulu’na girdi. Moskova’daki tahsil yıllarında Rus aydınlarını ve fikir hayatını yakından tanıdı. Her ne kadar tanıştığı Rus aydınlarına saygı duysa da, okuldaki Panslavist hava onu rahatsız etti ve Rus İmparatorluğu’nun içindeki Türkleri uyandırmayı düşüncesi oluşmaya başladı. </span><o:p></o:p></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">İsmail Gaspıralı Odesa’da yakalanarak askerî öğrencilik hayatı sona erdikten sonra 1868’de Bahçesaray’a dönerek Zincirli Medrese’de Rusça muallimi oldu, 1872’de Paris’e gidip Turgenyev’in asistanlığını yaptı, 1874’te Osmanlı zabiti olma hayaliyle İstanbul’a gitti ancak kabul edilmeyince Kırım’a döndü; 1878’de Bahçesaray belediye başkan yardımcısı, ertesi yıl belediye başkanı oldu ve 1881’de <em>Russkoe Musulmanstvo</em> adlı yazı dizisini yayımladı; 1883’te Bahçesaray’da çıkardığı <em>Tercüman</em> gazetesi kısa sürede Rusya’daki Müslüman Türklerin ortak sesi haline geldi; 1884’te açtığı mektepte “usûl-i savtiyye” ile kırk günde okuma yazma öğreterek başlattığı eğitim reformu “usûl-i cedîd” adıyla hızla yayıldı ve 1914’e gelindiğinde yaklaşık 5000 mektebe ulaştı, ayrıca 1893’te ilk kız mektebini açtırarak kadın eğitimi konusunda da öncülük yaptı; 1905’teki serbestlik ortamında Müslümanları teşkilatlandırarak kurultaylara başkanlık etti ve 1906’da kurulan İttifâk-ı Müslimîn partisinin programı büyük ölçüde onun fikirlerine dayandı; hem <em>Tercüman</em> gazetesi hem de usûl-i cedîd mektepleriyle Rusya’daki Müslüman Türklerin millî uyanışında öncü olan Gaspıralı, Türkçülük ve İslâmcılık hareketlerinin gelişiminde belirleyici bir rol oynadı.</span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'times new roman', times, serif;"><br>Dilde Fikirde İşte Birlik Üzerine<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'times new roman', times, serif;">İsmail Gaspıralı’nın bu cümlesi, dünya üzerindeki tüm Türklerin tek bir parça, tek bir vücut haline gelmesi isteğini ifade etmektedir. O, Türkler’e farklı farklı adlar verilmesinin (örn. Altay, Azeri, Başkurt, Özbek, Kırgız, Tatar, Karakalpak, Gagavuz, Türkmen vs.) Türk milletini çökertmeye yönelik planların ilk aşaması olduğunu, ardından Türklerin adım adım yok edileceğini daha genç yaşta iken anlamıştı. Daha Tercüman Gazetesi’ni çıkarmadan önce çıkardığı Tonguç’ta, bütün Türklerin ortak bir Türkçe konuşması meselesini gündeme getirerek tüm Türkler tarafından anlaşılabilecek bir Türkçe kullanmıştır.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>İsmail Gaspıralı, Tonguç’un mukaddimesinde, (giriş) bu hususta şunları söyler: <o:p></o:p></span></p>
<h3><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><span style="font-size: 12.0pt;">“</span><span style="font-size: 12.0pt; font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">Milletimizin eseri olan lisanımız, edebî olarak işlenmemiş ise de, eğitime ve kaidelere uyabilecek bir dildir. Gayet nâzik Tatar türkülerinden, Nogay cönklerinden, Kırgız ve Türkmen cırlarından anlaşılır ki, eğer dilimiz usta bulup, kelime alınıp işlenirse, şimdikine göre çok daha fazla parlak ve kullanışlı olur.”<br><br>“Yirmibeş seneden beri dediğim, yazdığım, çalıştığım budur. Çare açmak, yol açmak, başka bir şey değildir. Çünkü, kavi, necip, ömürlü, sabırlı ve cesaretli olan Türk milletinin</span></span><span style="font-size: 12.0pt;"> </span><span style="font-size: 12.0pt; font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">perakende düşüp, Sedd-i</span><span style="font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;"> </span><span style="font-size: 12.0pt; font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;">Çin’den Akdeniz’e kadar yayıldığı hâlde, nüfuzsuz, sessiz kaldığı lisansızlığından, yani lisân-ı umumî (ortak dil)ye sahip olmadığından ileri gelmiştir. <span style="font-family: 'times new roman', times, serif;">Bu inanışla ömrettim (yaşadım), bu inanışla mezara gireceğim. (Ahmet Bican Ercilasun, “İsmail Gaspıralı’nın Fikirleri”, Türk Dünyası Üzerine İncelemeler, Akçağ Yay., Ankara 1992, s. 358.)</span></span></h3>
<h3><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><span style="font-size: 12.0pt; font-weight: normal; mso-bidi-font-weight: bold;"><br>Nitekim, Ziya Gökalp onun ve onun çıkardığı Tercüman Gazetesi için şu tabiri kullanmıştır: “Bunlardan ikincisi İsmail Gasprinskiy idir ki -ilki Mirza Fethali Ahundof’tur, Gökalp burada Rusya’daki iki büyük Türkçü’den bahseder.-<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>Türkçülükteki şiarı (yolu) “Dilde Fikirde İşte Birlik” idi. Tercüman Gazetesi’ni Şimal (Kuzey) Türkleri anladığı kadar Şark (Doğu) ve Garp (Batı) Türkleri de anlardı.” (Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, 4. Baskı, Ataç Yayınları, sayfa 19.)</span><span style="font-size: 12.0pt;"><br><br style="mso-special-character: line-break;"><!-- [if !supportLineBreakNewLine]--><br style="mso-special-character: line-break;"><!--[endif]--></span></span><o:p></o:p></h3>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: 'times new roman', times, serif;">İsmail Gaspıralı için "Dilde Birlik" muazzam bir binanın temeliydi; ancak bu binanın ruhu ve çatısı <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">"Fikirde Birlik"</span> ilkesiyle yükselecekti. Gaspıralı, Türk dünyasının sadece aynı kelimelerle konuşmasını değil, aynı meselelere kafa yormasını ve aynı hedeflere kilitlenmesini istiyordur. Ona göre fikirde birlik; Kaşgar’daki bir Türk’ün derdiyle Kırım’daki bir Türk’ün sancısının bir olması, ortak bir istikbal hayalinin kurulmasıdır. Bu, Türk dünyasının tarihsel uykusundan uyanıp, modern dünyaya karşı ortak bir zihinsel savunma hattı kurması anlamına geliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: 'times new roman', times, serif;">Gaspıralı bu aşamada, Türklerin içine düştüğü o ağır ataleti ve köhneleşmiş düşünce kalıplarını kırmak için "tecdid" (yenilenme) fikrini ortaya atmıştır. Fikirde birliğin temeli, boyculuk ve aşiretçilik gibi mikro kimliklerin ötesine geçerek "ortak bir Türk üst kimliği" bilincine ulaşmaktır. Gaspıralı’ya göre, parçalanmışlık sadece siyasi bir zayıflık değil, aynı zamanda zihinsel bir esarettir. Bu esaretten kurtulmanın yolu ise İslam’ın özü ile modern bilimi barıştıran, "eskiye sadakat, yeniliğe açıklık" formülüyle harmanlanmış bir aydınlanmadır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><i><span style="font-size: 12pt;">Tercüman</span></i><span style="font-size: 12pt;"> gazetesindeki makalelerinde Gaspıralı, adeta bir fikir cerrahı gibi çalışarak Türk aydınlarına geniş bir vizyon aşılamıştır. Japonya’nın modernleşme başarısından Avrupa’daki sanayi devrimine kadar pek çok konuyu işleyerek, Türk dünyasının neden geri kaldığını ve nasıl yükselmesi gerektiğini anlatmıştır. Onun fikirde birlik anlayışı, sadece romantik bir hayal değil; rasyonel, eğitim odaklı ve ilerlemeci bir ideolojidir. Bu zihinsel devrim, Ziya Gökalp’in daha sonra sistemleştireceği "Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" sacayağının da ilk ve en saf halini oluşturur.<o:p></o:p></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: 'times new roman', times, serif;">Bu fikirsel uyanışın en büyük meyvesi, birbirinden binlerce kilometre uzaktaki Türk delegelerin 1905’ten itibaren tek bir masa etrafında toplanabilmiş olmasıdır. Fikirde birlik sağlandığında; artık herkes aynı hürriyet hayalini kuruyor, aynı eğitim modelini (Usûl-i Cedîd) savunuyor ve Rusya içindeki Türk varlığını korumak için ortak bir duruş sergiliyordu. Gaspıralı’nın bu hamlesi, Türk dünyasını etnik parçalara bölmeye çalışan politikalara karşı verilmiş en büyük stratejik cevaptır. Fikirde birlik, Türk milletinin bin yıl sonra yeniden aynı "Kızıl Elma"ya bakmasını sağlamıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'times new roman', times, serif;"><br style="mso-special-character: line-break;"><!-- [if !supportLineBreakNewLine]--><br style="mso-special-character: line-break;"><!--[endif]--><o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'times new roman', times, serif;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'times new roman', times, serif;"><br style="mso-special-character: line-break;"><!-- [if !supportLineBreakNewLine]--><br style="mso-special-character: line-break;"><!--[endif]--><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: 'times new roman', times, serif;">İsmail Gaspıralı’nın idealler silsilesinde "Dilde Birlik" başlangıç, "Fikirde Birlik" ruh ise, <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">"İşte Birlik"</span> bu yapının vücut bulmuş halidir. Gaspıralı, sadece teorik tartışmalarla bir milletin kurtulamayacağını çok iyi biliyordu. Ona göre Türk dünyası; ticarette, ekonomide, sosyal yardımlaşmada ve siyasi eylemde tek bir vücut gibi hareket etmeliydi. "İşte Birlik", Kırım’daki bir tüccarın Türkistan’daki bir pamuk üreticisiyle ortaklık kurması, Kazan’daki bir zenginin Balkanlar’daki bir okulun inşasına yardım etmesi ve Türklerin birbirinin ürettiği malı, fikri ve emeği öncelikle tercih etmesi demekti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: 'times new roman', times, serif;">Bu ilkenin sahadaki en büyük örneği, Gaspıralı’nın bizzat yürüttüğü <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">hayır cemiyetleri ve eğitim fonlarıdır.</span> Gaspıralı, "İşte Birlik" anlayışıyla zengin Türk iş adamlarını (özellikle Bakü petrollerinin sahiplerini ve Kazanlı tüccarları) eğitim seferberliğine dahil etmiştir. Onun vizyonu sayesinde, Türk dünyasının bir ucunda toplanan yardımlar, diğer ucundaki bir yetimhanenin veya gazetenin finansmanı olmuştur. Bu durum, Türk dünyasında ilk kez modern anlamda bir "milli sermaye" ve "kurumsal dayanışma" bilincinin doğmasını sağlamıştır. Gaspıralı için gerçek birlik, bir Türk’ün başarısının tüm Türklerin hanesine yazıldığı somut bir ortaklık rejimidir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: 'times new roman', times, serif;">Siyasi alanda "İşte Birlik", Türklerin Rusya Duması'nda (Meclis) tek bir grup olarak hareket etmesiyle tezahür etmiştir. 1905 devrimi sonrasında Gaspıralı'nın önderliğinde kurulan "İttifâk-ı Müslimîn", farklı bölgelerden gelen Türk milletvekillerinin ortak bir program etrafında birleşmesini sağlamıştır. Bu, Türk tarihinin modern dönemdeki ilk büyük siyasi "iş birliği" hamlesidir. Artık talepler kişisel veya bölgesel değil; milli ve ortak bir iradenin sonucu olarak dile getirilmektedir. Gaspıralı, "İş" kategorisine siyaseti de dahil ederek, eylemsiz bir fikrin ölü doğacağını tüm dünyaya kanıtlamıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-size: 12pt; font-family: 'times new roman', times, serif;">Sonuç olarak "Dilde, Fikirde, İşte Birlik" formülü, İsmail Gaspıralı’nın parçalanmış bir millete sunduğu <span style="mso-bidi-font-weight: bold;">toplam kurtuluş reçetesidir.</span> Bu üçleme tamamlandığında, Türk dünyası sadece bir "kültürel topluluk" olmaktan çıkıp, küresel ölçekte söz sahibi bir "güç odağı" haline gelmiştir. Bugünün Türk Devletleri Teşkilatı gibi yapılar, aslında Gaspıralı’nın yüzyıl önce temelini attığı bu "İşte Birlik" vizyonunun modern meyveleridir. Gaspıralı’nın Bahçesaray’da yaktığı o küçük meşale, eyleme döküldüğü her noktada bir güneş gibi parlamış ve Türk dünyasının karanlık talihini aydınlatmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'times new roman', times, serif;"><img src="https://www.iccrimea.org/images/gaspiralio.jpg" alt="Celebrating the Life of Ismail Bey Gaspirali"></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'times new roman', times, serif;"><o:p> Gaspıralı'nın temsilini gösteren bir resim.</o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; line-height: normal;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><b style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="font-size: 20pt;"><span style="mso-spacerun: yes;">                </span>BİBLİYOGRAFYA<o:p></o:p></span></b></span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Ablayev, E.</b> (1991). <i>İsmail Gasprinskiy-gumanist, prosvetitel, pedagog</i>. Taşkent.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Akbayar, N.</b> “Gaspıralı İsmail Bey”, <i>TDEA</i>, III, 288-289.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Burbiel, G.</b> (1950). <i>Die Sprache Isma’il Bey Gaspyralys</i> (Doktora tezi). Universität Hamburg.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Caferoğlu, A.</b> (1964). <i>İsmail Gaspıralı: Ölümünün 50. Yıldönümü Münasebetiyle Bir Etüd</i>. İstanbul.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Çervonnaya, S. M.</b> (1992). “İdeya natsionalnogo soglasiya v soçineniyah İsmaila Gasprinskogo”, <i>Oteçestvennaya İstoriya</i>, sy. 2, Moskova, s. 24-42.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Devlet, N.</b> (1988). <i>İsmail Bey (Gaspıralı)</i>. Ankara.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Ercilasun, A. B.</b> (1992). "İsmail Gaspıralı’nın Fikirleri”, <i>Türk Dünyası Üzerine İncelemeler</i>. Ankara: Akçağ Yayınları, s. 358.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Fisher, A. W.</b> (1988). “Ismail Gaspirali, Model Leader for Asia”, <i>Tatars of the Crimea</i> (ed. E. Allworth), Durham, s. 11-26.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Gafarov, S.</b> (1989-1991). “İsmail Bey Gasprinskiy. Ayatı ve Faaliyeti”, <i>Yıldız Dergisi</i>, Taşkent.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Gankeviç, V. Y.</b> (1994). <i>İsmail Gasprinskiy (1851-1914). Sbornik dokumentov i materialov</i>. Herson.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Gökalp, Z.</b> <i>Türkçülüğün Esasları</i> (4. Baskı). İstanbul: Ataç Yayınları, s. 19.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Kasımov, B.</b> (1992). <i>İsmailbek Gaspralı</i>. Taşkent.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Kırımlı, H.</b> (1990). <i>National Movements and National Identity among the Crimean Tatars: 1905-1916</i> (Doktora tezi). University of Wisconsin-Madison.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Kırımer, C. S.</b> (1934). <i>Gaspıralı İsmail Bey</i>. İstanbul.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Klimoviç, L. İ.</b> (1987). “Maarif Hizmetinde”, <i>Yıldız</i>, sy. 6, Taşkent, s. 75-86.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Kramer, M.</b> (1986). <i>Islam Assembled. The Advent of the Muslim Congresses</i>. New York.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Kuttner, T.</b> (1974). “Russian Jadidism and the Islamic World. Ismail Gasprinskii in Kahire-1908”, <i>Cahiers du monde russe et soviétique</i>, XVI/3-4, Paris, s. 383-424.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Lazzerini, E. J.</b> (1973). <i>Ismail Bey Gasprinskii and Muslim Modernism in Russia, 1878-1914</i> (Doktora tezi). University of Washington.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Lazzerini, E. J.</b> (1975). “Gadidism at the Turn of the Twentieth Century: A View from Within”, <i>Cahiers du monde russe et soviétique</i>, XVI/2, Paris, s. 245-277.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Lazzerini, E. J.</b> (1984). “From Bakhchisarai to Bukhara in 1893: Ismail Bey Gasprinskii’s Journey to Central Asia”, <i>CAS</i>, III/4, s. 77-89.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Lazzerini, E. J.</b> (1988). “Ismail Bey Gasprinskii (Gaspirali): the Discourse of Modernism and the Russians”, <i>Tatars of the Crimea</i> (ed. E. Allworth), Durham, s. 149-169.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Lazzerini, E. J.</b> (1995). “Gasprinskii, Ismail Bey”, <i>The Oxford Encyclopedia of The Modern Islamic World</i>, New York, II, 52-53.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Mende, G. V.</b> (1934). “Ismail Bey Gasprinski zur nationalen Bewegung der Russlandtürken”, <i>Osteuropa</i>, X, Berlin, s. 39-44.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Saray, M.</b> (1987). <i>Türk Dünyasında Eğitim Reformu ve Gaspıralı İsmail Bey (1851-1914)</i>. Ankara.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Saray, M.</b> (1993). <i>Gaspıralı İsmail Bey’den Atatürk’e Türk Dünyasında Dil ve Kültür Birliği</i>. İstanbul.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Togan, Z. V.</b> “Gaspralı (Gasprinski) Ismāʿīl”, <i>EI2</i> (İng.), II, 979-980.</span><o:p></o:p></p>
<p style="margin-left: 36.0pt; text-indent: -18.0pt; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt;"><span style="font-family: 'times new roman', times, serif;"><!-- [if !supportLists]--><span style="font-size: 10pt;"><span style="mso-list: Ignore;">·<span style="font-style: normal; font-variant: normal; font-size-adjust: none; font-language-override: normal; font-kerning: auto; font-optical-sizing: auto; font-feature-settings: normal; font-variation-settings: normal; font-weight: normal; font-stretch: normal; font-size: 7pt; line-height: normal;">        </span></span></span><!--[endif]--><b>Toker, M.</b> "İsmail Gaspıralı ve 'Dilde Birlik' Fikri Üzerine". İstanbul [1918].</span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 12pt; line-height: 107%; font-family: 'times new roman', times, serif;"><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>