<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>İlter Dergisi &#45; Yılmaz Erkan</title>
<link>https://ilterdergisi.com/rss/author/yilmazerkan</link>
<description>İlter Dergisi &#45; Yılmaz Erkan</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>İlter 2024 &#45; Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Buzdağının Görünmeyen Yüzü : SOSYAL ZEKA</title>
<link>https://ilterdergisi.com/buzdaginin-goerunmeyen-yuzu-sosyal-zeka</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/buzdaginin-goerunmeyen-yuzu-sosyal-zeka</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202603/image_870x580_69ca804f561bc.jpg" length="52394" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yılmaz Erkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal zeka, bireysel ilişkilerde ve bireyin toplumsal etkileşimlerinde sahnedeki rolunü korumasını sağlayan bir sosyo-norm durumudur. <br>Sadece sosyal zekanın tanımı yeter mi bize, yani bana ve siz ilterli okurlarıma (:<br>Hadi biraz konuşalım bu sosyal zeka neymiş !<br><br>Sosyal zeka, bazı kişilerde doğuştan gelen ilahi bir özellik olurken, kimisinde de verilen savaşlar ve alınan yaralar sonucu gelişir. Bireyin kolay aldanmamasını ve gülüşlerin arkasındaki sisli durumları öngörebilen kişi olmasını sağlar. Eksikliğinde hepimizin bildiği  '' Saf '' ya da '' Temiz kalpli'' adını verdiğimiz kişilikleri oluşturur. Oluşan bu karakterleri aldatmak oldukça kolaydır. Çünkü karşısındaki gülüşlere ve sarf edilen sözlere aldanma ihtimali oldukça yüksektir. Kötü emellerinizi bu kişiler üzerinde gerçekleştirebilme ihtimaliniz oldukça yüksektir. Kandırılmamak ve sahte gülüşlere aldanmamak konusunda hem fikiriz lakin..<br>Bir kişi neden kandırma ihtiyacı duyar ? Her şeyden önce bu durumu irdeleyelim. <br><br><strong>İNSAN NEDEN KANDIRMA İHTİYACI DUYAR ?<br><br></strong>İnsan bazen kendisini yetersiz hisseder. Hiç sevilmiyor ve sözlerine itibar edilmiyor gibi görür toplumda kendisini. Bu durum iliklerine kadar onu rahatsız eder ve bir karar verir. Kendisini baştan yaratacaktır. Lakin tek bir farkla !<br>Kendisini baştan inşa ederken emek yerine süslü cümlelere ve sahte senaryolara ihtiyaç duyar. Bu inşa sayesinde etkileşim kurduğu kişilerin gözlerini boyayacak ve süslü cümleleri ile de onları etkisi altına alacak. <br>Bunu bir hikaye örneği ile somutlaştıralım !<br><br><strong>Karakterler </strong><br><strong>SİNEM VE BANU<br><br></strong>Sinem hayata pozitif bakan bir kız. Etrafına sürekli gülüşleri ile pozitiflik yayan ve sürekli güzel diyaloglar kurarak gönülleri hoşnut edebilen bir karakter. Banu ise sürekli mutsuz hisseden, düşünceli ve somurtgan tavırlı birisi. En rahatsız olduğu durum ise Sinem'in bu denli sevilip ilgi görmesi. Sinem ile gayet güzel etkileşimler kuran Banu, içten içe ondan nefret ediyor ve en kısa zamanda onun gibi olmak istiyordu. Emellerine de kavuşacaktı. İlk işi olarak Sinem'in itibarını zedeleyecekti  . Sinem'in yapmadığı şeyleri o yapmış gibi gösterecekti. Bundan sonra da Sinem'e duyulan güven azalacak ve Banu bu işi çözdüğü ve uğraş verdiği için ilgi okları Banu'ya kayacaktı. Öyle de yaptı. Buluşmalar esnasında arkadaşlarının eşyalarını gizlice alıyor ve bunu Sinem'in eşyalarının arasına koyuyordu. Daha sonra da eşyası kaybolan kişiye de bunu Sinem'in yaptığını söylüyordu.O an inkar edilemez bir yalan gerçeği ile yüzleşen Sinem ne kadar inkar etse de ''Hırsız'' damgasını yemişti bir kere. Banu'nun planı tıkır tıkır işliyor ve Sinem günden güne itibarını kaybediyodu. Günler geçiyor, Sinem artık çok yalnız ve kötü hissediyordu. Banu'nun istediği tam olarak olmuştu. Lakin bir sorun vardı ! Banu, hala istediği ilgiyi ve sevgiyi daha doğru bir deyişle özlem duyduğu duyguları tam anlamıyla hissedemiyordu. Banu'nun farkında olmadığı bir şey vardı.<span style="color: #e03e2d;"> Sevgi, saygı ve itibar gibi kavramlar manipülasyonlar ile değil, gerçek bağlarla kazanılırdı.</span> Banu bu durumun farkında değildi. Hareketleri sonucunda Sinem'in hayatı mahvolmuş duruma geldi ama kendisi de hala neden tam anlamıyla mutlu olamadığını sorgulayıp durdu. Banu insanları ve Sinem'i kandırarak hak ettiğini almayı düşündü lakin, kandırılan sadece onlar olmadı. Banu kendisine de yalan söyleyerek , kendisini de kandırdı !<br><br></p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202603/image_870x_69c027036b71b.jpg" alt="" width="442" height="442"><br><br>En keyifli anda araya giren youtube reklamı gibi kandırılma konusunu da işlediğime göre artık gönül rahatlığı ile sosyal zeka konumuza dönebiliriz :D<br>Sosyal zeka sahibi olup olmamak durumlarının üzerinde durmuştuk. Lakin ya sosyal zekaya sahip birisiyseniz ve aslında bu durumun size fayda sağlayacağı kadar da mutsuz edeceğini de söylesemiş miydim !<br>Evet yanlış okumadınız ! Sosyal zeka sahibi bireyler normal insanlara nazaran daha mutlu ve daha üzgün yaşayabilirler. Şöyle ki..<br><br>Diğer insanlar olaylara anlık ve duygusal tepkiler verdiği için üzülme ya da mutlu olma durumları o anki duygularına göre değişebiliyor. Mutlulukları ve hüzünleri de insanların ağızlarından çıkan sözlere göre kontrol edemeksizin değişebiliyor. <br>Durum böyle iken sosyal zeka sahibi bireyler ise şöyle hislere kapılıyorlar..<br><br><strong><span style="color: #e03e2d;">1) Yalanların farkına varmak<br></span></strong></p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202603/image_870x_69c03c89253f8.jpg" alt="" width="557" height="373"></p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;"></span></strong><br>Sosyal zekaya sahip bir birey insanlar ile konuşurken onların sadece ağızlarından çıkan sözlere dikkat etmezler. Onların beden dillerine, davranışlarına ve bahsettiği konu ile ne kadar ilgili olup olmadıklarına bakarlar. Böylelikle de karşıdaki insanın anlatımını o an onun isteyeceği şekilde dinler ve bir role bürünür. O anlatıyordur ama sosyal zeka sahibi birey o an o cümleleri sadece dinliyordur. Kafasında çoktan karşıdaki kişinin yalanlarına karşı nasıl davranması gerektiğini düşünmeye başlamış oluyordur. İşte bu özellikleri sayesinde yalanlara kanmamış olabiliyorlar lakin yalanda olsa o an ona güzel gelebilecek anları kaçırıyor ve diğer insanların ilişkilerine gıpta ediyordur. Biliyordur ki onlar da bir kurgunun içindeler ama o an mutlulardır. İşte bu özellik bazen iyi ki dedirtebiliyorsa, bazen de keşke dedirtebiliyor bu durumlar yüzünden. Her sosyal zeka sahibi birey bu hislerine kulak vermese de iç dünyalarında bir savaş cephesi elbet de bu konu yüzünden açıyorlardır. <br><span style="color: #000000; background-color: #f1c40f;"><strong>''Herkes ne kadar da mutlu ! Bir ben miyim tüm bunların farkına varan Allah aşkına!  O kız/erkek onu kandırıyor, bunu nasıl göremez aklım almıyor !'' <br><br></strong><span style="background-color: #ffffff; color: #000000;">Çok tanıdık geldi değil mi cümleler (:<br>Şimdi sor kendine, şimdiye kadar neyin farkında oldun da neyi fark etmeleri için çabaladın?<br><br><br><span style="color: #e03e2d;"><strong>2) İletişim kurmak <br></strong></span></span></span></p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202603/image_870x_69c03bf42fe49.jpg" alt="" width="532" height="299"></p>
<p><span style="color: #000000; background-color: #f1c40f;"><span style="background-color: #ffffff; color: #000000;"><span style="color: #e03e2d;"><strong><br></strong></span>Çok iyi iletişim yeteneğine sahiptirler. Karşılarındaki insanı üzmekten, kırıcı davranmaktan oldukça çekinirler. Çünkü empati yetenekleri gelişmiştir. Başlarına da aynı şeylerin gelebileceğini hesap ederek, ince detaylara önem vererek kurarlar iletişimlerini. Duygularını oldukça akıllı kullanabilme yeteneklerine sahiptirler. Özellikle öfke kontrolü konusunda oldukça gelişmiştirler. Öfkelerini sadece bir duygu olarak değil, bir silah olarak kullanıyorlardır. Gereken yerde gereken tepki ile her zaman taraflardan kazanan olmayı tercih ederler. Akılsızca yükselen seslerin hezimete uğrayacağını çok iyi biliyorlardır. Bazen insanlar ağızlarından çıkan sözlere dikkat etmeme gereği duyarlar kendilerince. Kimsenin ne hissettiği ya da ne hissedeceği umurlarında olmaz. İşte bu durum bırakın ikili ilişkileri, toplumu dahi zedeler. Düşüncesiz söylenen sözler insanları kırar, kalbi kırılan insanlar da artık kimseyi önemsememeye başlar. Tüm bunlar da düşüncesiz bir topluma sebep olurken, düşüncesiz toplum ise bireysel konforuna düşkün bireyler yetiştirir. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000; background-color: #f1c40f;"><span style="background-color: #ffffff; color: #000000;"><br><br><span style="color: #e03e2d;"><strong>3) İkna ve etkileme becerisi <br></strong></span></span></span></p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202603/image_870x_69c042e7e3279.jpg" alt="" width="527" height="351"></p>
<p><span style="color: #000000; background-color: #f1c40f;"><span style="background-color: #ffffff; color: #000000;"><span style="color: #e03e2d;"><strong><br></strong></span>Sosyal zekanın başlıca belirtileri arasında iletişim ile birlikte ikna kabiliyeti geliyor. Genelde iletişim esnasında şu husus çok göz ardı ediliyor. İletişimi sadece sözleri karşıya iletmekten ibaret sanıyoruz! Doğru bir iletişim modelinde yay ve ok metodunu kullanmamız gerekiyor. Ok yaydan fırlaması için, iyice gerilmeli ve eğim ayarları sonucunda da yaydan fırlatılmalıdır. İletişim de de bu durum aynen bu şekilde ilerliyor. Yay bizim zihnimiz durumunda. Ok ise sözlerimiz. Yay gerildikçe yani zihnimiz ağzımızdan çıkacak kelimeleri kontrol ettikçe, sözlerimizin doğru bir şiddet ve zamanlama ile karşıya ulaşmasını sağlıyoruz.  <br><br>Sosyal zeka sahibi insanlar da aynen bu metodu kullanırlar. Sözlerinin ağızlarından çıkması yeterli olmaz onlar için, onlar için esas mühim olan şey ; sözlerinin karşıya ulaşmak ile kalmayıp, onları sözleri ile kuşatmalarıdır !<br>İkna durumlarında bu geçerlidir. İkna edebileceğimiz insanın en savunmasız anında daha doğrusu bize karşı güveninin tam olarak sağlandığı o anda hamlemizi yaparak onu güven ile etkimiz altına alırız.Çünkü, insan güven duymaya başladığı anda bilişsel dirençleri azalır ve yeni fikirlere daha açık hale gelir.  Artık sözlerimiz onun için tesirlidir. Ok hedefine doğru şiddet ve açıyla ulaşmıştır. <br><br>Hepimiz hayatımızda en az bir kere de olsa topluluk önünde konuşma yapan birisini canı gönülden dinlemişizdir. Sözlerinin her bir harfini dahi aklımızda tutmak için çaba gösteririz. İşte o konuşmaları yapan kişilerin, yani topluluğun büyük çoğunluğunu sözleri ile etkisi altına alan sosyal zekası yüksek kişilerdir. Önceden saatler süren provalar alır kendi zihninde, her birinizin gözlerinin içine bakmayı ihmal etmez asla. Sanki baş başa bir konuşma yapıyor hissiyatı verir size. İşte bu durum sosyal zeka sahibi insanların en etkili silahıdır. İkili ilişkilerde tüm odağını sizde hissettirir. Sanki tüm dünyayı sessize almış ve sadece sizinle ilgileniyor hissihyatı uyandırır. Bu durum da ikili ilişkileri çok daha sağlıklı hale getirir.<br><br>İkna süreci bir mekanizma gibi işler. O yüzden yazımda bu gördüğünüz görseli tercih ettim. İkna söz ile başlar, beden dili ile devam eder ve en sonunda sözlerin dansı olan hitabet sanatı ile de son bulur. Üçünden birisi eksik olursa mekanizma çalışmaz. Çünkü güven denilen kavram gerçekleşmez. Bir kere başarısız olan bir güven girişimi, ikinci seferde daha fazla bilişsel direnç ile karşılaşmaya sebep olur. <br><br><br>Son olarak şunları söyleyebilirim..<br><strong>Sosyal zeka bazen bir yük bazen ise büyük bir armağan. İnsanın en büyük yardımcısı bazen ise en büyük içsel düşmanı !<br></strong><strong>Çünkü sosyal zekası artan bir insanın farkındalığı da bir o kadar artar. Farkındalığı arttıkça yalanlara kanmaz lakin bu sefer de fazla bilincin oluşturduğu yalnızlığa çekilir. Sahte de olsa gülümseten dostluklar yoktur mesela. Oysa ki kaçılması gereken bir bir durum değildi yalnızlık. İçimizdeki o hisleri inanılmaz bir motivasyona dönüştürdükçe anlam kazanacak bir durumdur !<br><br><br></strong>ŞİMDİLİK BU KADAR SEVGİLİ İLTERLİLER..<br>Sosyal zeka kavramı çok kapsamlı ve geniş bir konu. Ara ara geri dönüşler ile canlılık katacağımızdan şüpheniz olmasın !<br>ESEN KALIN !!!<br><br><br><br><br><br><br></span><strong><br></strong></span><span style="color: #000000; background-color: #f1c40f;"><span style="background-color: #ffffff; color: #000000;"></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HAKLI OLMAK &#45; KİME GÖRE VE NEYE GÖRE?</title>
<link>https://ilterdergisi.com/hakli-olmak-kime-gore-ve-neye-gore</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/hakli-olmak-kime-gore-ve-neye-gore</guid>
<description><![CDATA[ Sence haklılık nedir ? Bir insanın haklı olmasını ne sağlar? Kime göre ve neye göre haklı olursun? ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202603/image_870x580_69ab58b5e2f5d.jpg" length="75321" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 01:45:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yılmaz Erkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haklı olmak..<br></strong>Kime göre ve neye göre?<br>Bir kişiyi haklılığa götüren sebep nedir?<br>Bakalım bu durumlar benim perspektifim ile nasıl cevaplanacak (:<br><br>Haklı olmak insanın benlik duygusu için olmazsa olmaz duygusal hazlardan birisidir. Kişinin kendini kendine ispatlaması için ve bazen de benlik duygusunu kabartmak için; başka bir deyiş ile egosunu tatmin etmek için girdiği türlü tartışmalar ve mücadeleler sonucu elde ettiği duygusal zafer ! Haklı olma isteği tamamen bundan ibarettir. Çoğu zaman haklı olma isteği zihinsel bir dopamin gereği olduğu düşünülse de , durum gerçekten çok farklı. Bu durumdaki asıl neden ile sosyoloji ilgileniyor. Kişinin toplumsal hiyerarşideki saygınlığı ve toplumun haklılık gibi olgulara fazlasıyla ehemmiyet göstermesi bu durumun başlıca nedenlerinden diyebiliriz. Sosyolojik kavramlar genelde hikayeleştirilen anlatımlarda çok daha iyi anlaşılır. O halde biraz hikaye anlatalım ve haklı olma konusuna yeni bir bakış açısı kazandıralım ! <br>.<br>.<br><strong>KARAKTERLER : RAMAZAN VE ÖYKÜ<br></strong><strong>OLAY: HAKLI ÇIKMAK VE TOPLUMUN SAYGISI<br><br></strong><strong>Ramazan kendi dünyasının mimarı olmaya çalışan, yaşadığı hayat standartlarını bir kademe yükseltmeyi amaçlayan bir kişidir. Genç yaşına rağmen fazlasıyla çalışmaya odaklıydı ve bu odağı ona gerçekten güzel rakamlar kazandırıyordu. Çünkü işine dört elle sarılıyor ve emeğini her verdiği işi çeşitli övgülerle sonlandırmayı hedefliyordu. Her şey Ramazan'ın istediği gibi şekillenirken bir anda işler tersine dönmeye başladı. Sevgilisi Öykü kendi  arkadaşlarının sevgilisi Ramazan hakkında sözlerinden epey rahatsız olmuştu. Ramazan'ın hiç işe gitmediğini, tüm vaktini bilgisayar başında geçirdiğini ve aileleri için bu durumun hiç iyi olmadığını söylüyorlardı. Bu durumu Ramazan ile de paylaşan öykü bir anlık duygusal karmaşalara girdi.. Ramazan'a bağırıyor, sorular soruyor ve ilişkilerini o anda gözden geçiriyordu. Sanki arkadaşlarının düşünceleri Öykü'nün zihninde haklılık kazanmıştı. Ramazan'dan acil bir açıklama bekliyordu. Öykü şöyle çıkıştı..</strong></p>
<p><strong><br><span style="color: #e03e2d;">Öykü</span> : ''Ramazan, bu durumu bana açıklar mısın? İnsanlar böyle düşünüyorsa bir bildikleri vardır. Bak Filiz'in kocasına , nasıl da her şeyini karısıyla paylaşıyor; ya sen? Sen tam bir sır küpüsün. Arkadaşlarım da zaten haklı, sen beni gerçekten sevmiyorsun. Ben sana bu halde geleceğimi nasıl emanet edebilirim ?''</strong><br><strong><span style="color: #e03e2d;">Ramazan </span>: '' Gerçekten bu şekilde mi düşünüyorsun? Bunca zamandır ben hayatımı nasıl devam ettiriyorum ? Bunu sende biliyorsun, sürekli çalışıyorum bilgisayarımdan. Belki dışarıya çıkmıyor ve fiziki bir işte çalışmıyor olabilirim ama paramı kazanıyorum. Üstelik onlara ne benim işe gidip gitmememden?''<br></strong><strong><span style="color: #e03e2d;">Öykü </span>: '' Ailem pek sıcak bakmıyor bu duruma. Arkadaşlarım da öyle diyorlar zaten. Hem sigorta var mı bu işte? Hatta Hümeyra teyze bana şöyle söyledi - <span style="background-color: #f1c40f;">'' Bak kızım, böyle bilgisayar başından çalışarak iş yaptım sayılmaz. Girsin bir işe, sigortası yatsın, geleceğiniz güzel olsun ve güvende olsun. Ne bu böyle? Bilgisayardan para kazananı kim görmüş?''</span> - dedi. </strong><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p>Ramazan anlamıştı. Kendisini Öykü'nün gözünde haklı çıkarmak istiyordu. Böylelikle hem Öykü'yü inandırmaya hem de akrabalarından, en yakın arkadaşlarına kadar kim varsa hepsini haksız çıkarmaya and içmişti resmen. Bu durum üzerine sabahlara kadar günlerce çalıştı. Uyumadı veya dinlenmedi.. Sadece çalıştı. O kadar güzel paralar kazandı ki, Öykü'nün düşünceleri bir bir dağılmaya başladı. Etrafındakiler bu duruma şaşırır oldular ve gıpta ettiler. Artık içsel haklılık savaşını da  kazanmıştı. Bu verdiği haklılık mücadelesi ile topluma kendini ispat etmişti. Artık Öykü ile anlamsız tartışmalar yapmıyordu. Ailesi artık Ramazan'ın işine saygı duymaya başladı ne kadar anlamasalarda. <br>.<br>.<br>.<br>İşte insan için HAKLILIK mücadelesi tam olarak böyle bir şey. İçsel olarak sen haklı olabilirsin lakin topluma somut örnekler göstermediğin için, kendi hayatını ispatlama yoluna gidersin ister istemez. Hadi bu haklılık meselesini biraz da yörelere göre tartışalım !<br><br><span style="color: #e03e2d;"><strong>DOĞU BÖLGESİ VE DOĞU KÜLTÜRÜ !</strong></span></p>
<p>Doğu bölgesi insanı sert mizaçlıdır. Her ne kadar kuralları Anayasa ve ceza hukuku olarak bilsek de , doğu bölgemizde kurallar TÖRE adı altında yazısız toplum sözleşmesi diyebileceğimiz kurallar da geçerlidir. Doğu bölgelerinde evlilik, gece hayatı gibi toplumsal normlar TÖRE'ye göre belirlenir. Doğu bölgesinde HAKLILIK durumları bazen evin en yaşlısının dudaklarının arasından dökülecek bir çift söze göredir yada TÖRE gözetilerek bu durumlara cevap bulunur. Örneğin doğu ilimizi normal kabul etmiş birisi şöyle düşünür. <br>''Bu saatte dışarıya çıkılmaz, millet ne der sonra !?''<br>''Büyüklerin yanında sigara içilmez !''<br>İşte bu ve bunun gibi yazısız kuralları çiğnediğin andan itibaren geri sayımın başlar !  Kendince haklısındır ama toplumun gözünde statü kaybedeceğin için haksız duruma düşeceksin. Topluma kendini kanıtlmak ve genel geçer bir haklılık durumu elde etmen gerek. <br>Haklılık meselesi doğu kültürümüzde böyle işlemektedir. Bireysel haklılıktan ziyade, toplumsal normlar ön planda tutulur. Bireysel haklar ise daha kısıtlıdır. Elbette dijitalleşen gelişen dünya çerçevesinden doğu bölgelerimizde etkilendiği için bu toplumsal baskılar da zayıflamış ve güncellenmiş olabilir. <br><br><strong><span style="color: #e03e2d;">BATI BÖLGESİ VE BATI KÜLTÜRÜ !</span></strong></p>
<p>Batı bölgesi insanı biraz daha yumuşak mizaçlıdır. Bireysel özgürlük ve hak arayışı çok daha fazla yaygındır. Toplumsal normlar doğu bölgemize nazaran az daha etkisiz kalmıştır. Batı kültüründe insan çocukluktan itibaren bazı haklarla donatılır. Çocukluktan itibaren düşüncelerin özgürce dile getirilmesi bunun başlıca örneğidir. <br>Batı yöresinde haklılık biraz da konfor alanı ile ilgilidir. Her birey kendi haklılık çerçevesini oluşturduğu için, toplumda konfor alanını bozan her hangi bir olayda hemen savunmaya geçerek o durumdan haklı çıkmanın yollarını arar. Dolayısıyla genel geçer bir haklılık meselesi yoktur. Kişisel çıkarlar ve güç dengesi vardır. Güç ve çıkar sahibi kişi, her daim haklıdır ! Burada da doğudan eksik bir batı medeniyeti görüyoruz. Doğuda baskıdan yakınanlar, batıda da adaletsizlikten yakınırlar. Özetle şunları söyleyebilirim..<br>.<br>.<br>Haklılık, bireyin içsel tatmininden toplumsal normlara uzanan bir yolculuktur. Doğu'da bu yol bazen baskı, bazen kararlılığın sembolü töre ile; Batı'da da gücün ve çıkarların gölgesindeki özgürlük ile döşenir ! Ramazan'ın hikayesi burada haklılığa giden yolu bizlere özetledi : haklı çıkmak, sadece kendini ikna etmek değil, aynı zamanda toplumun gözünde saygı kazanmak demektir. Şu sözümü akıllardan çıkarmayınız ; '' Haklılık, insanın hem kendisi hem de toplum ile verdiği bir mücadeledir; bu mücadelenin dili ise kültürden kültüre değişir !''<br>.<br>.<br>.<br>Bu yazımın sonuna geldik. Düşüncelerini benimle paylaşmayı unutma ! Kendine çok ama çok iyi bak !</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KISKANÇLIK</title>
<link>https://ilterdergisi.com/kiskanclik</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/kiskanclik</guid>
<description><![CDATA[ TOPLUMU VE İNSANI SARAN VİRÜS.. ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202602/image_870x580_6983c4afa2ca8.jpg" length="76194" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 00:01:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yılmaz Erkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Evrimsel psikolojiye göre kıskançlık, bireyin sahip olduğu şeyi koruma içgüdüsünden ötürü meydana gelir. <strong>Benim olan bende kalmalı </strong>düşüncesi de buna başlı başına bir örnektir. Kıskançlığı genelde iki çiftin arasındaki kıvılcımlara ithaf ederiz. Lakin kıskançlık, sadece aşkın olduğu yerde değil, insanın nefes aldığı her yerde filizlenmektedir. Hadi gelin, bazen güldüren bazen de canımızdan bezdiren bu kıskançlık türleri neymiş birlikte görelim !</p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">1) TOPLUMSAL KISKANÇLIK</span> </strong><img src="file:///C:/Users/PC/Downloads/Copilot_20260204_225304.png" alt=""></p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202602/image_870x_6983a45d09654.jpg" alt="" width="504" height="336"></p>
<p>Resimde de görüldüğü üzere, komşusunun can alıcı renkteki arabasını gördükten sonra içerisinde alevlenen kıskançlık ateşinin , onu nasıl ele geçirdiğini ve bu durumun yüzüne nasıl yansıdığını görüyoruz. Bizler istesek de istemesek de, hayatımızda bizlere, mallarımıza ve yaşantımıza uzanacak eleştirel gözler her daim var olacaktir. Peki bu durumda bizler ne yapacağız? Gidip de onun bakışlarının hesabını soracak değiliz. Ki bu yapacağımız en büyük hatalardan birisi olacaktır. Kirli bakışlara karşı atılabilecek en güçlü adım, sessizliktir ! Planınızı ve dahi yaşantınızı asla kimse ile paylaşmayın. Toplumsal kıskançlığa sebep olan ve günümüzde her anımızı paylaştığımız sosyal medya bu kıskançlığın baş göstermesinde en büyük etkendir. Bizler anlarımızı ve hikayelerimizi oraya yansıtırız, karşılığında bir ''<strong>LİKE</strong><span>❤️'' b</span>ildirimi alırız. Oysa ki, o like bildirimini atan kişinin esas duygularına ve bizim hakkımızdaki esas düşüncelerine asla erişemeyiz. Böylelikle de türlü düşüncelerle hayatımızı yorumlayan, her türlü eksikliğimize ve kusurumuza kulak kabartan kişilere zemin hazırlamış oluruz. Unutmayın ki, evrende herşey bir enerjiden ve frekanstan oluşur. Buradan yola çıkarsak eğer düşüncelerimizin ve sözlerimizin de görünmeyen bir enerji yaydığına ulaşırız. Dolayısıyla bizim hakkımızda düşünenlerin söylediği sözler ve düşünceler bizim hayatımıza etki eder. Buna sosyal alanlarda kıskançlık, dini görüşte ise nazar denir.  Bu konuda şu söze kulak kabartmak gerekir..<br><span style="background-color: #f1c40f;"><strong>''Ağzımızdan çıkan şey, kaderimiz olur !''</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>2) AİLE / KARDEŞ KISKANÇLIĞI</strong></span></p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202602/image_870x_6983b1c826f76.jpg" alt="" width="498" height="332"></p>
<p>Hemen hemen her bireyin çocukluk döneminde yaşadığı bir durumdur bu. Kimi zaman aşılmış bir durum, kimi zaman ise geleceğe miras kalan kötü bir duygu. Elbet, çocukluğumuzda kardeşimize alınan çikolatanın bile içimize dert olduğu, özellikle büyük kardeş olup da ; ''Senin papucun dama atıldı artık !'' sözlerinin içimizi cayır cayır yaktığı, marketten aldığımız meyvesuyu ile içimizdeki yangını söndürmeye çalıştığımız zamanlarımız olmuştur. <span style="background-color: #bfedd2;">'' Ne güzel günlerdi be !''</span> dediğinizi duyar gibiyim. Lakin bu güzel günlere, çoğu kişi hüzün penceresinden bakıyor. Sebebi ise aileden ve akrabalardan doğuyor. Kimi zaman büyük çocuk olarak görülen, yaşını değil de kalbindeki o saf duyguyu taşıyan ; sürekli adları geçen ve sülalenizi kurtarmaya yemin etmiş şu meşhur ''Fatma teyzenin oğlu'' ile yapılan kısaslar, o bedeni büyümeye başlayan ama kalbi masum kalan o çocuğu derinden yaralıyor. İçerisinde içten içe bir kıskançlık ateşini harlıyor. İşte bu yapılan kıyaslamalar , o çok sevdiğiniz fatma teyzenin oğlunu etkilemiyor. O etki, sizin kendi kanınızdan ve canınızdan olan, aynı havayı soluduğunuz ve aynı sofrada yemek yediğiniz biricik evladınıza zarar veriyor. Bazen ailelerden geri dönül olarak şu söz yükseliyor <strong>'' Biz onu kötü hissetsin diye değil, hırs yapsın da başarılı olsun diye söylüyoruz !''</strong></p>
<p>Peki, hiç düşündünüz mü oğlunuzun yada kızınızın bu sözlerinin ardından ne düşündüğünü?<br>Hadi o minik kalplerin iç dünyalarına doğru bir seyre dalalım.. <br><strong>"Babam Ahmet'in babası gibi o arabadan alacak mı? Ne güzel onlar haftasonu geziyorlar birlikte.".                                                                 " Ege'nin akülü arabası var, baksana çok eğleniyor gibi. Benim ne zaman akülü arabam olacak anne? Bizim paramız mı yok? Biz neden almıyoruz?"                                                                                    </strong>Bakın, işte farkında olmadan çocuğunuz da sizi kıyasladı. Peki bu durum sizde bir teşviğe sebep oldu mu? Şimdi daha da mı yıkılmaz hissediyorsunuz kendinizi? O akülü arabayı almak için bir güç buldunuz mu kendinizde? Tabii ki hayır ! Çünkü o araba her akıla gelişte , ay sonu gelen kart ekstreniz gelir akıllara. Ya da kira için arayan ev sahibi. Koskoca bir söz yankılanır bir babanın dudaklarından.. "Sonra alırız hanım, malum bu ay biraz sıkışığız. Hem çocuktur, bir ister, ikinciye unutur." <strong></strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>3) İLİŞKİDE KISKANÇLIK </strong></span></p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202602/image_870x_6983c06198277.jpg" alt=""></p>
<p>Bir ilişkiyi sahiplenmek ve karşımızdaki insanı benimsemek mutlak bir aşka götürür insanı. Lâkin fazlası da güven duygusuna zarar verir. Karşı tarafta hep bir güven inşa etme çabasına sebebiyet verir. Sen kıskandıkça kafanda kurar, karşı tarafa toksikliğin kapılarını aralarsın. Peki ilişkide o tebessüm ettiren kıskançlıklara ne sebebiyet verir? Olması için gereken nedir? Bu durumun olması için kıskanmanın bir sahiplenme duygusundan öte gitmediğini unutmamak gerekir. Kıskanma ile güvenme duygusunu bir kılar ve ona göre hareket ederseniz , büyük ihtimalle o güven sarsılacak ve kıskançlık duygunuz sizi bir zarara götürecektir. Zaten kıskanmıyor diye düşünüp hareket etmek de, sizi ayrılığa sürükleyecek yegane sebeplerden birisi. Bunları unutmamak gerekir ! Kıskançlığınızda aşırılıktan nasıl korunacaksınız peki? </p>
<ul>
<li>GÜVEN BİR DUYGU OLARAK KALMAYACAK, İLİŞKİNİZE İŞLEYECEK.</li>
<li>DOĞRU SÖZ ACITSA BİLE, HER ZAMAN DİLLERDEN DÖKÜLENLER ONDAN BAŞKASI OLMAYACAK. </li>
<li>AŞKTAN DOĞAN ŞAHİPLENİŞİ, ARA ARA HİSSETTİRECEK VE TATLI TEBESSÜMLERE SEBEBİYET VERECEKSİNİZ.</li>
</ul>
<p>İşte bu ve bunun gibi etkenler sayesinde kıskançlığınızı törpülemiş olacaksınız. Böylece daha keyifli ve sağlıklı bir süreç yani birliktelik yaşayacaksınız ! </p>
<p>Kıskançlığın temel sebebi, duyulan güvenin azlığı yada oturmamışlığıdır. Bu sebepten dolayı şu sıralamaya dikkat etmekte fayda vardır.</p>
<p> Kıskançlığınızı alt edebilecek bir yöntem daha ! O yöntem ise, o an tartışamadığınız konuları akşam vakti tartışmamak ! Çünkü kadın beyni daha duygusallaşır o vakitlerde. Bu sebepten ötürü tüm duygusallığı ile cevap vererek ya kendisini yada sizi derin bir üzüntüye sokabilirler. Akşamları yapacağınız her bir tartışma emin olun ki sizin lehinizden çok, aleyhinize olacaktır. Akşam huzurun ve aşkın saatleridir. Tartışma ve gerginlik bu vakitlerde yaşanmamalıdır. </p>
<p>Ben hep derim..</p>
<p>"<strong>Bir ilişkide sevgi öncelik değildir. Bir ilişkide önem sırası şu şekildedir ; Saygı, Güven ve Sevgi !"</strong> Bu 3 etken işte toksik kıskançlık için bir neden olup olmadığını bizlere söylüyor.  Peki sizin daha önceki ilişkilerinizde veya şuan ki ilişkilerinizde bu 3 maddeden hangileri hayatınızda yer ediniyor? Top sizde..</p>
<p></p>
<p>Yorumlarda buluşmak üzere. Kendinize çok ama çok iyi bakın ! </p>
<p><strong></strong></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DUYGULARINI BİR SİLAHA DÖNÜŞTÜR !</title>
<link>https://ilterdergisi.com/duygularini-bir-silaha-donustur</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/duygularini-bir-silaha-donustur</guid>
<description><![CDATA[ Duygular ve zihin, bunların bize etkisi.. ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202601/image_870x580_6977cc41ab313.jpg" length="61711" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 23:22:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yılmaz Erkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Duygularımız, insanın bazen en güçlü hissettiği bazen de en kötü hissettiği anların başmimarıdır. Bu hususta iki görüş hakimdir. Bir taraf duyguların özgürce yaşanması gerektiğini, bir taraf ise duyguların yansıtılmasını ama gerçek duyguların saklanması gerektiğini savunur. Yani insanlar ne hissettiğimizi bilmeli ama bizim bilmelerini istediğimiz şekilde bilmeli. Böylelikle karşı tarafa bizim kontrolümüzden çıkmayan bir durumun senaryosunu sunar ve olabilecek herşeye hazırlıklı oluruz. Bunun içinse öncelikle duygularımızın efendisi olmamız gerekiyor. </strong></p>
<p><strong>Nasıl mı..?</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>DUYGULARIMIZI NASIL KONTROL EDERİZ?</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong><span style="background-color: #2dc26b;">Duygularımız zihinsel eylemler sonucu oluşur.</span> Yani düşüncelerimiz , duyguların şekillenmesine sebebiyet verir. Aşık olurken, üzülürken, korkarken.. Tüm bunlar gerçekleşirken düşüncelerimiz aktif rol oynar ve duyguları meydana getirir. <span style="background-color: #ffffff;">Örneğin</span> aşkın ilk evrelerinde zihnimiz sürekli o kişiyle meşguldür, sürekli onu düşünür ve hatta yemeden içmeden dahi kesiliriz. Bu sebepten ötürü aşk denilen olay gerçekleşmeye başlar. Düşüncelerin yerini, yoğun duygular alır. Peki istemediğimiz bir duyguyu nasıl kontrol altına alabiliriz? </strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Şimdi bir düşünün..</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Hayalini kurduğunuz arabayı sonunda aldınız ve keyifli bir şekilde eşsiz bir mutluluk ile seyir halinde ilerliyorsunuz. Bir kadının el işareti yaptığını ve yardım istediğini gördünüz. Yanına yeni aldığınız o haşmetli arabanızla yanaşıp büyük bir gururla '' Yardıma mı ihtiyacınız var?'' diye sordunuz. Siz kadın ile konuşurken, kafanıza bir silah doğrultuldu. Bir çetenin ağına düşmüşsünüz ve tek kurtuluşunuz arabanın teslimatından geçiyor. Çaresiz bir şekilde anahtarı teslim eder ve o hayalini kurduğunuz arabanın gidişini izlersiniz...</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Tam burada iki farklı durum olasıdır. </strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Ya büyük bir öfke ve üzüntü ile haykırır ve saçınızı başınızı yolarsınız. Ya da olanı kabullenir en kötü bir sigara yakarak genel bir durum değerlendirmesi yaptıktan sonra, çözüm yolu ararsınız. Evet, ikinci kısım oldukça zor geliyor ve hatta imkansız ! Lakin olmayacak bir durum da değil. Bu işte tamamen düşünce terbiyesinden geçen bir yol ile mümkün. Düşüncelerimizi nasıl sakin ve net bir şekilde oluşturacağımızı öğrenirsek, işte bu dediğim duruma da erişmiş oluruz. Bu bir stoa düşünce örneğidir. Stoa düşüncede kader kabullenilir ve çözüm aranır. Gereksiz tepkiler verilmez ve soğukkanlılık esastır. Böylelikle derin üzüntüler sarmaz zihnimizi yada ruhumuzu parçalayan pişmanlıklar. Çünkü stoada her oluşan bir durumun bir sebebi ve öğretisi mevcuttur. Bir olay yaşarsın, nedenini öğrenir ve bundan sonra hangi adımları daha dikkatli atman gerektiğini öğrenirsin. Duygularımızı işte bu şekilde terbiye eder ve kontrol altına alabiliriz. </strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong></strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Şimdi gelelim bu satırların meydana gelmesindeki ana düşüncemize..</strong></span><span style="color: #000000;"><strong></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>DUYGULARIM NASIL BİR SİLAHA DÖNÜŞÜR?</strong></span></p>
<p><strong>İletişim, insan için olmazsa olmaz bir husus. Lakin her iletişim, her insana iyi gelsin, ona fayda sağlasın diye kurulmuyor. Bazen iletişim, tamamen zarar vermek için kuruluyor. İşte bu zarardan en az pay ile çıkacağız. İnsanlarla konuşurken mimiklerimizle birlikte, ses tonumuzun da yardımıyla karşıya duygumuzu yansıtır ve hakkımızda düşünce sahibi olmasını sağlarız. Unutmayın ki, karşımızdaki insan bizim sözlerimize değil, onda uyandırdığımız duygulara bakarak hakkımızda bir yargıya ulaşıyor. </strong></p>
<p><em><span style="background-color: #ffffff;"><strong>''Öyle söylüyor iyi hoş da , pek iyi niyet sezemedim !''</strong></span></em></p>
<p><span style="background-color: #ffffff;"><strong>İşte tam burada bu anlattıklarım devreye giriyor ve insandan nefret etsek bile bizim hakkımızda olumlu şeyler düşünmesini sağlıyoruz. Az yukarıda bahsettiğim gibi, bir insanın bizim hakkımızdaki düşüncelerini sözlerimiz kadar bedensel hareketlerimiz, mimiklerimiz ve ona karşı yansıttığımız enerjimiz etkiliyor. Burada şu maddelere uymalısın :</strong></span></p>
<p><span style="background-color: #ffffff;"><strong>1) Konuşurken, göz kontağını kesme !</strong></span></p>
<p><span style="background-color: #ffffff;"><strong>2) Bedensel hareketlerin normalde olduğun gibi olsun, aksi taktirde normalden aykırı davranışlar ile esas niyetiniz belli olur. </strong></span></p>
<p><span style="background-color: #ffffff;"><strong>3) İyimser bir ses tonu ve tebessümün asla yüzünden eksik olmayacak.</strong></span></p>
<p><span style="background-color: #ffffff;"><strong>4) Her zaman güzel kokacak ve giyimine özen göstereceksin.</strong></span></p>
<p><span style="background-color: #ffffff;"><strong>5) Ortamına göre duygularını gizleyecek ve düşüncelerini birer duyguya dönüştüreceksin. Böylelikle sen nasıl istersen, insanlar seni öyle bilecek. </strong></span></p>
<p><span style="background-color: #ffffff;"><strong></strong></span></p>
<p><span style="background-color: #ffffff;"><strong>Böyle etkenler sayesinde karşı taraf sizi benimseyecek ve tamamen sözlerinin tesirinde olduğunuzu düşünecek. Böylelikle size biraz daha yakınlaşacak. Bu durum ise sizin onun hakkında daha çok bilgi sahibi olmanızı ve olası bir durumda bunu bir koz olarak kullanmanıza yarayacak. O size zarar vermeye çalışacakken, siz onun niyetini çoktan çözmüş, kurbanı oynayan bir kurt rolüne girmiş olacaksınız ! </strong></span></p>
<p></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong></strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong></strong></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>OVERTHİNK VE DEPRESYON</title>
<link>https://ilterdergisi.com/overthink-ve-depresyon</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/overthink-ve-depresyon</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202512/image_870x580_69415005c9c34.jpg" length="38723" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 14 Dec 2025 13:14:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yılmaz Erkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h2><span style="color: #e03e2d;"><strong>                                OVERTHİNK VE DEPRESYON</strong></span></h2>
<h4><span style="color: #000000; font-family: 'arial black', sans-serif; font-size: 12pt;"><strong></strong></span></h4>
<p></p>
<h4><span style="color: #000000; font-family: 'arial black', sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>Çağımızın başlı başına modern bir hastalığı..</strong></span></h4>
<p><span style="color: #000000; font-family: 'arial black', sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>İlk başta keyifli kahve yudumları ve yükselen melodiler eşliğinde devam eden bir düşünce silsilesi. Lakin, sanıldığı kadar masum mu? Ya da sosyal mecralarda alay konusu olacak kadar basit ?</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000; font-family: 'arial black', sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>HİÇ SANMIYORUM !!</strong></span></p>
<h3><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-family: 'arial black', sans-serif;">&gt;</span></strong></span></h3>
<p><strong><span style="font-size: 12pt;">Genelde depresyon ve overthink karıştırılır. Benzerdir ama farkları vardır. Depresyonda olan birisi oraya kendisi sürüklenir, aynı şekilde overthink içerisindeki kişi gibi. Lakin depresyon biriken yoğun duygular, içe atım ve onca yaşanmışlıklar barındırırken; overthink' te ise anlık değişen duygular, geleceğe yönelik planlar, geçmişin tozlu perdeleri ve gün sonu değerlendirmesi misali yakın zaman düşünceleri vardır . </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 12pt;"></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 12pt;">( <span style="color: #2dc26b;">Z raporu alıyor mübarek  :D</span>  )</span></strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">&gt;</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong><span style="font-size: 12pt;">Psikoloji dalında ruminasyon adlı bir kavram vardır. Aslında ikisi de aşırı düşünme kavramıdır. Ruminasyon insanı bir müddet sonra overthink' e sürükler, overthink ise depresyona !<br> <br>Ruminasyon da kişi geçmişe odaklanır. Geçmişte aldığı kararlar, söylediği sözler, kırgınlıklar...   Hepsine derinlemesine kafa yorar ve adeta geçmişe takılı kalır. Artık ruhunu saran düşünce silsilesi ve pişmanlıkları , yarının dünü olan bugünü de etkileyerek ardı arkası kesilmez bir kısır döngüye girer ; belli bir müddet sonra geçmişindeki takıntısı gibi geleceğine de kafa yorar, düşüncelerine tamamen teslim olur ve overthink' e kapı aralar.<br></span></strong></span><span style="color: #000000;"><strong><span style="font-size: 12pt;"></span></strong></span></p>
<p></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">VE OVERTHİNK BAŞ GÖSTERİR !!</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;"></span></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>İşte böyledir overthink ' e geçiş sürecimiz . <br>Geçmişe bir güzel kafa yorduk ve hamur misali bir güzel de yoğurduk ! O zaman biraz da geleceğe kafa yoralım. </strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Eee, Allah akıl vermiş, düşün babam düşün !    ( <span style="color: #2dc26b;">VERGİSİ DE YOK !</span> )  </strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong></strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Overthink durumlarında kişi geçmişi, bugünü ve geleceği sürekli düşünür; bu düşünce sarmalı kontrol dışına çıktığında, çözüm aramak yerine bu zihinsel bataklığa razı olursa, depresyona doğru sürüklenmesi kaçınılmaz hale gelir. </strong></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><strong>Her zaman söylerim..</strong></span></p>
<p><span style="color: #2dc26b;">'<span style="font-size: 14pt;">' </span><span style="font-size: 14pt;"><strong>Size tatlı gelen şey overthink halleri değil, geçmişe duyulan özlemdir!''</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000; font-size: 10pt;"><strong>( Tabiki overthink bize sürekli bugünden hayıflanarak geçmişi aratmaz. Bazen silip atmak hissiyatı verir. Peki şimdi sorun kendinize; geçmişini mi arıyorsun yoksa sadece silip atmak mı istiyorsun?)</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000; font-size: 10pt;"><strong></strong></span></p>
<p><strong><span style="font-size: 12pt;">Aşırı düşünmek bize kendimizi filozof gibi hissettirse de, işin gerçeği kontrolsüz bir savruluşun ayak seslerinden başka birşey değildir. Zaten aşırı düşünmek mecburiyetinde kalan bir insan , belirli bir amaca yönelik düşünür. Overthink mağdurları ise, HER ŞEYİ !!</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 12pt;">Bu aşırı düşünme halleri artar ve yıllardır süregelen hatıralar bir bir canlanır zihinde. Böylelikle depresyon meydana gelir. Çünkü zihin olumsuz düşünmeye alışmış ve böyle çalışmaya başlamıştır. </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 12pt;"></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 12pt;">DEPRESYON...<br>Çevre ile iletişimin kesilmesi, sağlığın giderek zayıflaması ve ruhsal bir girdaba çekilme hali . Ruminasyondan overthink' e, overthink' ten depresyona uzanan bir çöküş süreci !  İnsan, depresyon bataklığına işte bu süreçlerden geçerek saplanır. Kendi isteği ile girdiği melankolik düşünceler kontrolden çıkmış ve insanı sonu görünmeyen karanlık bir yola itmiştir . Filmlerde gösterildiği gibi çikolatalı dondurma ve melankolik dizilerle kısa sürede geçebilecek bir şey değildir depresyon. İnsanın tekrardan zihninin kontrolünü ele alması ve sağlığına yeniden kavuşması gerekir. Depresyondaki bir kişinin yeme bozukluğu başlar. Kendini yağlı fast food yemeklerine maruz bırakır yada iştah kesilerek vücut kuvvetten düşer ! </span></strong></p>
<p><span style="font-size: 14pt; color: #e03e2d;"><strong>&gt;</strong></span></p>
<p><span style="color: #f1c40f;"><strong><span style="font-size: 12pt;">'' Vücudumuzun mutluluk habercisi, haşmetli serotonin ! ''<br><span style="color: #000000;">Nedir bu serotonin? Neden bu kadar gerekli ve en önemlisi depresyon ile ilişkisi nedir ?  </span></span></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;">Mutluluk hormonu  <span style="color: #000000;">olarak da bilinen serotonin, sindirim sisteminde yer alarak sinir hücreleri arasında mesajlar yani sinyaller gönderen , ruh hali, bağırsak haraketleri, uyku ve cinsel istek gibi vücut fonksiyonlarında rol oynayan bir kimyasaldır. İşte bu sebepten ötürü haşmetli hormonumuz bizim bir numaralı antidepresanımız rolünde.</span></span></strong></span><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;"><span style="color: #000000;"> Eksikliğinde overthink' ler baş gösterdi, depresyon adına hutbeler okuttu! :D<br><br></span></span></strong></span><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="font-size: 12pt;"><span style="color: #000000;"></span></span></strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d; font-size: 14pt;"><strong>&gt;</strong></span></p>
<p><strong><span style="font-size: 12pt;">Sürekli içimize</span></strong><span style="font-size: 12pt;"> atar</span><span style="font-size: 12pt;"><strong> ve kendimizi hiçe sayarsak vücudumuz stres üretir . Gamı ve kederi  vücut dil ile atamazsa, bunu beden aracılığıyla yapar.  Bu da depresyonu başlatır. Çünkü düzeni bozulan bir mekanizma, ya sinyaller gönderir ve hararet yapar. Ya da temelli kendini kapatır ve faaliyetine son verir . Bizim de beden denilen mekanizmamızdaki sorunlara iyi bakmamız gerekir. Belki de bedensel görünen bir sorunun kaynağı depresyondur ! </strong></span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; color: #e03e2d;"><strong>&gt;</strong></span></p>
<p><strong><span style="font-size: 12pt;">Makaleme Alman filozof Ludwig'in çok sevdiğim ve üzerine dikkat çektiğim sözü ile son vermek istiyorum. </span></strong></p>
<p><span style="color: #2dc26b;"><strong><span style="font-size: 12pt;">'' İNSAN NE YERSE, ODUR ! '' </span></strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong><span style="font-size: 12pt;">Hakikaten de öyle. Yediğimiz içtiğimiz şeyler sağlığımızı etkiliyor. Sağlığımız ile birlikte zihnimizi de etkiliyor. Bakınız ki filozof yada isimi nam salmış kişiler obur insanlar değillerdi. Onlar fazla ve zararlı gıdalar tüketmenin hem bedene hem de zihine iyi gelmediğini çok iyi biliyorlardı. Üstelik şunu da bilirlerdi; <span style="color: #e03e2d;">insanın yaptığından ziyade, doğanın sana sunduğu şeyleri tüket ! </span></span></strong></span></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İnsanın En Büyük Günahı : Cehalet..</title>
<link>https://ilterdergisi.com/insanin-en-buyuk-gunahi-cehalet</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/insanin-en-buyuk-gunahi-cehalet</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202512/image_870x580_693ee3cdcf83a.jpg" length="55995" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 00:13:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yılmaz Erkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Cehaletin içerisindeki insan, her türlü kötülüğü yapabilecek ve her türlü söylentiye aldanabilecek potansiyeldedir. Cehalet denilince akıllara ilk gelen isim ise tarihin babası İlber Ortaylı'dır. Ne der İlber Ortaylı..</strong></h3>
<h1><strong><br><span style="color: #e03e2d;">'' Bir insanın en büyük kusuru, cehaletidir. Cehalet görgüsüzlük doğurur!'' </span><br></strong></h1>
<h3><span style="color: #000000;"><strong>Cehalet içerisindeki insan, cehaletini görünüşüyle kapatmak ister. Abartılı kıyafetler, entelektüel izlenimler..<br>Lakin gelin görün ki; dışı deha, içi boşluk çınlayan insanlardır. Hemen hemen her konuda fikir sahibidirler. Tartışmaların bir numaralı galibidirler. Hatta en doğru söz, kendi ağızlarından çıkan sözdür!<br>Günümüz Türkiyesi ve onun öncesinde de en büyük günahımız, yine cehaletimizdi. Zaten İlber Ortaylı'da buna değinmeden geçmez.</strong></span></h3>
<p><span style="color: #000000;"><strong></strong></span></p>
<h1><span style="color: #e03e2d;">''Sopayı diksen filiz verecek şu topraklarda hala sürünüyorsak, açsak ve</span><span style="color: #e03e2d;"> yorgunsak iki sebebi var; cehalet ve ihanet !''</span></h1>
<p><span style="color: #000000;">--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------</span><span style="color: #000000;"></span></p>
<h2><span style="color: #000000;">Bazen bazı anlar olur..<br>Kendi fikirlerimizi özgürce açıklayamayız çünkü kendimizi karşıya anlatamayız. Ne yaparsak yapalım, geri dönüş her zaman olumsuzdur !</span></h2>
<h2><span style="color: #000000;">Bakalım İlber hoca bu duruma nasıl bakıyor ?<br><br><span style="color: #e03e2d;"><strong>'' Cahille polemiğe girilmez. Çünkü onun seviyesine inersen seni orada yener !''<br><br><br><span style="color: #000000;">İşte bir türlü haklı çıkamadığımız, bildiğimiz doğrulardan şüphe duyduğumuz insanların gerçek tarafı böyle !</span></strong></span></span></h2>
<p><span style="color: #000000;"><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="color: #000000;">--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------</span></strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="color: #000000;"></span></strong></span></span></p>
<h2><span style="color: #000000;"><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="color: #000000;">Cehalet denilince akla kitaplar gelir. Yazıp çizerek, okuyarak cahilliğe savaş açar insan. Doğru olan da budur. Kitapsız kalan bir millet, medeniyetsiz kalmış demektir. Medeniyetsiz kalmış bir millet ise, yok olmaya mahkumdur !</span></strong></span></span></h2>
<p><span style="color: #000000;"><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="color: #000000;"></span></strong></span></span></p>
<h2><span style="color: #000000;"><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="color: #000000;">Çünkü medeniyeti başlatan kitaplardır, ilimdir ve fendir. Kitaplar bilgiyi , bilgi medeniyeti ve medeniyet ise cehaleti yok eder !</span></strong></span></span></h2>
<p><span style="color: #000000;"><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="color: #000000;"></span></strong></span></span></p>
<h1><span style="color: #000000;"><span style="color: #e03e2d;"><strong><span style="color: #000000;">Peki bu duruma İlber Ortaylı ne diyor ?<br></span></strong></span></span></h1>
<h1><span style="color: #e03e2d;"><strong>''Okumayan toplum, düşünmeyen toplumdur. Düşünmeyen </strong></span><span style="color: #e03e2d;"><strong>toplumun sonu ise cehalettir. ''<br><br><br></strong></span></h1>
<h2><span style="color: #000000;"><strong>O halde ne yapmamız gerekir?<br><br>Az çok demeden okumamız gerekir. Okuduklarımızı hayatımıza uyarlamak gerekir. <br></strong></span><span style="color: #000000;"><strong></strong></span></h2>
<h2><em><span style="color: #000000;"><strong></strong></span></em></h2>
<h2><em><span style="color: #000000;"><strong>"Nasıl uyarlanacakmış hayata hocam, eksik anlatma !!"</strong></span></em></h2>
<p><em><span style="color: #000000;"><strong></strong></span></em></p>
<h2><em><span style="color: #000000;"><strong>Şöyle ki.. Kitap okumak direkt bize para kazandırmaz. Belli konularda fikir sahibi olmamızı sağlar. Kelime dağarcığımızı genişletiriz. Akıcı ve güzel konuşabilmemize de olanak sağlar. Konuşurken kullandığımız sözcükler birer cephane ise, nasıl konuştuğumuz ise bir silahtır! İşte cehaleti bu silahla yok edebiliriz. Konuştuğumuz zaman kuru sıkı değil de , dolu ve gerçek mermilerle yani hakikati açığa çıkaracak sözcüklerle konuşmalıyız. Aksi taktirde , boş lakırtıdan öteye gidemeyiz.<br><br>Şimdilik bu kadar..<br><br>Kendinize çok ama çok iyi bakın.<br>ESEN KALIN..</strong></span></em></h2>
<p><em><span style="color: #000000;"><strong></strong></span></em></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong></strong></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>