<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>İlter Dergisi &#45; : Felsefe</title>
<link>https://ilterdergisi.com/rss/category/felsefe</link>
<description>İlter Dergisi &#45; : Felsefe</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>İlter 2026 &#45; Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Kapitalizm, Yönetim Biçimleri ve Demokrasi Üzerine</title>
<link>https://ilterdergisi.com/kapitalizm-yoenetim-bicimleri-ve-demokrasi-uzerine</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/kapitalizm-yoenetim-bicimleri-ve-demokrasi-uzerine</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2864b46f247.jpg" length="65736" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 09 Jun 2026 20:55:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Emir Ali Anter</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Önsöz: Bu incelemede modern dünyanın putları olan Kapitalizm, Demokrasi ve Adalet-Eğitim kavramları detaylıca araştırılacaktır. Bu incelemeyi okuyucuya sunmaktan minnet duyarım<br><br><br><br>Sistemin tarih boyunca insanlıkla beraber gelişme gösterdiğini hepimiz biliyoruz. Avcı-toplayıcılardan bu yana olsa gerek bayağı bir ilerlemişiz binlerce yılda. Sinoplu Diyojen’i bilirsiniz. Henüz panoptikon bu kadar gelişmemişken insan bir nebze olsa sistemden bağımsız yaşayabiliyordu. Ancak modern devletlerin sahip olduğu gözetleme kapasitesi o kadar büyük ki insanın evinden hangi ayağıyla çıktığı bilinir hale geldi. Çağdaş idari yapılar, bireyi sürekli bir denetim ve kayıt altında tutarak onun hareket alanını görünmez duvarlarla örer. Bu devasa mekanizma, kendi varlığını sürdürmek, bürokratik aygıtlarını beslemek ve muhtelif kurumlar ile çeşitli şahıslar tarafından yönetilen hantal yapısını ayakta tutmak için çalışır. Çoğu zaman bireysel refah ve mutluluk, bu çarkların dönmesi yanında ikincil bir planda kalır. Büyük krizlerde, ekonomik buhranlarda veya savaşlarda sıradan insanların yaşadığı trajediler, sistem için sadece birer istatistiki veriden ibarettir. Kamusal alanda sergilenen o kurumsal hüzün dalgası ve kitleleri kucaklama iddiaları, aslında yapısal sadakati ve meşruiyeti tazelemek için üretilen bir imaj yönetiminden başka bir şey değildir. Günün sonunda sıradan vatandaşlar, sistemin bekası adına feda edilebilecek birer unsura dönüşür. Kitleler, hürriyet veya aidiyet gibi soyut kavramlar üzerinden mobilize edilirken, o büyük mitingler, samimi görünen tokalaşmalar ve meydan siyaseti birer halk adamlığı illüzyonuna dönüşür. Siyaset sahnesindeki aktörlerin, toplumun genel fukaralığına tezat oluşturan ayrıcalıkları ve her geçen gün katlanarak artan maddi imkanları, halkın bu döngüye inanmaya devam etmesiyle beslenir.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Demokrasi, on milyonlarca insanın kitle iletişim araçları ve belirli güç odakları tarafından manipüle edilip seçim sandığında kendisine sunulan sınırlı seçeneklerden hangisini seçeceğine karar vermesidir, başka bir şeyden ibaret değil. Haliyle insan da kendisinde bir yönetim gücü, bir seçme iradesi olduğunu zannedince içsel bir tatmin doğar ve demokrasinin en uygun yönetim biçimi olduğunu savunur. Oysa doğru ve ahlaki bir liyakat zemini üzerine inşa edilmezse, güçler ayrılığı ve denetim mekanizmaları işlemezse en az mutlak monarşiler kadar mantıksız bir yapıya bürünebilir. Ki demokrasi, doğası gereği popülizme ve aşırı derecede kötü kullanılmaya müsait bir yönetim biçimidir. İçerisinde birçok zıt kutup barındırır; genellikle bu zıt kutupların hürriyetinin bulunması yüzünden övülen bir yönetim biçimi olsa da bu durum kötüye kullanılma ihtimalini olağanüstü derecede yükseltir. Çünkü insanlar hakikate değil, inanmak isteyecekleri şeye inanacaklardır ve her insan aynı şeye inanmayacağından dolayı hangisi kulağına iyi, konforlu gelirse ona yönelme eğilimindedir. Bu durum toplumda derin bir kutuplaşma ve bölünme yaratır; bölünme şiddetlendikçe kargaşa artar, toplumsal doku ve barış yapısı bozulur. Bu kavganın sonunda kazanan sıradan insanlar değil, mevcut statükoyu elinde tutan sistem ve profesyonel siyasetçilerdir. Kitleler sağ ve sol suni ayrımlarıyla, ideolojik kamplaşmalarla birbirini hırpalarken, gücü ve sermayeyi elinde tutanların kazancı daima baki kalır. Halkı kendi çıkarlarına bir maşa gibi kullanırlar; siyasi elitler şah rolünü oynarken, geniş halk kitleleri piyon olmaktan öteye geçemez.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Siyasetçiler halkın cehaletinden, bilgi eksikliğinden ve duygusal reflekslerinden istifade edip yelkeni kitleler için fırtınalı denizlere, kendileri için ise güvenli ve müreffeh limanlara kırarlar. İşin acı tarafı, o fırtınaya gitmeye kendi rızasıyla ikna olan, manipüle edilmiş halktan başkası değildir. Sokrat’ın Platon’a demokrasinin yapısal açıklarından bahsettiği meşhur bir diyalog vardır. O mantığı modern bir uçak analojisiyle düşünelim: Bir uçaktasınız diyelim; kokpitte bir pilot, yardımcıları ve arkada yüzlerce yolcu var. Yolcular rotayı beğenmeyip şu taraftan gitsek hava daha güzel görünüyor, oradan gidelim diye oylama yapıyor. Pilot ise teknik donanımı, meteoroloji bilgisini ve doğru yolu bildiği için bu popülist öneriyi reddediyor. Şimdi siz uçağın güvenliğini ve kendi canınızı teknik ehline mi emanet ederdiniz, yoksa çoğunluğun anlık hissiyatına ve sıradan yolcuların reyine mi? İşte, eğitimsiz ve manipülasyona açık demokrasilerin özeti budur.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Eşitlik, adalet, demokrasi gibi yüce kavramlar, çoğu zaman insanı bir kukla gibi oynatmak, rızasını üretmek için kullanılan retorik araçlardır. Tarih boyunca eşitlik maskesinin egemen sınıflar tarafından nasıl esnetildiği, genişletilip daraltıldığı zaten yeterli bir ipucu veriyor. Bir zenginin oğlu ile bir fakirin oğlu yasa önünde gerçekten eşit midir? Birinin arkasında en iyi hukuk bürolarından, uzmanlardan oluşan koca bir avukatlar ordusu varken, diğerinin doğru düzgün bir giysisi, kendini ifade edecek bir mecali bile yoktur. Mağdur olanın yoksul bir genç olduğunu varsayalım; bu çocuk, paranın satın alabildiği o devasa hukuki koruma duvarı karşısında kendini nasıl savunacaktır? Hukuk, saygı, sevgi, liyakat ve nicesi, paraya ve güce göre esner, büzülür ve yıkılır. Bir zengin çocuğunun, bir fakir çocuğunu kasten yaraladığını ve mahkemede karşı karşıya geldiklerini varsayalım. Güçlü olanın arkasında resmen bir mekanizma çalışır: Maddi güçle yönlendirilen sahte deliller, nüfuzlu avukatlar, rüşvete veya makam baskısına boyun eğerek görevini suiistimal eden muhtelif yargı mensupları süreci baltalayabilir. Diğerinin ise tek avukatı ve şahidi, mahkeme salonunun soğukluğunda titreyen yırtık pırtık kıyafetleridir. Yasa önünde mutlak ve soyut bir eşitlik, sosyo-ekonomik adalet sağlanmadığı müddetçe imkansızdır; boş bir slogandan ibaret kalır. Şöyle düşünelim: Güç dengesi tam tersine dönse, bu sefer mülk sahipleri eşitsizlikten şikayet etmeye başlar. Teori en başında burada, yani pratik alanda çürür. Eğer gerçekten ahlaki, erdemli, sınıfsal çıkarlardan bağımsız hakiki bürokratlar ve yöneticiler yetiştirilebilirse hiç olmazsa adalet sağlanabilir. Ama çoğu zaman hukuk, güçlülerin çıkarlarını koruyan kanunların lafta kalmasından ibarettir.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Kendi görüşlerimi birer dogma olarak kabul etmemek adına, bu teze karşı antitezler üretmeyi bir zorunluluk olarak görüyorum. Örneğin demokrasinin alternatifi olarak teknotrasinin yürürlükte olduğunu varsayalım; yani ülkeyi uzmanlar, ekonomistler, mühendisler ve bilim insanları yönetsin. İlk bakışta rasyonel görünen bu sistem, zamanla o uzmanların kendi sınıfsal, akademik ve profesyonel çıkarlarını toplumun genel çıkarının üstünde tutmasıyla neticelenir. Bilgi bir hegemonya aracına dönüşür ve sistem adım adım soğuk, teknokratik bir diktatörlüğe evrilir. Veyahut sadece siyaset, ekonomi, genel kültür alanlarında belirli bir testi, entelektüel barajı geçenlerin oy kullanabildiği epistokrasi modelini ele alalım. Bu sefer de o sınavı hazırlayan, soruları belirleyen merkezi güç, kendi yandaşlarını ve kendi ideolojisini sistemden geçirecek mekanizmaları kuracaktır. Nitekim tarih boyunca bu ve benzeri niteliksel oy yöntemleri yoksulların, azınlıkların ve alt sınıf olarak görülen halkların siyasetten dışlanmasında, onların haklarının gasp edilmesinde birer silah olarak kullanılmıştır. Bu tez ve antitez sarmalından sonra varılacak nihai kanım şudur: İdeal devlet, donmuş ve dogmatik kurallara sıkışmış bir yapı değil, toplumsal ihtiyaçlara ve adalete göre esneyebilen, kendi hatalarını görebilen ve sürekli değişebilen devlettir.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Ancak bu siyasi tiyatronun ve hantal devlet aygıtının arkasında, onu besleyen ve yönlendiren çok daha büyük bir ekonomik motor çalışmaktadır: Kapitalizm. Demokrasinin tıkandığı, eşitliğin lafta kaldığı her noktanın altında, kapitalist üretim ilişkilerinin yarattığı şu yirmi temel kriz ve çelişki yatmaktadır.</span><br><br></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Kapitalizm, tarihin o meşhur sonunu getirdiğini ilan ettiğinde herkes derin bir nefes almıştı. Ne de olsa artık büyük ideolojik kavgalar bitmiş, insanlık devasa alışveriş sepetleriyle o nihai huzura erecekti. Gelgelelim, bu ebedi barış yalanı kâr oranlarının düşme eğilimiyle ilk kez duvara tosladığında kimse ne olduğunu pek anlamadı. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Sistem, her şeyi ama her şeyi satılık bir nesneye dönüştürme konusunda adeta şeytani bir dehaya sahip. Kutsal saydığınız ne varsa bir süre sonra barkodlanıp rafa koyulur. Marx’ın o çok sevdiği katı olan her şeyin buharlaşması durumu tam da budur işte. Bütün o ulvi değerler, borsanın açılış gonguyla birlikte nakit paranın soğuk sularında boğulur gider. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Özgürlük masalını ele alalım. Sana binlerce çeşit diş macunu arasından seçim yapma özgürlüğü verilir ama iş çalışma şartlarına veya yaşam standartlarına gelince nedense o çok övülen seçenekler birden tükeniverir. Raf ömrü uzun olan şeyler özgürlükler değil, özenle tasarlanmış tüketim alışkanlıklarıdır. İnsan, kendi yarattığı nesnelerin kölesi olduğunu fark edemeyecek kadar meşgul bugünlerde. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Meta fetişizmi dedikleri o garip büyü her yanımızı sarmış durumda. Sabah giydiğin ceket, bindiğin araba ya da elindeki kahve bardağı seninle konuşur sanki. Onlara atfettiğimiz o mistik değer, aslında bizim kendi çalınmış emeğimizden başka bir şey değil. Emeğimizi masaya koyup karşılığında aynaya bakarak kendimizi alkışlıyoruz. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Bir de şu meşhur kriz meselesi var. Eskiden krizler kıtlıktan çıkardı; tarlada ekin biterdi, yağmur yağmazdı, aç kalırdın. Şimdi işler tam tersi bir deliliğe evrildi. Piyasada o kadar çok mal var ki, sırf bu bolluk yüzünden insanlar işsiz kalıp açlığa mahkum oluyor. Aşırı üretim krizi dedikleri bu komedi, sistemin kendi kuyruğunu yiyen obur bir yılan olduğunun en net kanıtıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Fabrikaların depoları ağzına kadar doluyken sokaklarda insanların o ürünlere ulaşamaması ne tuhaf değil mi? Sorun malın olmaması değil, o malı alacak paranın senin cebinde bulunmamasıdır. Üretim kapasitesi göklere çıkarken satın alma gücünün yerlerde sürünmesi, kapitalizmin o meşhur rasyonel aklının şahikasıdır. Hakikaten muazzam bir akıl işliyor arka planda. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">İnsanların gerçek ihtiyaçları için değil, sırf kâr etmek için üretilen milyarlarca çöp var dünyada. İhtiyaç dediğimiz şeyin kendisi bile artık fabrikasyon bir ürün. Bir akıllı telefonun seni daha akıllı yapmayacağını gayet iyi bilirsin. Ancak reklam panoları sana aksini öyle bir fısıldar ki, cebindeki son kuruşu o cam parçasına yatırırken kendini radikal bir devrimin parçası sanırsın. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Rekabet efsanesi ise sistemin en sevilen ninnilerinden biridir. Serbest piyasa denen o devasa ormanda herkesin eşit şartlarda yarışa başladığını iddia ederler. Oysa bazıları o yarışa özel jetle havalanarak başlarken, sen ayaklarındaki sınıfsal prangaları çözmekle meşgulsündür. Sonra da dönüp o tatlı dilleriyle sana yeterince çalışmadığını söylerler. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Serbest rekabet eninde sonunda tekelciliği doğurur. Küçük balık büyük balığı falan yemez, büyük balık küçük balığı sadece meze yapar. Gidip o koca marketlerin raflarına bir bak. Yüzlerce farklı marka varmış gibi durur ama o ambalajların arkasına sızdığında, hepsinin sularının sadece üç beş dev holdingin havuzuna aktığını görürsün. İllüzyon ustalıkla tasarlanmıştır. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Sistemin kalbinde yatan o bitmek bilmez kâr hırsı, yeryüzündeki her şeyi bir sömürü aracına çevirir. Doğa, bilançolarda sadece bedava bir hammadde deposu ve tahsis edilmiş sınırsız bir çöplüktür. İklim krizini çözmek için bile yeşil kapitalizm diye bir şey icat edip onu da satmaya kalkarlar. Dünyayı yakarken çıkan dumanı filtreleyip, o filtreyi de sana kâr marjıyla kakalarlar. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Emeğin yabancılaşması dediğimiz şey sadece tozlu kitaplarda kalan bir felsefe terimi değil, sabahın köründe bindiğin o metrodaki boş bakışların ta kendisidir. İnsan kendi yarattığı ürüne, saatlerini harcadığı işine ve en nihayetinde bizzat kendisine yabancılaşır. Bir çarkın dişlisi bile sayılmazsın artık; sadece istedikleri an fişini çekebilecekleri basit bir maliyet kalemisin.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">İşçi, ürettiği o devasa değerden sadece hayatta kalmasını ve ertesi gün tekrar üretim bandına dönmesini sağlayacak kadar kırıntı alır. Geri kalan o devasa artı-değer, patronun kasasına doğru sessizce süzülür. İşin en komik tarafı, patron bunu yaparken sana büyük bir lütufta bulunuyormuş gibi davranır. Seni çalıştırarak sana iş verdiğini iddia eder. Oysa o masadaki tüm değeri sıfırdan yaratan sensindir. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Bir de şu parlak modern plaza hayatı var tabii. Mavi yakalıların sömürüsü yetmezmiş gibi beyaz yakalıları da birer excel tablosu kölesine çevirdiler. Unvanlar şatafatlıdır; havalı ingilizce terimler havada uçuşur. Ama ay sonu geldiğinde o şatafatlı unvanların yüksek kirayı ödemeye yetmediğini, cebindeki paranın alay ettiğin işçininkinden pek de farklı olmadığını acı bir şekilde fark edersin. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Çalışma saatleri sözde düştü, teknoloji hayatımızı kolaylaştıracaktı hani? Eskiden insanlar haftada belirli bir saat çalışırken, şimdi akıllı telefonlar ve mailler sayesinde yedi gün yirmi dört saat patronun cebindesin. Teknolojik ilerleme sana daha fazla boş zaman kazandırmak yerine, seni daha verimli ve kesintisiz sömürmenin o zarif yollarını icat etti. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">İşsizlik, sistemin bir hatası veya eksikliği değil, tam tersine özenle koruduğu bir özelliğidir. O kapıda bekleyen yedek sanayi ordusu olmasa senin maaşını nasıl düşük tutacaklar? Sen içeride aman işimden olmayayım diye tir tir titrerken, dışarıda senin işini daha ucuza yapmaya dünden razı devasa bir kalabalık bekler. Bu işsiz kalma korkusu, sistemi ayakta tutan en sağlam çimentodur. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Finans sektörü ise tamamen ayrı bir varoluşsal komedi sunar. Reel dünyada hiçbir değer üretmeden, sadece paradan para kazanmanın o akıl almaz büyücülüğü. Fabrikalar kapanır, tarlalar kurur ama borsalar rekor üstüne rekor kırar. Gerçek hayatta hiçbir fiziksel karşılığı olmayan o hayali değerler üzerinden milyarlarca dolar el değiştirir. Biz de hep beraber bu devasa sanal kumarhanenin çökeceği günü bekleriz.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Wall Street'teki o parlak çocuklar bilgisayar ekranlarında birkaç tuşa basarak bütün bir ülkenin ekonomisini tek hamlede yerle bir edebilir. Ürettikleri tek kalıcı şey periyodik krizdir. Ama o balon patladığında nedense bedelini o takım elbiseliler değil, maaşından kesinti yapılan, işinden atılan sıradan insanlar öder. Kazançlar her daim özeldir, zararlar ise nedense hep ustalıkla toplumsallaştırılır. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Paranın doğası artık gerçeklikten o kadar koptu ki, sistem sadece kitlesel bir inanç ayinine dönüştü. Dünyanın öbür ucunda bir spekülatörün sabah kahvesini yudumlarken verdiği bir tuş kararı, senin akşam sofrandaki ekmeğin fiyatını değiştiriyor. Bu görünmez diktatörlüğün estetik adı serbest piyasadır. Kimse sana zorla bir şey yaptırmaz ama herkes görünmez bir kırbacın altında o muazzam hizaya girer. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Eğitimi ele alalım mesela. Okullar, bireyleri özgürleştiren aydınlanma yuvaları falan değil, piyasanın anlık ihtiyaçlarına göre uysal iş gücü yetiştiren fabrikalardır. Sana nasıl bağımsız düşüneceğini değil, o raporları zamanında nasıl teslim edeceğini öğretirler. Sistem sorgulayan veya isyan eden insan istemez; çarkları döndürecek, kredi kartı ekstresini ödemek için her şeye boyun eğecek yetkin teknisyenler arar. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Sağlık da bu metalaşma furyasından nasibini alır elbette. Hasta bir insan kapitalizm için tedavi edilmesi gereken bir özne değil, faturası kesilecek potansiyel bir müşteridir. Hastalık ne kadar kronikse müşteri o kadar sadıktır. Seni tamamen iyileştirmek yerine seni sürekli ilaca bağımlı kılan o dev sektör, kâr marjını bu sayede maksimize eder. Sağlık satılan bir hizmete dönüştüğünde, yaşamak cüzdanı kabarık olanlara has bir ayrıcalık olur.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Devletin sınıflar üstü ve tarafsız olduğu masalı da çok tutar. Devlet, sanki bütün o kavganın dışında yüce bir hakemmiş gibi davranır. Oysa o meşhur hukuk mekanizmaları, vergi yasaları ve gerektiğinde inen o polis copu, günün sonunda her zaman kutsal mülkiyeti korumak için oradadır. Sistem sıkıştığında devlet hemen devreye girer, batan bankaları halkın parasıyla kurtarır ama evine haciz gelen vatandaşa dönüp piyasanın acımasız kuralları der. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Bir kriz anında büyük holdinglerin devasa vergi borçları tek bir gece yarısı kararnamesiyle siliniverir. Senin maaşından ise daha sen parayı eline almadan vergiyi tıkır tıkır keserler. Adalet heykeli gözü kapalı bir şekilde o meşhur teraziyi tutar ama nedense o terazi her zaman cüzdanı kalın olanın, arkası sağlam olanın tarafına doğru ağır basar. Hukuk, gücün ve paranın yazdığı bürokratik bir şiirden ibarettir aslında. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Demokrasi ve kapitalizmin el ele yürüdüğü yalanı da ayrı bir trajedidir. Sandığa gidip o zarfı attığında sistemi kökünden değiştirebileceğine inandırılırsın. Oysa önündeki seçeneklerin sınırları çoktan o devasa holdingler, medya patronları ve lobiler tarafından çizilmiştir. Farklı ambalajlara sarılmış aynı ekonomik politikaları seçme özgürlüğüdür sana sunulan. Sermayenin görünmez vetosu her zaman halkın masum oyunu bozar. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Küresel eşitsizlik ise bu yapının üzerine inşa edildiği devasa bir mezarlıktır. Merkez ülkelerin o şatafatlı refahı; çevrenin, güneyin, o isimsiz coğrafyaların iliklerine kadar sömürülmesiyle ayakta durur. Senin indirimden ucuza aldığın o renkli tişörtün maliyetini, dünyanın bir ucunda havasız atölyelerde günde on dört saat çalışan çocuklar öder. Birilerinin aydınlık cenneti, ötekilerin karanlık cehennemi üzerine kuruludur. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Emperyalizm artık eskisi gibi haritalar çizip asker göndererek yapılmıyor. Uluslararası kredi kuruluşları, yapısal uyum programları ve devasa dış borçlandırmalar çok daha steril ve temiz bir işgali sağlıyor. Bir ülkeyi tankla tüfekle işgal etmelerine gerek kalmaz; onları dolarla ve yüksek faizle tek kurşun atmadan hizaya getirirler. Bağımsızlık dedikleri o bayrak sallama ritüelleri, küresel fonların kapısında kredi dilenirken anlamını çoktan yitirir. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Medya bu modern sirkte harika bir illüzyonist rolü oynar. Sana ne düşünmen gerektiğini açıkça dayatmazlar belki ama ne hakkında düşünmen gerektiğini kusursuzca belirlerler. Sistemin temel çelişkileri, o derin gelir uçurumları hiçbir zaman ana haber bültenlerinde tartışılmaz. Onun yerine suni gündemler, ucuz magazinsel kavgalar ve korku senaryolarıyla zihnin sürekli bir uyuşukluk halinde tutulur.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Eğlence endüstrisi de o büyük kültürel uyuşturucudur işte. Bütün gün bedensel veya zihinsel olarak sömürüldükten sonra eve gelip bir ekrana bakarak beynini nadasa bırakırsın. Sana sunulan o pırıltılı popüler kültür ürünleri, aslında gerçeğin ne kadar acı ve çirkin olduğunu unutturmak için tasarlanmış renkli ağrı kesicilerdir. Gülersin, ağlarsın, izlersin ve ertesi sabah alarm çaldığında tekrar o çarkın içine girersin. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Sistem, kendisine yönelen o haklı öfkeyi bile şık bir şekilde paketleyip satmayı başarır. En radikal devrimcinin silüetini tişörtlere basıp lüks mağazalarda yüksek kâr marjıyla satmak, kapitalizmin o arsız dehasının en estetik örneğidir. Sisteme başkaldıran müzik grupları bile günün sonunda milyarlarca dolarlık plak şirketlerinin en kârlı gelir kalemleri haline gelir. İsyan etmek bile barkodu olan ve raf ömrü bulunan ticari bir metadır artık. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Sürekli büyüme takıntısı dünyanın sonunu getiriyor ama o koca geminin kaptan köşkünde kimsenin frene basmaya niyeti yok. Her mali çeyrekte bir öncekinden daha fazla büyümek, daha fazla yeryüzünü kazmak ve daha fazla satmak zorundalar. Sonsuz bir iştahla, sınırları belli olan bir gezegeni kemiren bu mantık, biyolojideki bir kanser hücresinin çalışma mantığıyla birebir aynıdır. Kanser de yerleştiği bedeni öldürene kadar amansızca büyür.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Bu devasa ve soğuk mekanizma içerisinde birey, kendi varoluşsal krizleriyle bir başına bırakılır. Yaşadığın o derin mutsuzluğun sistemsel bir sorun değil, tamamen senin kişisel yetersizliğin olduğuna ikna edilirsin. Eğer borç batağındaysan veya tükenmişlik sendromu yaşıyorsan sistemin yapısal bir çöküşü yoktur; sen o sabah beş uyanma rutinlerini yapmamış, kişisel gelişim kitaplarını yeterince içselleştirememişsindir.</span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Başarı miti, sokaktaki yorgun insanı oyalayan en büyük ve en lezzetli havuçtur. Herkes günün birinde o yüzde birlik zengin kesime katılabileceği umuduyla koşturur. Milyoner olma hayali satan yılbaşı biletleri gibi, sistem de sana bir gün o büyük masada yerin olacağı yalanını satar durur. Ama o masadaki sandalyelerin sayısı hiçbir zaman değişmez ve sen sadece hayatın boyunca onlara garsonluk yaparsın.  </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Kadın emeği üzerindeki çifte sömürü bu yapının en ikiyüzlü yanlarından birini oluşturur. Hem evde ücretsiz yeniden üretim işini omuzlarlar hem de piyasada ucuz iş gücü olarak konumlandırılırlar. Sözde eşitlik ve güçlendirme naraları atılırken, sistem kadının o görünmez emeği üzerinden devasa bir ekonomik tasarruf sağlar. Kapitalizm, en ilerici göründüğü anlarda bile o eski ataerkil sistemle gayet uyumlu bir şekilde vals yapar.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Toplumsal dayanışma ağları bilinçli ve sistematik bir şekilde parçalanır. Bireysellik öylesine zehirli bir dozda pompalanır ki, yan komşunun işsiz kalması veya açlığı senin için sadece istatistiksel, soğuk bir veri haline gelir. Herkesin kendi paçasını kurtarması gerektiği felsefesi toplumsal genlerimize kazınır. Örgütlenmekten, yan yana durmaktan korkan yığınlar, o devasa sermayenin karşısında tek başlarına ve çırılçıplak kalırlar. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Göçmen ve mülteci krizleri, bu küresel çürümenin en somut yansımalarından biridir. Sermaye dünyanın her yerinde sınırlar ötesine özgürce ve saniyeler içinde dolaşırken, o sermayenin dolaylı yarattığı krizlerden kaçan insanlar beton duvarlara ve jiletli tellere takılır. En ucuz, en güvencesiz emek olarak sömürülecekleri güne kadar o kapıların arkasında bekletilirler. Sınırlar sadece para için kalkmıştır, nefes alan insanlar için değil. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Teknolojinin otomasyona doğru evrilmesi, insanlığın kurtuluşu olabilecekken piyasa mantığı içinde büyük bir tehdide dönüşür. Robotların senin üretim bandındaki yerini alması demek senin daha çok dinlenip sanata vakit ayırman anlamına gelmez; o senin doğrudan aç kalman anlamına gelir. Çünkü üretimi yapan o teknolojik araçlara sahip olanlar sen değilsindir. Makine verimliliği devasa oranda artırır ama o artan zenginlik hiçbir zaman senin maaş bordrona yansımaz. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Zaman kavramımız bile tepeden tırnağa metalaşmıştır. Gündüz vakti patrona satılık bir emtia, gece ise ertesi günkü sömürüye fiziksel olarak hazırlanmak için verilmiş zorunlu bir dinlenme molasıdır. Hayatın ritmi mevsimlere veya doğaya göre değil, vardiya saatlerine ve mesai çizelgelerine göre ayarlanır. Boş zaman dediğin o kısa aralık bile aslında yeni baştan kurgulanmış bir tüketim zamanıdır. Sistemin dışına çıkıp hiçbir şey yapmadan sadece durmak, neredeyse suç işlemeye eşdeğer bir eylem gibi hissettirilir.</span></p>
<p><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Ahlak ve erdem dediğimiz kavramlar, piyasanın acımasız kurallarına göre yeniden yazılır. Dolandırıcılık çok büyük ölçekte, yasal kılıflarla ve holdingler aracılığıyla yapıldığında bunun adı vizyoner girişimcilik olur. Küçücük bir hırsızlık yaparsan hapsi boylarsın ama milyonlarca insanın emeğini yasal boşluklarla çalarsan seni yılın iş insanı seçip dergilere kapak yaparlar. Sistemin ahlak terazisi, sadece o ağırlığı tartabilecek kadar kalın cüzdanlarla çalışır. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Kentler, insanların bir arada huzurla yaşayacağı mekanlar olmaktan çıkıp tamamen ranta dayalı, nefes alınmayan beton yığınlarına dönüşür. O eski mahalle kültürü yerini yüksek güvenlikli, steril sitelere bırakır. İnsanlar birbirlerinden devasa duvarlarla, kameralarla ve güvenlik görevlileriyle ayrılır. Şehirler devasa birer anonim şirket gibi yönetilir; sokaklar birer reklam vitrini, vatandaş ise o koca alışveriş merkezinin içindeki sıradan bir müşteridir artık. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Gelinen son noktada kapitalizm kendi yarattığı o muazzam çöplüğün ve krizlerin içinde debeleniyor. Durdurulamayan küresel ısınma, devasa gelir eşitsizlikleri, sürekli patlak veren finansal balonlar ve yükselen toplumsal öfke, bütün bunlar sistemin o örtülemez iç çelişkilerinin dışavurumudur. Kendi mezar kazıcılarını bizzat kendi elleriyle yaratmaya inatla devam ediyor; sadece o mezarın tam anlamıyla kazılması hepimizin beklediğinden biraz daha uzun sürüyor. </span><span style="font-family: 'times new roman', times, serif; font-size: 12pt;">Sonuçta her tarihsel sistemin, her sosyo-ekonomik yapının bir miladı vardır. Kapitalizm de ebedi bir doğa kanunu değil; bir gün tarih kitaplarında tıpkı kölelik veya feodalizm gibi insanlığın çok tuhaf, vahşi ve akıl dışı bir dönemi olarak okutulacak. O zamana kadar bu devasa komediyi izlemeye ve bu çarkın içinde kendimizi irili ufaklı yalanlarla avutmaya devam edeceğiz. Fakat o yaldızlı vitrin camlarının ardındaki derin çürüme, artık hiçbir parfümle saklanamayacak kadar keskin ve gerçek bir şekilde kokuyor.<br><br><br></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Stoacılık Felsefesi</title>
<link>https://ilterdergisi.com/stoacilik-felsefesi</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/stoacilik-felsefesi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202512/image_870x580_6935b56ad9b98.jpg" length="51470" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 07 Dec 2025 18:57:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>İskender Abdullaev</dc:creator>
<media:keywords>Felsefe-Stoacılık-Psikoloji</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Zorluklarla Barışmak Kendimizle Barışmaktır </strong></em></p>
<p>Stoizm, Antik Yunan felsefesinin en etkili etik ekollerinden biri olup bireyin mutluluğunu akıl, erdem ve doğaya uygun yaşam ilkeleri üzerine temellendirir. MÖ 3. yüzyılda ortaya çıkan bu felsefi sistem, yalnızca teorik bir öğreti olarak kalmamış; Roma İmparatorluğu döneminde siyaset, ahlak ve gündelik yaşam üzerinde derin etkiler bırakmıştır. Stoizm’in tarihsel gelişiminde Zenon, Seneca ve Epiktetos gibi filozoflarla birlikte Roma İmparatoru Marcus Aurelius özel bir yere sahiptir. Hem siyasi bir lider hem de bir filozof olarak Marcus Aurelius, Stoacı düşüncenin pratik hayata uygulanmasının en güçlü örneklerinden biridir.</p>
<p>Stoizm felsefesi evreni akılcı (logos temelli) bir düzen olarak kabul eder. Bu düzende her şey zorunlu neden-sonuç ilişkileriyle meydana gelir. İnsan mutluluğu, bu düzeni anlamak ve ona uygun yaşamakla mümkündür.</p>
<p></p>
<p><strong>Stoik düşüncenin temel ilkeleri şu şekilde özetlenebilir</strong>:</p>
<p></p>
<p>1. <strong><em>Erdem Tek Gerçek İyidir</em></strong></p>
<p>Stoacılara göre mutluluk hazda, servette veya toplumsal statüde değil; bilgelik, cesaret, ölçülülük ve adalet gibi erdemlerde bulunur.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>2. <strong><em>Kontrol Edilebilirlik İlkesi</em></strong></p>
<p>Stoizm, insan yaşamını “kontrolümüz altında olanlar” ve “kontrolümüz dışında olanlar” şeklinde ayırır. Dış olaylar denetimimizin dışında olsa da onlara verdiğimiz tepkiler bizim sorumluluğumuzdadır.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>3. <strong><em>Duyguların Akılla Yönetimi</em></strong></p>
<p>Stoacı felsefe duyguları tamamen reddetmez; ancak duyguların aklın rehberliğinde denetlenmesi gerektiğini savunur. Aşırı tutku ve korkular zihinsel yanılgılar olarak görülür.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>4. <strong><em>Doğaya Uygun Yaşam</em></strong></p>
<p>İnsan doğanın bir parçasıdır ve onun yasalarına uyum sağlamakla yükümlüdür. Bu uyum, hem bireysel hem toplumsal düzenin temelidir.</p>
<p><strong>Stoacılık Felsefesinin Önderleri</strong></p>
<p><strong>Zenon</strong> (MÖ 334–262)</p>
<p>Stoizm’in kurucusu olan Kıbrıslı Zenon, Atina’daki Stoa Poikile adlı yapıda verdiği derslerle bu felsefenin temellerini atmıştır. Zenon’a göre mutluluk, insanın akılla uyumlu bir yaşam sürmesiyle mümkün olur.</p>
<p></p>
<p><strong><em>Seneca</em></strong> (MÖ 4 – MS 65)</p>
<p></p>
<p>Roma Stoası’nın en önemli temsilcilerinden biridir. Ahlaki öğütler içeren Epistulae Morales ad Lucilium adlı eseri Stoacı etik anlayışın temel metinlerindendir. Seneca, özellikle ölüm, zaman ve erdem konularında derin analizler yapmıştır.</p>
<p></p>
<p><em><strong>Epiktetos</strong></em> (MS 50–135)</p>
<p></p>
<p>Bir köle olarak yaşamaya başlamış olmasına rağmen Stoacı ahlak felsefesinin en etkili öğretilerini geliştirmiştir. Enchiridion adlı eserinde bireyin özgürlüğünü zihinsel tutumlarına bağlar.</p>
<p></p>
<p>Stoacılık denince günümüzde aklımıza gelen "<em><strong>Marcus Aurelius</strong></em>" hakkında biraz bilgi vermek istiyorum </p>
<p></p>
<p><strong>Marcus Aurelius’un Hayatı</strong></p>
<p></p>
<p>Marcus Aurelius, MS 121 yılında Roma’da doğmuştur. Asil bir aileden gelen Aurelius, küçük yaşlardan itibaren iyi bir eğitim almış ve özellikle felsefeye ilgi duymuştur. İmparator Hadrianus tarafından fark edilmiş, daha sonra Antoninus Pius tarafından evlat edinilerek imparatorluğa hazırlanmıştır.</p>
<p></p>
<p>MS 161 yılında Roma İmparatoru olan Marcus Aurelius, yönetimi boyunca Germen kabileleriyle yapılan savaşlar, salgın hastalıklar ve iç karışıklıklarla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Bu zorlu koşullara rağmen Stoacı ilkelerden vazgeçmemiş, görevini ahlaki bir sorumluluk olarak görmüştür.</p>
<p></p>
<p>Marcus Aurelius’un felsefi düşüncelerinin en önemli kaynağı, Yunanca kaleme aldığı “Ta Eis Heauton”, Latincede bilinen adıyla Meditationes (Kendime Düşünceler) adlı eseridir. Bu eser, yayımlanmak amacıyla değil, imparatorun kendi içsel disiplinini sağlamak için tuttuğu notlardan oluşur.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>---</p>
<p></p>
<p><strong>Marcus Aurelius’un Stoacı Düşüncesi</strong></p>
<p></p>
<p>Marcus Aurelius’un Stoacılığı teorik olmaktan ziyade pratiktir. Eserlerinde şu temalar öne çıkar:</p>
<p></p>
<p>İnsanın görevi erdemli davranmaktır, sonuçlar doğaya aittir.</p>
<p></p>
<p>Ün, güç ve beden geçicidir.</p>
<p></p>
<p>İnsanlar hata yapabilir; hoşgörü erdemin bir parçasıdır.</p>
<p></p>
<p>Ölüm korkulacak bir olay değil, doğanın düzenidir.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Onun felsefesinde Stoizm, zor koşullar altında bile ahlaki tutarlılığı koruma çabasıdır. Bu yönüyle Marcus Aurelius, Stoacı ideali en yüksek siyasi makamda temsil eden nadir figürlerden biridir.</p>
<p>Kısaca: <em><strong>Düşüncelerimizi değiştirirsek hayatımızı ve kendimizi hatta sosyal yapıyı bile değiştirebiliriz çünkü çoğu şey düşüncemize bağlıdır.</strong></em></p>
<p><em><strong></strong></em></p>
<p><em><strong>Kaynaklar: </strong></em></p>
<p><em><strong>Aurelius, M. (2002). Meditations. (Çev. G. Hays). Modern Library.</strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<p><em><strong>Long, A. A. (2002). Epictetus: A Stoic and Socratic Guide to Life. Oxford University Press.</strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<p><em><strong>Seneca. (2015). Moral Letters to Lucilius. University of Chicago Press.</strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<p><em><strong>Inwood, B. (2003). The Cambridge Companion to the Stoics. Cambridge University Press.</strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<p><em><strong>Sandbach, F. H. (1994). The Stoics. Hackett Publishing.</strong></em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Milliyetçiliğin Felsefesi</title>
<link>https://ilterdergisi.com/milliyetciligin-felsefesi</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/milliyetciligin-felsefesi</guid>
<description><![CDATA[ Millet aslında bir zümrenin ismidir ve milliyetçilik bu zümrenin yüceltilmesi gerektiğini söyler. Peki neden ? Neden millet zümresi yükseltilmelidir ? İşte yazımda bunu açıklamaya çalıştım. Keyifli okumalar ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202501/image_870x580_67816b03962ae.jpg" length="83747" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 10 Jan 2025 22:03:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>egemtn</dc:creator>
<media:keywords>Millet, Milliyetçilik, Neden milliyetçiyiz, Milliyetçilik nedir, Milliyetçiliğin felsefesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Neden diye sormak, sorabilmek, sormayı akıl etmek ne güzel bir şey değil mi? Bir<br>bilinç’e sahip olmamız... Ama bazen bu beceri sırtımıza çok büyük bir ağırlık<br>yükleyebiliyor. "Neden varız?", "Neden yaşıyoruz?", "Hayatın anlamı nedir?" gibi soruları<br>yanıtlamak çok zor ve bu soruların ağırlığı oldukça fazla. Ben bugün elimden geldiğince<br>size neden milliyetçi ve vatansever olmanız gerektiğini anlatacağım. Ama ilk önce<br>milliyetçiliğin kısa ve ‘yüzeysel’ kaçabilecek bir tanımını yapalım.</p>
<p><br>Milliyetçilik özünde, mensup olduğun büyük grubun, yani milletinin, çıkarlarını<br>gözetmek ve ona göre hareket etmektir. Milliyetçilik bu yönüyle ofansif değil, defansif bir<br>ideolojidir. "Başka milletlerden üstünüm" demez, tam aksine "Başka milletler beni yok<br>edebilir" der. Kendi milletinin varlığını korur. Öyle ya, varlığınızı korumak istiyorsanız<br>kendi çıkarlarınızı gözetmelisiniz. İşte bu noktada bazı sivri zekalar, "Neden tüm<br>insanlığın değil de milletimin çıkarlarını gözeteyim?" diyor.</p>
<p><br>Arkadaşlar, siz tüm insanlığın çıkarına elbette hareket edin. Ama ortak tarih, kan ve en<br>önemlisi kültür bağınız olduğu bu grubun çıkarlarını üstün tutun. Çünkü eğer bu grubun<br>çıkarlarını siz üstün tutmazsanız, diğer kendi çıkarlarını üstün tutan milletler sizi<br>parçalayacaktır. Siz enternasyonal çıkarları gözetin ama nasyonal, yani evinizin,<br>ulusunuzun çıkarlarını üstün tutun.</p>
<p><br>Her insan komşularından, yakınlarından önce kendi çıkarlarını gözetir, değil mi? Kendini<br>doyuramadan, kendine bakamadan başkalarına yardım edenlere en nahif tabirle<br>mülayim derler. Ve siz de o eski Türk filmindeki mülayimin durumuna düşmek<br>istemiyorsanız, kendi çıkarlarınızı, kendi milletinizin çıkarlarını gözetmek zorundasınız.</p>
<p><br>Her insan, varoluşu gereği mutlu olmak ister. Bu varoluşsal amacı tamamlamak ve<br>korumak için milliyetçi olmalısınız. Bakın, Napolyon bir ulus devleti kurabildiği için<br>Avrupa’ya bir dönem hükmedebildi. Kendisinden nefret etsem de Hitler’in başarısının<br>kaynağı da budur. II. Dünya Savaşı’nda Almanya, millet ve ulus ‘nasyonal’ olabildiği için<br>tüm dünyayla savaşabildi. Millet olmanın önemi işte budur. Eğer siz günümüzdeki o<br>muasır medeniyetler dediğimiz medeniyetlerin nasıl bu duruma geldiğine bakarsanız,<br>hepsi geçmişte kendi milli çıkarları için türlü entrikalar döndürmüştür. Hatta ileriye gidip<br>insanlık suçları işlemiş, kendi milletleri için diğer milletleri sömürgeleştirmiştir. Gariptir<br>ki, günümüzde liberallerin göz bebeği olan bütün toplumlar, milliyetçi olabildikleri için o<br>konumlara gelebilmişlerdir ama günümüz Türkiye’sindeki liberaller ile İslamcılar,<br>milliyetçiliğe karşı olmakta yarışmaktadırlar (bir nebze milliyetçi olan liberaller bu lafı<br>üstlerine almasınlar).</p>
<p><br>Böyle diyoruz diye de "Milliyetçiler hürriyet, özgürlük, liberalizm düşmanıdırlar" sonucu<br>çıkmasın. Bir milletin fertleri eğer hür değillerse, o millet başarısız bir millettir. Bireyler,<br>hürriyetini korumak ve sömürge olmamak için milliyetçi olmalıdır. Eğer sömürge<br>milletler, milliyetçi olup bu dava uğrunda teşkilatlanıp başarılı olsaydı, sömürge<br>olmayacaklardı. Bizim Kurtuluş Savaşımız bunun en iyi örneklerindendir.<br>Ülkemizde ‘milliyetçilik’ denince insanların kafasında kötü bir imaj canlanmasının<br>nedeni, Türk yakın siyasi tarihindeki o mafyatik ve milli çıkarları için değil, kendi çıkarları<br>için milliyetçi kisvesi altında gezen milliyetçi müsveddeleridir. Halbuki milliyetçilerin<br>tarihine bakarsanız, ne büyük fikir adamları, ne elitler çıktığı ortadadır: Atatürk, Ziya<br>Gökalp, Yusuf Akçura, Namık Kemal, Mehmet Emin Yurdakul, Mustafa Çokay, Sadri<br>Maksudi gibi isimlerin bizlere mirasını, o milliyetçi kisvesi altında gezen insan<br>müsveddelerine yedirmemek de bizim görevlerimizdendir.</p>
<p><br>Yurtsever olmanın, millet olmanın, imtiyazsız ve sınıflara rağmen kaynaşmış bir kitle<br>olmanın önemi, günümüz politiğinde ve insanlık tarihinde kendini tekrar ve tekrar ispat<br>etmiş bir gerçektir. Millet olamayan toplumlar yok olmaya mahkumken, millet olmuş<br>azınlıklar, kimi zaman kendilerinden kat kat daha güçlü düşmanlarını derdest<br>edebilmişlerdir. Millet olma halinin, milliyetçi olmanın birey için önemi ise, kendi<br>varoluşundaki mutluluğa kavuşmakta önemli bir yer tutmasıdır.<br>Bu kavramları başarabilmiş ülkelerde suç oranları daha düşüktür, halk daha gelişmiştir,<br>gelir seviyesi daha yüksektir. Eğer milletler başarılı milletler ise, bu milletin fertleri daha<br>özgür, daha hür, daha müreffeh bir ömüre sahip olacaklardır. Bu kavramların mutlu<br>olmaktaki önemi göz ardı edilemez. Eğer siz kendinizin, evlatlarınızın, torunlarınızın,<br>gelecek nesillerinizin rahat ve mutlu bir hayat sürmesini istiyorsanız, tarihteki milliyetçi<br>hakikatin kendini tekrar tekrar vuku buldurmasını göz ardı etmeyip milletinizin<br>çıkarlarına göre hareket etmeli ve milliyetçi olmalısınız.</p>
<p><br>Milliyetçi olmayan toplumlar, kendi milletinin çıkarlarını gözetmeyen toplumlar, milli<br>çıkarlarını gözeten toplumlar tarafından sindirilmeye, yenilmeye ve yok edilmeye<br>mahkumdur. Bu gerçeği göz önüne alırsak, sömürgeleştirilen toplumlarda yaşayan<br>fertler ne kadar huzurlu ve mutlu olabilir? Bugün Doğu Türkistan’da, Filistin’de olan<br>vahşetleri biliyoruz. Ve biz, kendi çıkarlarımızı olabildiğince gözetip millet olup<br>güçlenemediğimiz için Doğu Türkistan’daki soydaşlarımız bugün o vahşete maruz<br>kalıyorlar.</p>
<p><br>Milliyetçiliğe karşı sunulan aptalca argümanlardan biri olan "Bu millete şans eseri<br>geldin, bu milliyetçilik niye?" argümanını da bu gözle değerlendirmek gerekir. Eğer şans<br>eseri bu topluma geldin ise bile, sen millet olamazsan seni yok edecekler. Bu bir<br>hakikattir.</p>
<p><br>İnsan, tabiatından gelen acizliğinden dolayı bir miktar kolektif yaşama mahkumdur.<br>Zamanı biraz geriye alalım: Tarih öncesi çağlarda insan, doğada tek başına hayatta<br>kalma konusunda diğer türlere karşı elverişsizdir. Bir ayıyla yumruk yumruğa<br>dövüştüğünüzde, tabii ki ayı kazanacaktır. Ama eğer 10 insan birleşip materyal üretip<br>öyle ayıya saldırırsa, insan ırkı galip gelecektir. Bu küçük insan gruplarına klan dersek,<br>klanlar toplumların ilk örneklerindendir. Ve insanın rekabetçi doğasından dolayı<br>insanlar ve klanlar arasında da rekabet vardır. Hangi klan suya yakın yere yerleşecek?<br>Hangi klan daha gelişecek? İşte bu çekişme vardır. Klanlar, kendi çıkarlarını gözetmeye<br>başlarlar. Bizim milliyetçi hakikat dediğimiz şey de özünde budur.<br>Acizliğinden dolayı kümülatif yaşama mahkum insanoğlu, bulunduğu grubun çıkarlarını<br>hep gözetir ve dünya buna göre şekillenmiştir.</p>
<p><br>Ama bu durumla birlikte milliyetçiliğe aykırı olmayan bir enternasyonalizm yaratılabilir.<br>Milletler, tek bir resim gibi değil de, yapboz parçaları gibi birleşik bir formata girebilir.<br>Zamanla birlikte dünyanın geneline tek ve ortak bir kültür hakim olduğunda, tek dünya<br>devleti gerçekleşebilir. Veya bunların aksine, transhümanizmin, bilimin ve inovasyonun<br>gelişmesiyle birlikte her bir insan, bir millet kadar güçlü duruma gelirse, milliyetçi<br>hakikat artık hakikat olmayacağı savunulabilir. Ancak bunların dışında, günümüzde<br>milliyetçi hakikati tanımamak ve reddetmek çok büyük bir ahmaklıktır. Dünyanın<br>bulunduğu bu konjonktürde milliyetçi olmamak, yok olmaya mahkum olmaktır,<br>eşdeğerdir.</p>
<p><br>Yani kısaca, millet olma hali ve milliyetçilik gerekli olmasının iki ana nedeni vardır:</p>
<ul>
<li><br>1. İç sebepler: Millet olma hali, büyük bir kalabalığın ortak bir kütle olma hali, bir<br>sakinlik ve stabil olma hali yaratır. Bu da bu ortak kütleyi daha hızlı geliştirir.<br>Daha hızlı gelişmiş bu kütlenin mensupları da daha büyük kazançlar elde eder,<br>daha mutlu bir hayat sürer.</li>
<li><br>2. Dış sebepler: Eğer biz millet olamazsak, milliyetçi olmazsak, diğer kendi<br>çıkarlarını gözeten gruplar, yani milletler tarafından yok ediliriz ve bu ortak<br>kütlenin mensuplarının her birine çok kötü ve acı dolu bir hayat verir.</li>
</ul>
<p>Tüm bu anlattıklarım çerçevesinde "Neden milliyetçi olmalıyız?" sorusuna verdiğim<br>cevap şudur:</p>
<p><br>Her insanın varoluşsal ve evrimsel temel amacı mutlu olmaktır ve insanların bu<br>mutluluğa ve daha iyi yaşam kalitelerine ulaşması için milliyetçi olmak bir gerekliliktir.<br>Bundan dolayı, eğer mutlu olmak istiyorsanız, siz milliyetçi olmalısınız, ama az ama çok.<br>Eğer kendi varoluşsal amacınızı tamamlamak ve kendinizle torunlarınız için<br>yaşanılabilecek bir hayat istiyorsanız, bir miktar milliyetçi olmalısınız.</p>
<p><br>Millet olabilmiş bir toplum olarak Japonya’da depremlerde ölüm oranı daha düşüktür.<br>Neden? Çünkü kendi milletinin çıkarını gözeten bir müteahhit, aynı millete mensup olan<br>vatandaşlarının ölmesini istemez. Ayrıca Japonya, bu millet olma hali sayesinde, iki<br>nükleer bomba yemesine rağmen, bu kadar kısa sürede toparlanabilmiştir. İngilizler, ilk<br>olarak o küçük adaya, sonra da dünyanın büyük bir kısmına, milli çıkarlarını gözeterek<br>ulaşmışlardır. Amerika, milli çıkarlarını gözeterek, kapitalist sistemde en büyük güç<br>öznesi olan şirketleri dünyanın en büyüğü yapmıştır. Nazi Almanyası, millet olabildiği<br>için tüm dünya ile savaşabilmiştir. Yugoslavya’daki o kan dondurucu olaylar ve<br>katliamlar, millet olamadıkları için olmuştur. Filistin’de Araplar, millet halinde toprak<br>satışına ve Yahudi göçüne direnemediği için devletleri yıkılmış ve zulme maruz<br>kalmışlardır. Doğu Türkistan’da biz, tek ve güçlü bir millet olamadığımız için<br>soydaşlarımızın kanı dökülmektedir.</p>
<p><br>Emperyalist güçlerin ilk hedef aldığı kavram, bu yüzden millet kavramıdır. Öyle ki,<br>emperyalist güçler, bundan dolayı politik doğruculuk kavramını desteklemektedir. Millet<br>olamayan toplumlar daha kolay parçalanır ve sömürge haline getirilir.<br>Peki, günümüz Türkiye’si sizce milliyetçi midir ve millet olabilmişler midir? Mecliste<br>milliyetçi bir parti var mıdır? Devletler doğası gereği milliyetçi olmalı iken, sağcı partiyim<br>iddiası ile oy toplayanlar en sol politikalardan olan mültecilere izin vermektedir,<br>anayasa tartışmaları açarak milletin yapısını bozup bu güzel Anadolu’muzu<br>emperyalistlere açan ve geçmişte de açmaya çalışmış güçler bertaraf edilmedikçe<br>Türkiye aydınlığa çıkabilir mi? Otoriteye sahip kurumlar kendi halkını sömürdükçe<br>ekonomi düzelebilir mi? Türk milletinin fertleri bu ahval ve şerait için kendilerine bir yol<br>çizemiyorlar ve bunun da çözümü, saf seküler bir Türk milliyetçiliğidir. Eğer bu duruma<br>gelmeyi sağlarsak, işte o zaman müreffeh günleri görebiliriz. Biz o ulu önderin altında<br>millet olabildiğimiz zaman, dünyanın en büyük güçlerini derdest etmiş bir ırkın<br>torunlarıyız.</p>
<p><br>Eğer biz millet olabilirsek, tüm sorunlarımızı çözebilir, başımızdaki "biz akız" iddiasında<br>bulunan kara bulutları yok edebilir ve aydınlığa çıkabiliriz.</p>
<p><br>Bu yazımı ulu Türk milliyetçisi Mustafa Çokay’ın şu sözleriyle bitirmek istiyorum:</p>
<p><br>" Bizim maksadımız yalnız Türkistan’ın değil, bütün Türk ülkelerinin, bütün Türk halkının<br>dost olarak kendi aralarında birlik ve kardeşlik içinde yaşamaları ve dış düşmanlara<br>karşı kendisinin ve hükümetinin güçlü olduğunu göstermesidir. Ülkümüze<br>ulaşacağımıza, taleplerimizi yerine getireceğimize imanımız yüksek ve güçlüdür.</p>
<p><br><strong>Maksadımıza ulaşacağız, aksi halde halimiz haraptır. Yok oluruz. Dağılırız. Yok</strong><br><strong>olmamak için, dağılmamak için güçlerimizi birleştirip omuz omuza verip birbirimize</strong><br><strong>yardım ederek yaşamalıyız. Aksi halde geleceğimiz karanlıktır. Bunu</strong><br><strong>unutmamalıyız.</strong> "</p>
<p><br>Sağlıcakla kalın, Milliyetçi kalın.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>OT GİBİ(!) YAŞAMAK ÜZERİNE?</title>
<link>https://ilterdergisi.com/ot-gibi-yasamak-uzerine</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/ot-gibi-yasamak-uzerine</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202411/image_870x580_67438a5175c61.jpg" length="78468" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 24 Nov 2024 23:31:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ömer Şerif Durmuş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="498353199" paraeid="{59b618a1-8931-4ba0-8868-8c3a01cdc085}{161}" style="text-align: center;"><strong><span style="color: rgb(0, 0, 0);"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">OT GİBİ</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">(!)</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> YAŞAMAK ÜZERİNE?</span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:2,&quot;335551620&quot;:2}"> </span></span></strong></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="1084484978" paraeid="{a20fcfe3-31ef-4cd4-8ed2-bbb023cf468d}{164}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="702669651" paraeid="{a20fcfe3-31ef-4cd4-8ed2-bbb023cf468d}{178}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">    </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> Bazen keşke bitki olsaydım diye düşünürüm. Hiç de garipsemeden yürekten inanarak. Kaçımızın bu dünya için </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">gerçek bir yaşama amacı var ki? Hal böyleyken uçurumun kenarında yemyeşil bir vadiyi seyreden </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">mor bir sümbül olmayı hayal etmek garip midir? Sümbülün de bir amacı yok pek tabii ama sanki yağmura, fırtınaya, hastalı</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">klara inat yaşıyor. Benim ne eksiğim var ki bir Sümbülden. Her şey bir yana gerçekten bitkilere </span><span class="ContextualSpellingAndGrammarError SCXW32993448 BCX0">bir çok</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> açıdan ne kadar benzediğimizi fark etti</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">m. Üzerine biraz düşündüm ancak düşünmek yeterli gelmeyince yazıya dökme ihtiyacı da hissettim.</span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="970935720" paraeid="{1bbbbe0a-ff3e-4931-bae2-0e2034b17bf8}{37}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="1482333671" paraeid="{1bbbbe0a-ff3e-4931-bae2-0e2034b17bf8}{45}" style="text-align: center;"><strong><em><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">VARLIK</span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:2,&quot;335551620&quot;:2}"> </span></em></strong></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="1274437008" paraeid="{1bbbbe0a-ff3e-4931-bae2-0e2034b17bf8}{87}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="1606786604" paraeid="{1bbbbe0a-ff3e-4931-bae2-0e2034b17bf8}{100}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">     Öncelikle öyle ya da böyle varız. İster bir tanrının ürünü olalım </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">ister büyük bir tesadüfün ürünü olalım en kötü ihtimalle de </span><span class="SpellingError SCXW32993448 BCX0">matrix</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> deneyinin bir parçası</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">,</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> bir şekilde atom</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> yığınlarından oluşan organik varlıklarız. Somut olarak var olmamız ve düşünebilecek canlılar ol</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">arak var olmamız, birbirinden ayrılıyor diyebiliriz yine de. Sonuç olarak diyalektik eylemlerde bulunduğumuzu</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> kabul ediyorsak varlığımızı kucaklamalıyız.</span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="1838358128" paraeid="{f7f7b167-dfa3-4c73-a829-4562a17acf5c}{204}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="126343293" paraeid="{f7f7b167-dfa3-4c73-a829-4562a17acf5c}{193}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">     Günümüz biliminin bize sunduğu kadarıyla bitkilerin sinir sistemi bile yok. Düşünmeyi bırakın</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">,</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> hormonlar dışında efektif vücutsal fonksiyonla</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">rı bulunmuyor. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">Peki bitkiler ve insanların niçin benzediklerini </span><span class="ContextualSpellingAndGrammarError SCXW32993448 BCX0">düşünüyorum?,</span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="508389135" paraeid="{951717fb-93bb-4dd7-8717-8f8730b1658d}{183}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="1281260286" paraeid="{951717fb-93bb-4dd7-8717-8f8730b1658d}{191}" style="text-align: center;"><em><strong><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">GÖVDE</span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:2,&quot;335551620&quot;:2}"> </span></strong></em></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="1016875092" paraeid="{951717fb-93bb-4dd7-8717-8f8730b1658d}{248}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:2,&quot;335551620&quot;:2}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="630365178" paraeid="{5ffd4982-4fd0-4451-9389-293a3c50a6bb}{1}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">     İnsanlar </span><span class="ContextualSpellingAndGrammarError SCXW32993448 BCX0">bir çok</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> karmaşık sistemin bir araya gelmesi ile bir organizma şeklinde yaşar. Bu organizmayı ayakta tutarak s</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">istemleri bağlayan gövdedir. Gövdemiz bizi korur, gelişimimizi sağlar ve postür görevi görür.</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> İçimizdeki bilinci, mekanik etkilerden korur. Bitki gövdesi olarak </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">özelleşmiş yapı da koruma ve bağlama görevleri üstlenir. Gövdenin duruşu fotosentez eylemi ve su kaybını </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">önlemek için çok önemlidir. Peki sinir sistemi bile olmayan bir canlı postürünü sağlamayı nasıl </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">b</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">aşarıyor</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">. </span><span class="SpellingError SCXW32993448 BCX0">Kütukula</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> dediğimiz mumsu yapıyı salgılamayı nereden öğrendi</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">? Nasıl hem güneşten korunmayı hem de onu kullanmayı tıpkı insanların güneş enerjisini </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">kullandığı</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> gibi</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">,</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> kullanmayı öğrendi</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">? Bunların </span><span class="ContextualSpellingAndGrammarError SCXW32993448 BCX0">bir çoğuna</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> cevap veremiyoruz tıpkı kendi evrimimiz hakkında </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">pek </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">bilgi sahibi olmadığımız gibi.</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">Ancak </span><span class="SpellingError SCXW32993448 BCX0">benzelik</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> arıyorsak insanı diğer canlılardan ayıran özellikleri irdelemeliyiz.</span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="1938940115" paraeid="{3b8b98b1-5378-4bc1-af1b-130a88801014}{245}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="837938442" paraeid="{3b8b98b1-5378-4bc1-af1b-130a88801014}{254}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="2054989715" paraeid="{87152de2-03b8-46ca-81a1-78b38085adae}{6}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="1361329495" paraeid="{87152de2-03b8-46ca-81a1-78b38085adae}{41}" style="text-align: center;"><em><strong><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">  </span></span><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">AHLAK</span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:2,&quot;335551620&quot;:2}"> </span></strong></em></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="953106029" paraeid="{87152de2-03b8-46ca-81a1-78b38085adae}{174}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:2,&quot;335551620&quot;:2}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="411557020" paraeid="{87152de2-03b8-46ca-81a1-78b38085adae}{183}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">     </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">İnsanoğlu bilişsel fonksiyonlarını kazandığı ilk</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> zamanlardan beri iyilik ve kötülük üzerine düşünmüştür</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">.</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">H</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">erkesin bildiği </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">habil</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> ve Kabil hikayesi de bu duruma güzel bir örnek. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">G</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">erçekten</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> insanlar olarak iyiliğin ne olduğu üzerine binlerce yıldır düşünsek de hatta binlerce yıl daha düşün</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">ecek olsak</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> bile nesnel bir tanım</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">lama</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> yapamadık yapamayacağız</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">. Yine de bana kalırsa iyilik neden yaptığını sorgulamadığın her eylemdir. Örneğin bir anda önemli bir işiniz varken resim yapmaya karar verdiniz. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">D</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">ertten, kaygıdan uzaklaşarak kendinize iyilik ettiniz. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">Ancak ‘’Bunu neden yaptım, çok önemli bir işim vardı!’’ şeklinde pişman olma</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> dueumları</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">, yapılan eylemi ‘kötü’ kalıbına sokar. Yine başkasına yaptığınız bir eylemin nedenini sorgulamak aslında sizin menfaat arayışına iter ki bu da dışarıdan iyi </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">görünse</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> bile derinlerde bir</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> art niyet oldu</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">ğu anlamına gelir</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">. Sorun şu ki mutlu olmak ve iyi olmak arasında her zaman paralellik olmayabilir. Kimi zaman insan gerçekten mutlu olmak istemez fakat mutsuz olmak da istemez. Böyle zamanlarda bu kişiye yaptığı bir iyilik için edilen teşekkür</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> etmek,</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> o kişiyi rahatsız ed</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">ebilir</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">İyilik övgüye layıktır fakat övgü mutluluğa götürmez. Habil ve Kabil hikayesin</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">de ön planda olan da hep Kabildir. Habil hep övgüye layık işler yapan örnek kimsedir</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> buna rağmen g</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">ünün sonunda mutlu olmayı bırakın varlığını bile kaybeder</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">. Kabil ise hala nesini sürdürüyor</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">. Gerçekten daha iyiliği ve kötülüğü bile tanımlayıp ulaşamıyor iken toplum içinde nasıl nispeten barışçıl bir hayat sürüyoruz? Bu soruya erdem ve ahlak diye yanıt vermek isterdim tabii ancak menfaat demek daha Realist bir tutum olurdu. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">insanlar</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> çeşitli</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">, anlamlı-anlamsız nedenler için iletişime geçerler. Peki bitkiler içinde bu durum geçerli mi?</span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="263690890" paraeid="{c137b737-364b-40e1-8b8f-efb19c13a262}{241}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="55665353" paraeid="{c137b737-364b-40e1-8b8f-efb19c13a262}{250}" style="text-align: center;"><em><strong><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">KÖKLER</span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:2,&quot;335551620&quot;:2}"> </span></strong></em></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="1781626054" paraeid="{51b81e64-286f-43ca-84c5-ae82d1aa3347}{33}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:2,&quot;335551620&quot;:2}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="192703741" paraeid="{51b81e64-286f-43ca-84c5-ae82d1aa3347}{41}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">     Derinlere iniyoruz. Burası her ne kadar arka planda kalsa da bitkinin yaşamsal fonksiyonları için gerekli tüm materyallerin iletildiği, besinin depolandığı, şahsen daha da önemlisi diğer bitkilerle iletişimini sağlayabildiği kökler...</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> Yanlış okumadınız sadece kendi türleriyle değil farklı bitki ve mantarlarla da besin mineral ve hormon köprüleri kurabiliyorlar.</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> Tıpkı insanların farklı canlılarda sevgi ve ilgiyi araması gibi bitkiler de çıkarları için gerekli-gereksiz iletişime geçiyor. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">P</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">eki bitkiler birbirlerine</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> besin transfer ederek ne kazanırlar</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">? gerçekten iyi yahut kötü bitkiler var mıdır? yoksa sadece nesillerinin devamı için mi akranlarına yardımcı olurlar varsayalım ki öyle olsun yine de bizim durumumuz da onlardan farklı mıdır? insanoğlu da özünde bir hayvan olduğundan eylemlerinin çoğunda üremeyi ve cinsel dürtülerini göze alarak hareket eder. </span><span class="ContextualSpellingAndGrammarError SCXW32993448 BCX0">bu</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> da bizi bir sonraki başlığımıza götürüyor</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">. </span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="2066048769" paraeid="{a7915791-4754-44d1-b02a-d7c5569bc349}{144}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="788802633" paraeid="{a7915791-4754-44d1-b02a-d7c5569bc349}{155}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="788802633" paraeid="{a7915791-4754-44d1-b02a-d7c5569bc349}{155}" style="text-align: center;"><em><strong><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0" style="text-align: center;"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">CİNSEL DÜRTÜ</span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:2,&quot;335551620&quot;:2}" style="text-align: center;"> </span></strong></em></p>
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="788802633" paraeid="{a7915791-4754-44d1-b02a-d7c5569bc349}{155}" style="text-align: center;"><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:2,&quot;335551620&quot;:2}" style="text-align: center;"></span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="1949698323" paraeid="{a7915791-4754-44d1-b02a-d7c5569bc349}{253}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:2,&quot;335551620&quot;:2}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="1192590577" paraeid="{108ce05f-085c-4f2d-99eb-b16f6d649547}{6}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">     Günümüzden bir asır kadar önce başta </span><span class="SpellingError SCXW32993448 BCX0">freud</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> olmak üzere pek çok psikolog ve filozof cinsellik üzerine derin ve önemli tahliller yapmıştır. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">B</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">eni aştığı için </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">ben </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">biraz kar</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">al</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">ayacağım o kadar.</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> E</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">vrimsel dönüşüm üremek üzerine kurulu kompleks bir ağdır</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">.</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">L</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">ibido şehvet ve hormonlar da bu diyalektik süreçte etkilidir</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">.</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">S</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">onuçta cinsellik ve cinsel dürtüyü bilimsel ve doğal bir süreçtir</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">.</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">B</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">enim asıl değinmek istediğim konu cinsel</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> gerginlik mevzusu. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">H</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">epimiz kendimiz</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">i</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> daha çekici kılmak için çeşitli atılımlar yapıyoruz</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">.</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">K</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">imi zaman somut kimi zaman soyut gerçekleştirdiğimiz bu faaliyetler nasıl olmuşsa zamanın arzu edilen özelliklerini kapsıyor. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">Ö</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">rneğin günümüzde ince bel revaçta iken </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">önceleri </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">etine dolgun olmak çok önemli bir zenginlik kıstası olarak görülürdü. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">K</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">imi zaman farkında olmadan da cinsel seçilim için bir şeyler yapabiliyoruz</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">.</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">M</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">esela klişe bir örnektir</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">,</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> bakirlik eziklik olarak lanse edilir</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">B</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">ir erkek bu konu hakkında rahatlıkla yalan söyleyebilir. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">H</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">er nasılsa bir şekilde kendimizi beğendirmeye çalışırız ve başarımıza göre cinsel gerginliğimiz etkilenir. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">B</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">aşarısızlık </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">kişiyi</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> yoğun depresyon yahut panik ata</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">k</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> ya da kalıcı travmalara sürüklerken başarı</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">ysa</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> daha fenadır. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">Kısa süreli</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">tatmin ve dopamin... </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">elde edilen sosyal statünün anlamsız hissettirmeye başlaması ve </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">sonra başarının ardından gelen boşluk hissi</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">.</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">.. C</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">insellik ucu o kadar açık bir mevzu ki çocukluktan yaşlılığa her evrede farklı incelenen bir olgu</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">.</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">P</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">eki bitkiler için bu kadar kompleks bir olgu mu cinsel dürtü?</span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="1442096675" paraeid="{79bef55f-cf66-4800-a5da-93ac0d3d9af0}{154}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="715027676" paraeid="{79bef55f-cf66-4800-a5da-93ac0d3d9af0}{162}" style="text-align: center;"><em><strong><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">ÇİÇEK</span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:2,&quot;335551620&quot;:2}"> </span></strong></em></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="1978621423" paraeid="{ec819c7b-b8cf-4286-aa4c-bc7beb307e1d}{83}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:2,&quot;335551620&quot;:2}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="1843336861" paraeid="{ec819c7b-b8cf-4286-aa4c-bc7beb307e1d}{91}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">     Öncelikle şunu söyleyeyim cinsel seçilim bitkilerde hayvanlar kadar önemli yer tutmuyor. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">B</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">unun en önemli nedeni çoğu bitkinin hermafrodit yani çift cinsiyetli olması. Her ne kadar bu şeki</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">lde</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> üreyebil</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">seler</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> de bu </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">üreme şekli </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">çeşitlilik açısından verimsiz olması nedeniyle tercih edilmez. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> Bu durumu mastürbasyona benzetebiliriz. Doğru yapılması sağlıklı olabilir fakat doğru ve kesin yol olmadığı aşikardır. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">Çiçekli bitkilerin tozlaşma yapmak için onlarca dimorfizmi vardır. bunlar arasında tomurcuk çiçek ömrü netler üretimi koku çiçeklerin besin içeriği çiçek boyutu çiçeklenme fenoliji</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">si ve periyodikliği sayılabilir. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">G</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">örüldüğü üzere çiçeklerin hayvanlardan geri kalır yönü yok. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">H</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">atta çiçekler hayvanlara cilve yaparak bile nesillerini sürdürebilirler ki ben en çok bu bitkileri insana benzetirim. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">K</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">ılık değiştirerek cinsel ihtiyacı karşılama sıklıkla insanlarda da karşımıza çıkar. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">K</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">endini hayvana benzeten bitkilere örnek olarak mavi </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">K</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">elebek </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">Ç</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">alısı ve </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">P</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">apağan </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">Ç</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">içeği örnek olarak verilebilir. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">B</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">azen şık bir erkek ya da güzel bir kadın görünce niçin böyle görünmek istediklerini sorguluyor olabilirsiniz. Rengarenk çiçeklerini açmış bir çiçekten farksız! Temel neden</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">:</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">S</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">eçilim baskısıdır.</span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="1259342499" paraeid="{a031227a-1282-485a-bb89-cd6b45701040}{72}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="1318445328" paraeid="{a031227a-1282-485a-bb89-cd6b45701040}{81}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:2,&quot;335551620&quot;:2}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" paraid="569053927" paraeid="{a031227a-1282-485a-bb89-cd6b45701040}{94}" style="text-align: center;"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><em><strong><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:2,&quot;335551620&quot;:2}"> </span><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">SONUÇ</span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:2,&quot;335551620&quot;:2}"> </span></strong></em></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" paraid="1530492189" paraeid="{0034bf0f-0b39-41da-8e1c-ddc68c7ac070}{43}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:2,&quot;335551620&quot;:2}"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW32993448 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW32993448 BCX0" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" paraid="340733602" paraeid="{0034bf0f-0b39-41da-8e1c-ddc68c7ac070}{51}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW32993448 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">     Aslına bakarsanız bu yazıda temel amacım bitkilerin müthiş gelişmiş canlılar olduklarını kanıtlamak değildi. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">A</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">ksine ne kadar basit ve doğal canlılar olduklarını; biz insanların da bitkilerle çok ortak yönümüz olduğunu göstermekti. </span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">İ</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">nsanlar hayatlarının inanılmaz kompleks olduklarını düşündükleri zamanlarda bitkilerden örnek alarak duruma uygun yanıt bulabilirler diye düşünüyorum</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">. </span><span class="SpellingError SCXW32993448 BCX0">M</span><span class="SpellingError SCXW32993448 BCX0">orsümbül</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0"> uçurumun kenarında yalnız ve huzurlu iken papatya kalabalıklarda kendini bulur. Mesele hangi bitki olduğunuzu anlamak meselesi</span><span class="NormalTextRun SCXW32993448 BCX0">...</span></span><span class="EOP SCXW32993448 BCX0" data-ccp-props="{&quot;335551550&quot;:1,&quot;335551620&quot;:1}"> </span></p>
</div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Prangaizm: ideolojilerin temelindeki kölelik</title>
<link>https://ilterdergisi.com/prangaizm-ideolojilerin-temelindeki-koelelik</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/prangaizm-ideolojilerin-temelindeki-koelelik</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202411/image_870x580_67431d53ecd68.jpg" length="475620" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 24 Nov 2024 15:45:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Rüstem Kılıç</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">İnsan yaratılışı gereği bir ideaya sahiptir yani bir ülküye kendini adamaya meyillidir. Hal böyleyken ideolojilerin hayatımızda kapladığı yerin fazla olduğu bir gerçektir hatta daha ileri gidersek bu ideolojiler yaşam biçimimizi belirleyen bir alandır. Bu alan dikenli tellerle çevrili, girenin çıkamayacağı ya da duvarın diğer tarafından duyduklarımızı bulunduğumuz ortamda sesli söyleyemediğimiz bir hapishaneye benzer. </p>
<p style="text-align: left;">İnsan ideolojisinin esiri midir ya da neden körü körüne bir fikri savunma gereği duyar? </p>
<p style="text-align: left;">İnsan temelinde kimlik arayışı, aidiyet duygusu, belirsizlikten kaçınma, lider arayışı ve kendi fikirlerini doğrulama eğilimindedir. Tüm etkiler aslında insanı bir yöne veya ideolojiye yönlendirmeye itiyor. Sosyal olarak bireysellik insanın doğasına ters geliyor çünkü bireysel olsaydık bugün yarattığımız medeniyet bu seviyeye gelmemiş olurdu. Yani ne yaptıysak beraber yaptık. Sosyal Psikolog <strong>Henri Tajfel <em>Sosyal Kimlik Teorisi'</em></strong>nde bunu şöyle açıklar; <em>bireyler bir gruba ait olduklarında kendilerini daha değerli hisseder ve grup normlarına daha sıkı bağlanır. </em>Grup aidiyeti bireylere güvenlik, sosyal destek ve anlam sağlar. Gelelim ilk soruya savunduğumuz ideolojilerin esiri miyiz? İşte  bu noktada eğitim seviyesi ve çıkar ilişkileri devreye girer. Eğitim seviyesi düşük olan ve eleştirel becerileri zayıf olan bireyler, ideolojik dogmaları sorgulama eğilimi de zayıftır. Karmaşık durumlardan kurtulmak için liderlerinin açıklamasına sıkı sıkıya sarılır ve onu sorgulamaksızın kabul ederler. Çıkar ilişkileri de bizi ideolojinin kölesi yapabilir bu durum şöyle açıklanabilir; "bu ideoloji savunursam ve bu gruba dahil olursam kolayca yükselip zengin olabilirim ya da kirli işlerimi bu grup yoluyla kolayca halledebilirim" fikirleri ideoloji de çıkar yaklaşımının belirtisidir veya dahil olduğumuz grupta hayatta kalma içgüdümüzden dolayı hissettiğimiz güvende bi nevi çıkar ilişkisi grubuna girer.  </p>
<p style="text-align: left;">Savunduğumuz ideolojiye sonsuza kadar neden bağlı kalıyoruz? Karşı taraf belki de bizim düşmanımız değildir üzerimizdeki deli gömleklerini ve at gözlüklerini çıkardığımız zaman aslında genel olarak aynı ülkülerin peşinden gidiyoruz. <em>"özgürlük, adalet, huzur, güvenlik, aidiyet, ekonomik güç, insan ve hayvan hakları"</em> peki o zaman neden bunlardan bazılarını <strong>x</strong> grubu savunurken bazılarını <strong>y</strong> grubu savunsun? Adalet herkes için geçerli bir kavram değil mi? Dünya üzerindeki en güçlü ideolojik fikirlerin temelinde kan ve gözyaşı vardı. Tüm dünya 3-5 delinin ideolojisi yüzünden savaşa tutuştu ve 2 büyük dünya savaşında yaklaşık 100 milyon insan öldü 200 milyondan fazla insan bu savaşlardan etkilendi. Bu savaşlar sonunda kıtlıklar yaşandı aç kalındı, soğuktan donarak ölündü. Ölümün her türlüsü insana reva görüldü. Peki neden? İdeolojiler neden bu kadar kanlı sonuçlar doğurdu? 1. Dünya savaşında 3 lider uzaktan akrabaydı Rus çarı II. Nikolay, İngiltere kralı V. George ve Alman imparatoru Kaiser II. Wilhelm kuzenler milyonların ölümüne sebep oldu. İdeolojinin mürekkebi kandır. Kardeşi kardeşe kırdırıp sonunda kazananın haklı çıktığı savaşların sebebidir. Prangaizm ideolojisi tam olarak budur. Boynunuza takılan, size reva görülen prangaları kırın, dikenli tellerin ardındaki fikirleri dinleyin belki aynı dili konuşuyorsunuz ya da telleri kaldırın ve duvarları yıkın. Görünmeyen zincirlerden ve dogmatik fikirlerden kurtulun. </p>
<p style="text-align: left;">Sonuç olarak baktığımız zaman ideolojilere körü körüne bağlılık, bireyin kendini güvende hissetme, aidiyet arayışı ve belirsizlikten kaçınma gibi insani ihtiyaçlarından kaynaklanır. Ancak bu bağlılık, eleştirel düşünme ve bilgi eksikliği gibi faktörlerle birleştiğinde bireyi daha katı bir dogmatizme sürükleyebilir. Bizim burda yapmamız gereken şey ise eleştirel düşünme becerimizi kaybetmememiz yapıcı eleştirel düşünceler fikirlerimizi her zaman ileriye taşır lakin eleştirmeden olduğu gibi savunduğumuz görüşler, aklın süzgecinden geçirmeden kabullendiğimiz fikirler bizi uçuruma götürür ve unutmayın sizin kanatlarınız yok. </p>
<p style="text-align: left;"><strong>Jean-Jacques Rousseau</strong> şöyle der; <em>"Gerçek özgürlük, başkalarının özgürlüğünü kısıtlamadan kendi özgürlüğümüzü yaşamaktır." </em></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Egoist etik ve alturist etik</title>
<link>https://ilterdergisi.com/egoist-etik-ve-alturist-etik</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/egoist-etik-ve-alturist-etik</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202411/image_870x580_6740bab713810.jpg" length="59203" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 22 Nov 2024 20:10:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>taner arslan</dc:creator>
<media:keywords>meta etik ayn rand egoist etik</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Egoizm / Egoist Ahlak</strong></em></p>
<p>Egoist ahlak, bireyin öncelikli olarak kendi mutluluğunu, çıkarlarını ve ihtiyaçlarını gözetmesi gerektiğini savunur. Bu anlayışa göre, kişinin ahlaki yükümlülüğü başkalarının çıkarlarını değil, kendi çıkarlarını öncelemektir. Egoist bir bakış açısıyla, bir eylem ancak bireyin kendi mutluluğunu veya hazzını artırıyorsa anlamlıdır. Egoizm, kişinin kendi mutluluğu için yapması gerekenin ne olduğunu sorgularken, başkalarının yararını yalnızca kendi çıkarlarıyla örtüştüğünde dikkate alır. Yani birey, başkalarına yalnızca kendisine yararı dokunacaksa veya kendisine zarar vermeyecekse yardım etmelidir.<br>Egoizmin temelinde, insanın doğasının gereği olarak kendi çıkarlarını koruması gerektiği inancı yatar. Bir egoiste göre, diğer insanların çıkarlarını gözetmek bir zorunluluk değil, kendi çıkarına uyduğu sürece yapılabilir bir tercihtir. Bu bağlamda, egoizmin ana ilkesi, bireyin kendi hayatını en iyi şekilde sürdürmesi ve kendi mutluluğunu artırmasıdır. Örneğin, egoist bir bakış açısıyla bir birey, çevresine yardım ederken bile aslında kendisine bir haz veya çıkar sağlamadığı sürece bu yardımı anlamsız bulacaktır.<br>Rasyonel Egoizmin Prensipleri<br>Metninizdeki rasyonel egoizm, bireyin kısa vadeli hazlardan ziyade uzun vadeli çıkarlarına odaklanması gerektiğini savunur. Bu yaklaşım, bireyin kendisine uzun vadede en fazla mutluluk getirecek eylemleri seçmesini öğütler. Bir rasyonel egoist, yalnızca anlık hazlara değil, uzun vadede kendi refahını sürdürebileceği eylemleri önemser. Örneğin, bir baba olduğunuzu varsayalım ve elinizde çocuğunuzun ihtiyacı olan ilaçları almak için yeterli miktarda para var. Aynı zamanda, bu parayı kendiniz için gereksiz bir lüks tüketime harcayabilirsiniz. Ancak rasyonel egoizme göre, çocuğunuzun sağlığı için ilaç almak, hem çocuğunuzun acısını dindirecek hem de sizin vicdanen rahat etmenizi sağlayacaktır. Bu durumda, çocuğunuzu iyileştirmek ve kendi huzurunuzu sağlamak adına rasyonel bir şekilde ilaç almak en mantıklı seçenek olur.<br><strong><em>Ahlaki Egoizm</em></strong><br>Ahlaki egoizm ise bireyin, yalnızca kendi çıkarlarına hizmet eden eylemleri ahlaki olarak kabul etmesi gerektiğini savunur. Bu görüş, bir bireyin başkalarına karşı herhangi bir ahlaki yükümlülüğü olmadığını, kendi mutluluğu için ne gerekiyorsa onu yapmasının ahlaki olduğunu belirtir. Ahlaki egoizme göre, bireyin kendi çıkarlarını gözeterek eylemlerde bulunması, en doğru ve en ahlaki olan davranış biçimidir. Ancak ahlaki egoizm her zaman rasyonel değildir; bir insan kendi çıkarlarını gözetirken akılcı olmayan veya geçici hazzı artıracak eylemlerde bulunabilir.<br>Örneğin, ahlaki egoist bir bakış açısıyla hareket eden bir kişi, başkalarına yardım etme konusunda kendini zorunlu hissetmez. Ancak, bu yardım kendisine bir şekilde haz verecekse veya kendisi için bir tatmin kaynağı olacaksa yardım etmeyi seçebilir. Aksi durumda, başkalarının çıkarlarına hizmet eden eylemleri yapmaktan kaçınması, bu görüş açısından doğru ve ahlakidir.<br>Egoizm ve Günlük Yaşamdaki Örnekler<br>Egoizmin gündelik hayatta kendini gösterdiği pek çok örnek vardır. Örneğin, kişinin kendi sağlık ve mutluluğunu koruma adına sağlıklı beslenmesi, spor yapması ya da stresli durumlardan uzak durması egoist bir yaklaşımın sonucudur. Egoist bakış açısına göre, birey kendi sağlığına özen göstererek, uzun vadede kendisine en fazla fayda sağlayacak eylemleri gerçekleştirmiş olur. Bu tür bir egoizm, başkalarına zarar vermek anlamına gelmediği gibi, bireyin kendisini koruması ve hayatını en iyi şekilde yaşaması anlamına gelir.<br>Bunun yanı sıra, bir bireyin kendi zamanını başkaları için feda etmektense, kendi ilgi ve hedeflerine odaklanmayı tercih etmesi de egoizmin günlük hayattaki yansımalarındandır. Örneğin, bir öğrenci zamanını arkadaşlarıyla vakit geçirmek yerine kendi çalışmalarına ayırmayı tercih edebilir. Bu durumda egoist bir yaklaşım sergileyen öğrenci, başkalarına göre kendi başarı ve mutluluğunu önceliklendirmiş olur.<br>Sonuç olarak, egoizm, bireyin kendi çıkarlarını önceleyerek mutlu bir yaşam sürme anlayışıdır. Egoist ahlaka göre, bireyin hayatının merkezinde kendi mutluluğu ve çıkarları bulunmalıdır. Başkalarının mutluluğu, bireyin çıkarlarına hizmet ettiği sürece dikkate alınabilir; ancak bu, bir zorunluluk değil, bireyin kendi mutluluğuyla uyumlu olduğu sürece yapılabilir bir tercihtir. Egoizm, bireyin kendi ihtiyaçlarını anlaması ve en iyi versiyonunu yaşaması için bir yol haritası sunar.</p>
<p><em><strong>Alturizm / Alturist Ahlak</strong></em><br>Alturizm, bireyin kendi çıkarlarını geri plana atarak toplum veya başkaları için fedakârlık yapmasını ve bu tür eylemlerin ahlaki olarak doğru olduğunu savunan bir düşünce sistemidir. Bu anlayışa göre, kişinin kendi mutluluğu ya da çıkarından çok, başkalarının iyiliği ve toplumun yararı ön planda tutulur. Alturizm, özellikle karşılıksız iyilik yapmanın ahlaki bir erdem olduğunu vurgular. Bu bağlamda, kişinin kendi mutluluğunu ve hazzını feda ederek başkalarına yardım etmesi, hatta bu yüzden zor duruma düşmesi dahi, değerli ve övülmeye layık bir davranış olarak görülür.<br>Alturizmi savunan filozoflar arasında Immanuel Kant, Karl Marx ve Georg Wilhelm Friedrich Hegel gibi düşünürler vardır. Kant’a göre, ahlaki bir eylem, yalnızca iyi niyetle yapılmalı ve sonuçlarından bağımsız olarak doğru sayılmalıdır. Bu bakış açısına göre, eğer bir davranış toplumun genel yararını sağlıyorsa, bireyin kendi çıkarlarını ne kadar feda ettiği değil, toplumun bu eylemden ne kazandığı önemlidir. Örneğin, Kant’ın ünlü Kategorik İmperatif ilkesine göre, bir davranışı herkesin uygulayacağı evrensel bir yasa gibi düşünmeliyiz; böylece her birey başkalarının yararını gözeten bir ahlaki çerçeve içinde hareket edebilir.<br>Alturizme Örnekler<br>Alturizmi gündelik hayattan örneklerle somutlaştırmak gerekirse, bir soğuk kış gününde kendi montunuzu üşüyen bir başkasına vermeniz, alturist bir davranış olarak görülür. Böyle bir durumda, kendinizi soğuktan korumak yerine, montunuzu ihtiyacı olan birine vermeyi tercih etmek, kendi rahatlığınızı göz ardı ederek toplumun yararını önceliklendirmeniz anlamına gelir. Bu davranış, alturist ahlak açısından oldukça değerli bir örnektir.<br>Bir başka örnek olarak, iyi bir doktorun insan hayatını kurtarmak adına bazı hastalarını ücretsiz tedavi etmesi verilebilir. Alturizme göre, bu doktor kendi maddi kazancını önemsemeden, hastaların iyiliğini ve sağlığını öncelik haline getirmiş olur. Bu tür eylemler, alturizmin özündeki “diğergamlık” ya da “başkalarını düşünme” prensibiyle uyumludur.<br>Alturizm ve Toplum<br>Alturizm, toplumsal uyumun sağlanması için oldukça önemli bir etik ilkedir. Alturist düşünceye sahip bireyler, toplumun daha dayanışmacı ve yardımsever bir yapıya bürünmesine katkıda bulunur. Örneğin, bir öğretmen düşünelim: Bu öğretmen, öğrencilerinin daha iyi bir eğitim alabilmesi için ek dersler verir, hatta kimi zaman ders materyallerini kendi cebinden karşılar. Bu fedakârlık, öğretmenin kendi çıkarlarını bir kenara bırakıp toplum yararına hizmet etme isteğinin bir yansımasıdır. Alturist ahlaka göre, öğretmenin bu davranışı toplumun daha iyi bir geleceğe sahip olması için yapılmış anlamlı bir eylemdir.</p>
<p><b><i>sonuç</i></b><br>Genel manada bakıldığında egoizm/ahlaki egoizmin daha mantıklı olduğunu söylemekteyim; çünkü alturizmin bir dayanağı ve temeli yoktur. Mesela neden iyi olanın toplum yararı ve çıkar gözetmemek olduğunu göstermez ya da neden ben bu kurallara uymalıyım sorusuna bir cevap vermez. Bu eksikler ise şunu beraberinde getirir: ahlakın bağlayıcılığı ve ontolojisi problemini bize açıklayamamaktadır.<br>Neden ateist bir devlet yöneticisinin parayı kendi zimmetine hiç fark edilmeden geçirme şansı varken geçirmesin veya kötü bir şeyi sırf çıkarı olduğu için yapmasın? Bu durum, genel anlamda alturizmin ana problemleridir. Bunun gibi sorulara cevap veremeyen alturist ahlaka inanmak bir tık güçtür.<br>Ama şunu da es geçmeyeceğim: egoist ahlak da neden ahlaklı olanın mutlu eden şeyler olduğunu, yani ahlakın ontolojisi problemini açıklayamamaktadır. Ayn Rand'a göre üretmek bir erdem ve ahlaklı bir şeydir ve bunun ontolojisinin hayat olduğunu öne sürer. Bir insan üretmeden de hayatta kalabilir ve mutlu olabilir; neden böyle bir şey yapması gerekmektedir, anlaşılmamaktadır.<br>son.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hayatın anlamı üzerine.</title>
<link>https://ilterdergisi.com/hayatin-anlami-uzerine</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/hayatin-anlami-uzerine</guid>
<description><![CDATA[ Hayat kelimesinin özünde 2 anlamı vardır birincisi kavram olan hayat ikincisi hayatı deneyimlemek yaşamak anlamına gelen hayat eğer tanrı yoksa birinciyi anlamlı kılacak bir varlık yoktur ama ikinciyi mantıklıyı kılacak tek şey intiharın mantıksızlığıdır peki intihar mantıksız mıdır? bilemeyiz. ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/2024/10/image_750x500_67139623d8866.jpg" length="139857" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 19 Oct 2024 14:13:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>egemtn</dc:creator>
<media:keywords>Hayatın anlamı, İntihar, Mutluluk Kavramı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>,</p>
<p>,</p>
<p>En b&uuml;y&uuml;k problemler, asla &ccedil;&ouml;z&uuml;lemeyecek ve bilinemeyecek olanlardır.</p>
<p><br />Bazı şeylerin asla bilinemeyecek olması, bazılarına ağırlık y&uuml;klerken bazılarının y&uuml;k&uuml;n&uuml;<br />hafifletir. Eğer sorgulayıp ger&ccedil;eği &ouml;ğrenmek isteyen biriyseniz, onu asla<br />&ouml;ğrenemeyeceğinizi bilmek size ağırlık y&uuml;kler. Eğer tam tersiyseniz, işin i&ccedil;inden<br />&ldquo;bilemeyiz işte&rdquo; diyerek &ccedil;ıkıp rahatlayabilirsiniz ya da bilemeyeceğinizi reddedip bazı<br />bilgilere g&uuml;venip inanarak yaşayabilirsiniz. Ancak hakikati &ouml;ğrenmenin &ouml;nemini inkar<br />etmek bence &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir ahmaklıktır.</p>
<p><br />Bu yazımızda, felsefenin en b&uuml;y&uuml;k problemlerinden biri olan hayatın anlamı konusunukonuşacağız.<br />Bence "hayat" kelimesinin iki anlamı vardır:</p>
<p>1. Herkesin yaşadığı olgu, kavram olan hayat.<br />2. Herkesin farklı deneyimlediği yaşam anlamında olan hayat.</p>
<p>Hayat kelimesinin ilk anlamına anlam y&uuml;kleyecek tek şey, insanı umursayan sonsuz<br />g&uuml;&ccedil;teki semavi dinlerde de ge&ccedil;en bir tanrıdır. Eğer b&ouml;yle bir tanrı yoksa, ilk anlamdaki<br />hayatı anlamlı kılacak bir şey yoktur.</p>
<p><br />Anlamsız olan bir eylemi yapmayı anlamlı kılacak tek şey, o eylemi bırakmanın da<br />mantıksız ve anlamsız olmasıdır. Yani, hayat kelimesinin ikinci anlamını mantıklı kılacak<br />şey, intihar eyleminin mantıksızlığıdır. Peki, intihar eylemi nasıl mantıksız olabilir?</p>
<p><br />Hayatın birinci anlamına, yani asıl anlamına "kurşun para"; hayatı yaşamaya, yani ikinci<br />anlamına ise "yazı tura atmak" diyelim. Bu yazı turada &uuml;&ccedil; ihtimal var:<br />1.Yazı gelecek.<br />2.Dik gelecek.<br />3.Tura gelecek.</p>
<p><br />Yani eğer bir analoji yapacaksak:<br />1. Hayatımın kalanında mutlu olduğum an sayısı mutsuz olduğum an sayısını<br />ge&ccedil;ecek.<br />2. İkisi eşit olacak.<br />3. Hayatımın kalanında mutsuz an sayısı mutlu olduğum an sayısını ge&ccedil;ecek</p>
<p>.<br />Eğer bu para hileliyse, &uuml;&ccedil; ihtimalden tura gelmesi, yani mutsuzluk ihtimaline kesin<br />olarak ayarlandıysa intihar mantıklıdır. Dik gelmesi, yani eşit olmasına ayarlandıysa,<br />intihar anlamsızdır. Mutlu olduğun an sayısı mutsuz olduğun an sayısını kesin olarak<br />ge&ccedil;iyorsa, intihar mantıksızdır.</p>
<p><br />Bizler belki hayattaki her adımımızı kendi mutluluğumuzu maksimize etmek i&ccedil;in<br />atmayız. Ancak her adımımızın ucunda kendimizi mutlu etme hedefi veya isteği, kıyıdan<br />k&ouml;şeden de olsa vardır. Eğer bir idealimiz varsa, o idealimizi ger&ccedil;ekleştirmek bizi mutlu<br />edeceği i&ccedil;in o idealin peşinden gideriz. Sizin i&ccedil;in değerli olan birini veya bir şeyi mutlu<br />etmek de sizi mutlu edeceği i&ccedil;in bunu yaparsınız.</p>
<p><br />İşte bundan dolayı, para bu &uuml;&ccedil; ihtimalden yazı gelecek şekilde ayarlandıysa yaşamak<br />kesin olarak mantıklıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; her hamlemizin asıl amacı kendimizi mutlu etmek<br />olmasa da, o hamlede mutlu olmayı ama&ccedil;larız ve bu y&uuml;zden o hamleyi yaparız.<br />Peki para hileli midir? Hileliyse bu &uuml;&ccedil; ihtimalden hangisine ayarlanmıştır? Sorusunun<br />cevabı şudur: Bilemeyiz.</p>
<p><br />İntihar eyleminin mantıklılığı ya da mantıksızlığı bilinemez. Hileli olup olmadığını<br />bilemeyeceğimiz ve sadece iki eylemi yapabileceğimiz (&ccedil;&ouml;pe atmak veya yazı tura<br />atmak) bu teorik parayı &ccedil;&ouml;pe atmak mı mantıklıdır yoksa o para ile yazı tura atmak mı?<br />Hayatı yaşamak mı daha mantıklıdır yoksa intihar etmek mi?</p>
<p><br />Bu konuda herkesin yorumu farklı olabilir ama bilinemeyecek bir şey uğrunda<br />(hayatımın kalanında mutsuz olduğum an sayısı mutlu olduğum an sayısını kesin olarak<br />ge&ccedil;ecek d&uuml;ş&uuml;ncesi) elindeki tek ger&ccedil;eği harcamak ne kadar mantıklı olabilir? Yani<br />anlamsız olan hayatı bitirmenin mantıklılığını veya mantıksızlığını bilemiyoruz.</p>
<p><br />Bu arada fark ettiyseniz, bu ihtimallerin hepsinde &ouml;n&uuml;n&uuml;zdeki hayatı esas aldım. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;<br />ge&ccedil;mişte yaşanmış bir olaydan dolayı mutsuzsanız, intihar gecikmiş bir eylemdir ve<br />mantıksızdır.</p>
<p><br />&Ccedil;ok sevdiğim bir s&ouml;z var: &ldquo;Ge&ccedil;ti mazi, &ccedil;ekme istikbale gam. D&uuml;n d&uuml;nd&uuml;, bug&uuml;n bug&uuml;n,<br />dem bu dem.&rdquo; Bu s&ouml;z, "carpe diem" felsefesi ile uyumlu olsa da, &ldquo;ge&ccedil;ti mazi, istikbale<br />&ccedil;ekme gam&rdquo; kısmı bu yazımıza tam olarak uygun. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ge&ccedil;en maziye &uuml;z&uuml;lmek<br />anlamsızdır ve istikbale gam &ccedil;ekmenin doğruluğu bilinemez. Bundan dolayı, bana g&ouml;re,<br />hayat kavramına &ccedil;ok fazla &ouml;nem vermeden bir ama&ccedil; belirleyip o ama&ccedil; uğrunda<br />korkmadan ilerlemek en doğru gelen se&ccedil;enektir. Hayatın bir anlamı yoksa, ona ama&ccedil;<br />vermek de anlamsızdır ama hayatın anlamı bilinemez ise hayata ama&ccedil; y&uuml;klemeyi yanlış<br />kılacak bir durum yoktur ve o ama&ccedil;, sizin hayatınızı anlamlı kılacaktır.</p>
<p><br />Bu yazının sonuna doğru yaklaşırken, filozof Emil Cioran&rsquo;ın bu yazıyla bağlantılı<br />g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m şu s&ouml;zlerini de sizinle paylaşmak isterim:<br />&ldquo;Beni hayatta tutan şey intihar fikriydi. İntihar fikri olmasaydı, &ccedil;oktan intihar ederdim.<br />Yaşamama devam etmemi sağlayan şey, her zaman &ouml;n&uuml;mde b&ouml;yle bir se&ccedil;enek<br />olduğunu bilmemdi. Sahiden, bu d&uuml;ş&uuml;nce olmasaydı, bu hayata bir yere veya bir şeye<br />saplanmış olma duygusuna asla katlanamazdım. Benim i&ccedil;in intihar fikri, her zaman<br />&ouml;zg&uuml;rl&uuml;k fikrine bağlıydı.&rdquo;</p>
<p><br />Aslında, ger&ccedil;ekten de intihar fikrine sığınarak &ouml;zg&uuml;r bir yaşam s&uuml;rmek ve kendi mutsuz<br />hayatını istediği an sonlandırabilme fikri, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; ihtimalde bile insana bir &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k, bir<br />yaşama hevesi veriyor. &ldquo;Bu mutsuzluk aslında sahip olduğum tek şey ve bunu istediğim<br />an durdurabilirim&rdquo; fikrine sığınarak yaşamak da m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</p>
<p>Efendim, bug&uuml;n bu yazımızda hayatın anlamı konusuna değindik. &Ouml;zet ge&ccedil;mek<br />gerekirse:<br />&ldquo;Hayat kelimesinin iki anlamı vardır: Birincisi, kavram olan herkesin yaşadığı; ikincisi,<br />deneyim olan yaşam anlamına gelen hayat. Birinci anlam, semavi dinlerdeki tanrı yoksa<br />anlamsızdır. İkinci anlamın ise birinci anlam anlamsızken anlamlı olabileceği tek<br />durum, intiharın mantıksız olduğu durumdur. İntiharın mantıksız olup olmadığını<br />bilemeyiz. Bu y&uuml;zden, hayatı deneyimlemenin anlamsız olup olmadığını bilemeyiz. Ve<br />bilemediğimiz bir şey i&ccedil;in elimizdeki tek ger&ccedil;eği harcamak ne kadar mantıklıdır?&rdquo;</p>
<p><br />Yazının sonuna geldik. Kendinize iyi bakın, sağlıcakla ve esen kalın.</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>