<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>İlter Dergisi &#45; : Gündem</title>
<link>https://ilterdergisi.com/rss/category/gundem</link>
<description>İlter Dergisi &#45; : Gündem</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>İlter 2024 &#45; Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>Tarladan Çatala Gıda Zinciri</title>
<link>https://ilterdergisi.com/tarladan-catala-gida-zinciri</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/tarladan-catala-gida-zinciri</guid>
<description><![CDATA[ Soframızdaki gıdanın tarladan çatala yolculuğunu ve o gıdanın israfını önlemede hem üreticiye hem de tüketiciye düşen görevleri, hayatın içinden pratik bilgilerle size aktarmaya çalıştım. Keyifli okumalar dilerim. ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202604/image_870x580_69edd2bcef9e1.jpg" length="106514" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 25 Apr 2026 19:30:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>okuyandietolog</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Satın aldığımız yiyeceklerin ortalama dörtte birini çöpe atıyoruz. Bu, dört elmayla marketten çıkıp eve giderken bir tanesini çöpe atmak gibidir. Burada çöpe giden şey sadece besin değil, ona harcadığınız paranız, onu üretmek için harcanan tüm kaynaklardır (enerji, su dahil). Ayrıca gıda artıkları, güçlü bir  sera gazı olan metan gazı üreterek iklim değişikliğine neden olmaktadır. <em>(1)</em> Gıda israfı büyük bir sorun ama hepimizin yapabileceği bir şeyler var.<br><br>Gıda zincirinin her aşamasında çeşitli nedenlerle yenilebilir gıdalar kayba uğramakta ya da israf edilmektedir. FAO tahminlerine göre dünya gıda üretiminin 1/3’ü kayıp ve israfa uğramaktadır ki bu miktar üç milyar kişinin beslenmesine yetecek düzeydedir. <em>(2)</em></p>
<p style="text-align: justify;">Soframızdaki gıdanın “Tarladan Çatala” dediğimiz soğuk zincir yolculuğunda, bize düşen bazı görevler bulunmaktadır. Öncelikle “Tarladan Çatala" prensibi nedir, biraz ondan bahsedelim. Tarladan Çatala (Farm to Fork) yaklaşımı, gıdanın üretimden tüketime kadar olan tüm süreçlerinde gıda güvenliği, beslenme, sürdürülebilirlik ve atık azaltımını hedefleyen, FAO (Food and Agriculture Organization) tarafından desteklenen bütünsel bir gıda zinciri stratejisidir. FAO’nun Tarladan Çatala yaklaşımının temel bileşenleri: Sürdürülebilir tarım, gıda güvenliği, gıda kayıplarını azaltma, beslenme ve sağlık ve Avrupa Yeşil Mutabakatı stratejisidir. <em>(3)</em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu tedarik zincirinin 6 aşamasından da kısaca bahsedelim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Üretim (Tarla/Çiftlik):</strong> Ekim, dikim, gübreleme, sulama ve hasat  işlemleri aşamasıdır. Hayvancılıkta ise bu aşama bakım ve beslemedir.</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li style="text-align: justify;"><strong>Hasat Sonrası Hazırlık:</strong> Ürünlerin temizlenmesi, ayıklanması ve ilk soğutma işlemleridir. Tazeliğin korunması ve fiziksel kirliliğin önlenmesi amaçlanır. </li>
<li style="text-align: justify;"><strong>İşleme ve Ambalajlama:</strong> Hammaddenin son ürüne dönüştürülmesi (örn. sütten peynir yapımı), paketleme ve etiketleme aşamasıdır. Gıda güvenliği standartları (HACCP), hijyen ve korumayı kapsar.</li>
<li style="text-align: justify;"><strong>Lojistik ve Depolama:</strong> Ürünlerin uygun sıcaklık ve nem koşullarında taşınmasıdır. Soğuk zincirin korunması ve izlenebilirlik bu aşamada çok önemlidir.</li>
<li style="text-align: justify;"><strong>Dağıtım ve Satış:</strong> Toptancı ağları ve marketler aracılığıyla tüketicilere sunum aşamasıdır. Raf ömrü yönetimi ve uygun saklama koşulları oldukça önemlidir.</li>
<li style="text-align: justify;"><strong>Tüketim (Çatal): </strong>Gıdanın evde veya restoranlarda hazırlanması, pişirilmesi ve tüketilmesi aşamasıdır. Bu son aşamada, mutfak hijyeni, doğru pişirme teknikleri ve israfın önlenmesi gibi birçok dikkat edilmesi gerekilen koşullar bulunmaktadır.</li>
</ol>
<p> Zincirin sağlıklı işleyebilmesi için <em><strong>izlenebilirlik</strong></em> (sorun çıktığında gıdanın geriye dönük hangi tarladan geldiğinin tespiti) ve <strong><em>denetim</em></strong> (ilgili yetkililerce yapılan kalite ve sağlık kontrolleri), her  aşamada mevcut olan iki ana unsurdur. Her aşama doğru bir şekilde tamamlandığında hem  tüketicinin sofrasına güvenli ulaşım sağlanmakta hem de gıdanın israfı minimum düzeye indirilmektedir.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerde tüketici bilinçlendirilmesi ve paydaşların işbirliği; gelişmekte olan ülkelerde üreticinin eğitimi, altyapının iyileştirilmesi, daha iyi teknoloji kullanımı için üreticinin desteklenmesi önceliklidir. <em>(4)</em></p>
<p style="text-align: justify;">Peki, gıdanın ulaştığı biz tüketiciler evde gıda israfını nasıl azaltabiliriz ? Cevap oldukça basit: Yiyeceklerin bozulmasına izin vermeyin. Haftalık yemek listesi ve bu listeye bağlı alışveriş <br>listesi hazırlamak ilk adım olmalıdır. Bu listeye bağlı kalarak alışveriş yapıldığında fazla değil, yeteri kadar gıda temin etmiş oluyoruz. Daha sonra temin edilen gıdanın pişirilme aşamasında maksimum verim almak yani minimum düzeyde çöp çıkarmak diğer önemli adım olacaktır. Dikkat etmemiz gereken diğer bir önemli husus ise alınan gıdaların doğru şekilde saklanmasıdır. Doğru saklama koşulları, gıda israfında önemli bir basamaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;">İşte bazı gıdaların saklama koşulları:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><strong>Oda sıcaklığında:</strong> Muz, fesleğen, salatalık, patlıcan sarımsak, kavun, soğan, patates, rutabagas, tatlı patates, arpacık, karpuz, kış kabağı, kabak.</li>
<li><strong>Buzdolabında:</strong> Elma, kuşkonmaz, pancar, biber, yaban mersini, brokoli, brüksel lahanası, lahana, havuç, karnabahar, kiraz, kişniş, mısır (bütün, kabuklu), koyu yapraklı yeşillikler, üzün, greyfurt, yeşil fasülye, pırasa, limon, marul, mantar, portakal, maydanoz, bezelye, nar, ahududu, çilek, yaz kabağı.</li>
<li><strong>Olgunlaşana kadar oda sıcaklığında, sonra buzdolabında:</strong> Kayısı, avokado, kivi, mango, nektarin, papaya, şeftali, armut, ananas, erik</li>
<li><strong> Diğer öneriler:</strong> Yeşillikler yıkanıp kurulanıp uygun koşullarda saklanmalı, meyveler ilk anda ayıklanmalı, ezik veya çürük   olanlar komposto için ayrılırken, olgunlaşmış olanlar ilk önce tüketilmeli, kesilmiş sebze ve meyveler hava geçirmez kapta 3-5 gün dayanır, kararmayı önlemek için kabuklarıyla saklanmalıdır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Besinlerin bozulmadan uzun süre muhafaza edilmek üzere yapılan besin saklama uygulamaları tarih öncesi çağlara kadar uzanmaktadır. Besinlerin saklanmasında kullanılan yöntemlerden bazıları, soğukta veya dondurarak muhafaza, ısı işlem uygulamaları, kurutma, kimyasal koruyucu ilavesi, ışınlama, kontrollü ve modifiye atmosferdi. Bilinen ve en çok kullanılan yöntemler ise, ısıl işle uygulamaları ve su aktivitesinin kontrolü ile besin saklama yöntemleridir. <em>(4)</em></p>
<p style="text-align: justify;">Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sitesinde kolaylıkla bulabileceğiniz gıdaların dondurucuda güvenle muhafaza edilebileceği azami süreleri <em>(5)</em> de aşağıdadır:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><strong>Sebzeler:</strong> 1 yıla kadar</li>
<li><strong>Meyveler:</strong> 6 aya kadar</li>
<li><strong>Ekmek:</strong> 3 aya kadar</li>
<li><strong>Kek ve unlu mamuller (krema yoksa):</strong> 6–8 ay</li>
<li><strong>Süt:</strong> 1 aya kadar</li>
<li><strong>Rendelenmiş peynir:</strong> 4 aya kadar</li>
<li><strong>Tereyağı:</strong> 3 aya kadar</li>
<li><strong>Şarküteri ürünleri:</strong> 1–2 ay</li>
<li><strong>Çiğ kırmızı et:</strong> 4 –12 ay</li>
<li><strong>Pişmiş kırmızı et:</strong> 2–3 ay</li>
<li><strong>Çiğ kanatlı eti:</strong> 9–12 ay</li>
<li><strong>Pişmiş kanatlı eti:</strong> 4 ay</li>
<li><strong>Balık (çiğ veya pişmiş):</strong> 2–4 ay</li>
<li><strong>Artan yemekler:</strong> 2–4 ay</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Son olarak gıdaların besin değerini kaybetmeyeceği ve uzun dönem korunacağı en iyi saklama koşulunun dondurucu olduğunu ve mutfağa “ilk giren ilk çıkar” ilkesinin gıda israfında temel ilke olduğunu vurgulamak isterim.</p>
<p style="text-align: justify;">Sağlıkla kalın :)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Daha detaylı bilgi için kaynakça:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1. FoodPrint, “The Best Ways to Store Fruits and Vegetables to Reduce Food Waste”, erişim: 3 Şub 2026, https://foodprint.org/blog/how-to-store-vegetables/.<br>2. Özçiçek Dölekoğlu, C. (2017). Gıda Kayıpları, İsraf ve Toplumsal Çabalar. Tarım Ekonomisi Dergisi, 23(2), 179-186. https://doi.org/10.24181/tarekoder.364946<br>3. T.C. Ticaret Bakanlığı. (2020). Çiftlikten Çatala Stratejisi (Farm to Fork Strategy). ticaret.gov.tr<br>4. Sayıner, G. ve Beyhan, Y. (2023). Geleneksel Besin Saklama Yöntemleri ve Yeni Teknolojiler. Toros <br>Üniversitesi Gıda, Beslenme ve Gastronomi Dergisi , 2 (1), 79-92. https://izlik.org/JA86CX29PA<br>5. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı. (2025). Gıdaların Dondurucuda Azami Muhafaza Süreleri. tarimorman.gov.tr</p>
<p style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YİRMİ ŞEHİDİN ARDINDAN</title>
<link>https://ilterdergisi.com/yirmi-sehidin-ardindan</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/yirmi-sehidin-ardindan</guid>
<description><![CDATA[ Yirmi şehidin ardından ülke bir kez daha aynı sorularla yüzleşiyor: Bu acılar gerçekten kader mi, yoksa yıllardır görmezden gelinen bir sorumluluğun ağır bedeli mi? Bu yazı, toplumun unutturulmaya çalışılan hafızasına, sessiz bırakılan sorularına ve gecikmiş hesaplaşmasına sert bir ışık tutuyor. ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202511/image_870x580_69166e655a985.jpg" length="511290" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 02:56:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Göksel Burak GÜZELKÜÇÜK</dc:creator>
<media:keywords>Şehit, Asker, Gündem, Devlet, Vatan, Savaş, Savunma, Millet, Evlat, Toprak, Ülke</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-decoration: underline;"><strong></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202511/image_870x_69166f9462e7a.jpg" alt="" width="803" height="535"></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Yirmi Şehidin Ardından</strong></span></p>
<p>Ülke bir kez daha ağır bir sessizliğe gömüldü. Yirmi şehit… Rakam gibi görünen ama her biri bir ailenin nefesi, bir mahallenin umudu, bir kentin geleceğiydi. Biz ise yine aynı gerçekle yüzleşiyoruz: Bu yaşananlar kader değil, kader diye önümüze konulan bir ihmal zinciridir.</p>
<p>Her acı haberinde karşımıza çıkan manzara değişmiyor. Kamera karşısına geçen yetkililer, kopyalanmış gibi aynı açıklamalar; sosyal medyaya bırakılan taziye cümleleri; “gereği yapılacaktır” kalıbıyla kapanan cümleler… Bu refleks, toplumun acısını dindirmekten çok, yönetenlerin sorumluluğunu hafifletmeye yarayan bir rutin hâline geldi. Oysa sosyal bilimlerin dediği açıktır: Sürekli   tekrar eden kayıplar, olağanüstü durum değil; yapısal bir zafiyetin sonucudur.</p>
<p><strong>Sorumluluk Kültürünün Çöküşü</strong></p>
<p>Uzun yıllardır ülkenin yönetim anlayışı “hesap veren değil, açıklama yapan” bir mantığa sıkışmış durumda. Birkaç gün konuşulan trajediler, üçüncü gün gündemden düşüyor. Sorumluların   belirlenmediği, hataların kabul edilmediği, kurumların şeffaf olmadığı bir düzende toplumun güven duygusu giderek aşınıyor. Bilimsel literatürün en yalın gerçeği şudur: Hesap verilebilirliğin   olmadığı yerde hata yeniden üretilir. Bu nedenle soruyoruz: Bu acıların nedenleri neden araştırılmıyor? Neden bağımsız soruşturmalarla ihmaller ortaya çıkarılmıyor? Neden sorumlular isim   isim açıklanmıyor? Bu soruların cevabı çoğu zaman verilmeden geçiştiriliyor. Çünkü hatayı kabul etmek, zayıflık değil; bizim yönetim kültürümüzde neredeyse imkânsız bir eylem gibi   algılanıyor. Bu kabullenmeme hali ise toplumun değil, yönetenlerin çıkarını koruyor. </p>
<p><strong> Halkın Metaneti Değil, Halkın Çağrısı Önemli</strong></p>
<p> Topluma sürekli “metanetli olun” deniliyor. Oysa kimse şunu söylemiyor: Millet metanetli davrandığı için değil, çaresiz bırakıldığı için sessiz kalıyor. Bir annenin kapısına gelen haber, bir   babanın evladının üniformasını elinde sıkıca tutması, kardeşlerin gözlerindeki o karanlık boşluk… Tüm bunlar sadece bir acının değil, bir yönetim hatasının somut bedelleridir. Halkın sabrı   üzerinden siyaset kurulamaz. Halkın duyguları, hataları perdelemek için kullanılamaz.</p>
<p><strong>Soru Çok, Cevap Yok: Toplumun Vicdanı Ne Kadar Dayanabilir?</strong></p>
<p>Bugün yirmi şehidin ardından yeniden soruyoruz: Bu millet daha ne kadar aynı acıların gölgesinde yaşayacak? Huzur bu ülke için neden hâlâ uzak bir ideal gibi kalıyor? Devletin sorumluluğu, şehit ailelerinin acısından neden daha hafif taşınıyor? Bu sorulara somut cevap verilmediği sürece hiçbir şey değişmeyecek. Ve en tehlikeli olan da şu: Toplumun bu acılara giderek alışması. İnsanlığın erimesi böyle başlar.</p>
<p><strong>Sonuç Yerine: Yüzleşmeden İyileşme Olmaz</strong></p>
<p>Yirmi şehidimizi rahmetle anıyoruz. Fakat onların hatırasına sahip çıkmak, dua etmekle değil; onları toprağa götüren mekanizmaları sorgulamakla olur. Bu yazı, bu ülkenin evlatlarının hayatı için geciken, ertelenen, görmezden gelinen sorumluluklara karşı yükseltilmiş bir vicdan uyarısıdır. Çünkü artık şunu biliyoruz: Acılar bitmiyorsa, bu; hataların tekrarlanmasından kaynaklanıyordur. Ve hiçbir millet, kendi evlatlarının canını bu kadar ağır bedellerle ödeyen bir sistemin sessiz seyircisi olmamalıdır. </p>
<p>Bugün yirmi canı toprağa emanet ederken, yarın bu acının tekrar etmemesi için neyin değişmesi gerektiğini açıkça konuşmak zorundayız. Çünkü yas, yüzleşmeyle anlam kazanır; yüzleşmeyen toplumlar ise acıyı tekrar yaşamaya mahkûm olur. Evlatlarını toprağa veren bir milletin kaderi, hataların karanlığına terk edilemez. Bu nedenle bugün, acıya neden olan yapıları sorgulamanın vaktidir. Yirmi şehidimizin hatırası, sorumluluğu hatırlatan bir çağrıdır. Onları anmak, susmakla değil; gerçeğin üzerine gitmekle mümkündür. Ve bir gün, bu ülkenin evlatları için daha güvenli bir gelecek kurulduğunda, bugün sorulan soruların boşa olmadığını göreceğiz.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Trajedik Polis İntiharı</title>
<link>https://ilterdergisi.com/trajedik-polis-intihari</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/trajedik-polis-intihari</guid>
<description><![CDATA[ Son zamanlarda gerçekleşen Mehmet Selçuğun intiharı üzerine ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202507/image_870x580_6876b90361efb.jpg" length="375899" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 15 Jul 2025 23:58:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>Tuna Akın</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: rgb(224, 62, 45);">Trajedik Polis İntiharı</span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: rgb(0, 0, 0);"><strong>Tuzla'da görevini sürdüren Polis memuru Mehmet Selçuk EGM'nin de açıklamalarından öğrendiğimiz üzere 11 Temmuz'da evinde ölü bulundu.</strong></span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: rgb(0, 0, 0);"><strong>Tuzla'da görev yapan iki çocuk babası Mehmet Selçuk birkaç gün önce</strong></span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: rgb(0, 0, 0);"><strong> arkadaşlarının kendisinden haber alamaması ve arkadaşlarının evine gelmesi üzerine, </strong></span><span style="color: rgb(0, 0, 0);"><strong>evinde ölü halde bulundu. </strong></span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: rgb(0, 0, 0);"><strong>Arkadaşları komşusundan yedek anahtar alarak eve girdiklerinde şakağında kurşun izi bulunan, </strong></span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: rgb(0, 0, 0);"><strong>yerde cansız halde yatan Mehmet Selçuğun neden intihar ettiği, çocuklarına bıraktığı son mektup ile beraber açığa kavuştu</strong></span></p>
<p> <img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202507/image_870x_6876b9013841b.jpg" alt="" width="479" height="359"></p>
<p>Mektupta ; Kendisinin hali hazırda zor şartlar altında çalıştığı, bir de 10 yıldır ertelediği atamasının 11. kez ertelenmesinin dikkate alınmaması sonucu</p>
<p>Diyarbakıra atandığını belirten Selçuk,''EGM'de ki yetkililere ve beni buna zorlayan kimseye <strong>HAKKIMI HELAL ETMİYORUM'' </strong>şeklinde ki son mektubunda bıraktığı mesajla;</p>
<p>buna zorlandığını ifade etti. Ayrıca intihar sebebinin ''<em>psikolojik sorunlar''</em> adı altında örtpas edilmemesini istediğini mektubunda defalarca kez belirtti.</p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202507/image_870x_6876b8fdb0fa2.jpg" alt="" width="494" height="278"></p>
<p>Son mektubunda çocuklarına seslenen Selçuk; <em>Canım Oğlum, Prenses Kızım, Babamız bizi asla bıraktı gitti demeyin. Sizi çok seviyorum. Babanız hiçbir zaman güçsüz değildi. </em></p>
<p>Ve <em>''Canım oğlum, Babacım, gidince üstüne çok yük binecek biliyorum ama lütfen bana kızma. Eğer ki yükün fazla gelirse gel yanıma, bağır çağır git. </em></p>
<p><em>Sen benim <strong>SARI KANARYAMSIN. ''  </strong></em>Şeklinde ki ifadeleriyle yürek burktu.</p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202507/image_870x_6876bfe5ab466.jpg" alt="" width="496" height="496"></p>
<p>Kendisine Allahtan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nihat Genç&amp;apos;e Vefa</title>
<link>https://ilterdergisi.com/nihat-gence-vefa</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/nihat-gence-vefa</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202507/image_870x580_68680be9bca3f.jpg" length="67491" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 04 Jul 2025 20:15:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aziz Yeldan</dc:creator>
<media:keywords>Nihat Genç, Vefat, Etti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><b><span style="mso-tab-count: 5;">                                                                          </span>Nihat Genç’e Vefa<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" align="right" style="text-align: right;"><b><span style="font-size: 9.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">“</span></b><i><span style="font-size: 9.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Rahmetle anılmak, ebediyet budur amma<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" align="right" style="text-align: right;"><i><span style="font-size: 9.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Sessiz yaşadım, kim beni nerden bilecektir?” <o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal" align="right" style="text-align: right;"><i><span style="font-size: 9.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">M. Akif Ersoy<o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 11.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Tanınmayacağını, bilinmeyeceğini, bilenlerin unutacağını düşünerek vefat etmişti büyük İstiklal şairimiz. Ardından ne oldu? Bugün onun adıyla yapılan yarışmalar, anmalar, adına müzeler, heykeller yapılmakta. Millet şuurunda ve kalbinde her gün yeniden açmakta. Rahmetle anılma ebediyetine kavuşmuş durumda. İşte bugün Nihat Genç’te öyledir. Ömrü boyunca “lafı gediğine koyan, sözünü sakınmayan, yılmaz yazar”, bugünün çürük ve bedbaht konjonktüründe yetimdir. Hazmedemeyen adamın “<i>beni tek başına izleyen o çocuk sahip çıkacak Cumhuriyete</i>” dediği çocuk, bugün onun mirasına da sahip çıkmakla mükelleftir. 48 sene söz söyleme gününü bekleyen adamın <i>“birgün ülke gelir ve ağzınızdan bir söz bekler. O günü bekleyin “</i>dediği çocuk, onun söylediği sözleri taşımakla da mükelleftir. Kimseye efendi demeden, ağabey demeden, şıh/şeyh kovalamadan büyüyen o çocuk, istiklal mücadelesinin yeni mücahidi olmakla mükelleftir. Yazar, çizer, konuşur, yürür bazen de fitne gününde sadece durur. Ama duruşuyla da bir mücadele beyan eder. Ümidini kesmemesi gerektiğini öğrendiği Toroslar, Batı Anadolu dağları yanarken; ciğerlerine kin solur, kan kaybeder. İşte o kin solumanın, kan kaybetmenin, ümit etmenin, hür düşünmenin, gün beklemenin vakarına eren çocuk, bunları öğrendiği Nihat ağabeyinin hatırasını da unutmayacak, yaşatacaktır. O çocuk, merhumun cenazesini musalla taşından değil yüreğinden, yüreği dağlanarak kaldıracaktır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 11.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Cenazesinde, kameralara poz vermeye gelen takım elbiseli adamlar olacaktır. Yıllarca uyarılan, ikaz edilen, küfür yiyen ama yine de ar etmeyen, utanmayan, vicdanı sızlamayan Mercedes müdavimleri; onun cenazesinde bulunacak, sosyal medya hesaplarında paylaşacak ve riyakarlıklarını katlayacaktır. Olsun bir önemi yok. 100 yıl sonra dahi Akif’in hatırasını yaşayan, yaşatan bu vefalı millet, zor zamanların Türk mütefekkirini de yaşamayı ve yaşatmayı bilecektir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 11.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><i><span style="font-size: 11.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif;">Türk milletinin başı sağ olsun. Allah, ailesine sabır versin merhuma rahmet eylesin. <o:p></o:p></span></i></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 9.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 9.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 9.0pt; line-height: 115%;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 9.0pt; line-height: 115%;"><span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" align="right" style="text-align: right;"><i><o:p> </o:p></i></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>UNUTULMAYA MAHKUM GÜNDEM...</title>
<link>https://ilterdergisi.com/unutulmaya-mahkum-gundem</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/unutulmaya-mahkum-gundem</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202504/image_870x580_67fa20f393429.jpg" length="365816" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 05 Apr 2025 16:07:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ömer Şerif Durmuş</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div class="OutlineElement Ltr SCXW209156479 BCX0">
<p><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW209156479 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">İnsanlık tarihi devrimler ve devinimler üzeredir. </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">Gerek tarım devrimi olsun gerek Sanayi devrimi olsun her devrim geleceğe sönmez bir kav iletir. Bu kıvılcım</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">;</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">insan toplumunu dengede tutacak, haksızlığa karşı durmayı sevk edecek duygunun başını çeker. İnsanlar doğaları gereği özgürlüklerinin kısıt</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">lanmasını istemez ve buna göre aksiyon alırlar. </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">Akıllara kazınmış Fransız devrimi öfkeli bir halkın neler başarabileceğini gösteren önemli bir örnektir. Zira başı çeken hükümet yetkilileri o zaman da </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">yandaşları gözetir, yargıyı yönetir, yasama görevinin ismini kirletir olmuştu. </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">Baskı ve zulümlere dayanamayan halk </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">geçmişte; </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">Haiti’de, </span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">Macaristand</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">a</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">, Slovenya’da, Almanya’da, İtalya’da, Fransa’da, Sırbistan’da, Çarlık Rusya’da</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">, </span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">Kübada</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> başlarındaki Despotlara ya da krallara boyun eğmemişti. </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">Yakın tarihte ise Doğu Almanya’da, </span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">Bangladeşte</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">, Meksika’da, </span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">Filistinde</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">, Po</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">rto Riko’da ve Doğu </span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">Türkistanda</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> insanlar başta hükümetleri olmak üzere terörizm ve baskı</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">dan </span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">muzdaripler</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> fakat mücadeleyi bir an</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> bile</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> bırakmıyorlar. Çünkü insanoğlu böyledir, hakkını arar. Protesto haklarını seçim</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">ler</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> ile değil </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">mücadele ederek </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">almıştır. Anayasa</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">l haklarını münakaşa</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> ile</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> değil kanıyla, teri</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">yle yazmıştır. </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">Devletinden korkmak istemez çünkü devlet onu</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> yaşatmak</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> için vardır. Polisi, askeri, doktoru, öğretmeni, işçisi, </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">köylüsü hep bir elden ilk önce halk olma sıfatını</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> kazanmalıdır. Jean Jack Rousseau Toplum sözleşmesini yazarken devlete kutsiyet affetmez hatta onu ezer. </span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">Çünlü</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">toplumun ilk amacı birlik olabilmektir, devlet yalnız bir ara</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">cı kurumdur</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">.</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> Anayasal hakları korumak, halkı bir arada tutmaktır devletin görevi.</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> Şayet bir </span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">devledin</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> ferdi</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">,</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">Anayasal hakların</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">dan </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">mahru</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">m </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">bırakılarak her türlü işkence ve zorbalıkla</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">,</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> nedeni bile açıklanmadan göz altına alınıp </span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">usülsüzce</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> ifadesi alınabiliyorsa o devlette hukukun üstünlüğünün zerresi</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">nden söz edilemez</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">. </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">‘’500 Yıllık devlet aklı var, sen anlamazsın, senin aklın anlamaya yetmez.’’ gibi </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">provoke edici</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">, </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">aşağılayıcı ifadelerle devletin şiddet aygıtlarını savunan</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">; ‘’ bir sözünle meydanlara iner, o protestocuların aklını alırız.’’ diyen insanlıktan çıkmış insan müsveddeleri maalesef insanoğlunun yüz karasıdır.</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">Hazır devletin şiddet aygıtı demişken polislik gibi önemli bir mesleği kendi halkının iradesini bastırmak için kullanan bu akla yazıklar olsun. Bu kadar polis gücü 6 Şubat deprem</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">inde niçin sahaya inmedi? Bu ilaçlı </span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">toma</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> suyu </span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">Boludaki</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> otel yangınında nereye kaybolmuştu sormak i</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">stiyoruz. Biz milletin sesi olarak sorular soruyoruz ancak karşılığında cevap alamıyor sopa yiyoruz.</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">Bakınız bir ülkenin içten içi çürüdüğünü anlamak için</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">bir ka</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">ç</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> şeye bakmak kafidir</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">:</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> Yargı düzgün işliyor mu ve </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">yürütülen davalar ne kadar şeffaf.</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> Geleneksel medya araçları hükümet</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">propogandas</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">ı</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> yapıyor mu? </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">Başta gençler ve öğrenciler olmak üzere halk günlük yaşantısından memnun mu? Sağlık, güvenlik, eğitim gibi önemli sosyal alanlarda torpil ve adam kayırma </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">ne seviyede? Lokal ve global ekonomide ülkeyi temsil eden</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> firmaların hükümetle yakınlıkları ne seviyede?’’ </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">Bakın tüm bunları sadece tek bir kişi olarak düzeltme şansımız tabii ki yok. Ancak uzun bir süreç ve kararlı bir duruş ile aklı selim yaşayacağımız günlere ulaşabiliriz. </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">Bu olaylardan bir şey çıkmaz, zaten gündem değişti yine hiçbir şey değişmedi hala her şey aynı gibi karamsar düşüncelere kapılmayın. </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">Geçtiğimiz günlerde Gazi Üniversitesinden büyük bir öğrenci kitlesi ODTÜ Üniversitesindeki sıra arkadaşlarına destek olmak için yola çıktılar. Dayanışma ruhunu </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">hissedebiliyor musunuz? </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">Selam olsun hakkını aramak için haykıran öğrenci kardeşime, selam olsun mesaisi geç bitmesine rağmen bayrağını alıp </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">halkını</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">ezdirmek istemeyen emekç</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">i</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> kardeşime, selam olsun </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">bu meselenin siyaset üstü bir mesele olduğunu kavrayıp </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">toplumu adına çabalayan abilerime, ablalarıma, amcalarıma, kardeşlerime... Saraçhaneden,</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">Kızılay</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">a</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">;</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">Diyarbakır</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">da</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">n</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">, İzmir’e bu memleket bizimdir, gerekeni yapacağız.</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">Kropotki</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">n</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">bu günlerimizi </span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">şöyle özetlemi</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">ş</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">: </span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">’</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">’</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"> </span></span><span data-contrast="none" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW209156479 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">Yalnızca itaat edenler yollarını kendi başlarına arayanlardan daha sık yanılı</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">r</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">.</span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW209156479 BCX0">’</span><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0">’ gün birlik olma günüdür.</span></span><span class="EOP SCXW209156479 BCX0" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335551550":6,"335551620":6,"335559685":0,"335559740":360}"=""> </span><span style="text-align: right;"> </span></p>
</div>
<div class="OutlineElement Ltr SCXW209156479 BCX0">
<p class="Paragraph SCXW209156479 BCX0" paraid="498353199" paraeid="{dbc59495-3b0d-4c65-b23b-f79d4d1b857a}{184}"><span data-contrast="auto" xml:lang="TR-TR" lang="TR-TR" class="TextRun SCXW209156479 BCX0"><span class="NormalTextRun SCXW209156479 BCX0"></span></span><span class="EOP SCXW209156479 BCX0" data-ccp-props="{" 201341983":0,"335551550":6,"335551620":6,"335559740":360}"=""> </span></p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202504/image_870x_67f12aca4594c.jpg" alt=""></p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202504/image_870x_67f12ac605a12.jpg" alt=""></p>
</div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HAK HUKUK ADALET</title>
<link>https://ilterdergisi.com/hak-hukuk-adalet</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/hak-hukuk-adalet</guid>
<description><![CDATA[ İmamoğlu ve Saraçhane olaylarını konu edinen bir yazı. ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202504/image_870x580_67ee95669aea9.jpg" length="513909" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 03 Apr 2025 17:04:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>Taha Murat Aydın</dc:creator>
<media:keywords>politika, siyaset, hak, hukuk, adalet, saraçhane, ekrem imamoğlu, imamoğlu, protesto, eylem, gösteri, boykot, polis, yolsuzluk, soruşturma, mahkeme</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>HAK HUKUK ADALET<br><br><span>Canım vatanım çalkalanıyor, ülke genelinde ortalık karışık, her zamanki gibi. Fakat bu sefer durumlar biraz farklı. Gündemde İmamoğlu'nun tutuklanması, diplomasının iptal edilmesi, muhtelif CHP'li belediyelere kayyum atanması; bunların bardağı taşıran son damla, alev topuna dönüşen son ve en büyük kıvılcım olması üzerine halkın örgütlenip sokağa inmesi var. Tüm bu havadislerin arkasındaysa anayasayla ters düşen bir iktidar...</span><br><br><span>Anayasamızın 34. maddesi gereğince herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. ​Fakat Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınmasının ardından, İstanbul Valiliği 19-23 Mart tarihleri arasında dört gün süreyle her türlü toplantı, gösteri ve basın açıklamasını yasakladı. Valilik, bu kararı kamu düzenini korumak ve olası provokatif eylemleri önlemek amacıyla aldığını belirtti.​ (https://www.habergram.com) Benzer şekilde, Ankara ve İzmir valilikleri de 21-25 Mart tarihleri arasında beş gün süreyle eylem yasağı kararı aldı. Bu yasaklar, İmamoğlu'nun gözaltına alınmasına karşı düzenlenmesi muhtemel protestoları engellemeye yönelikti.​ (https://tr.euronews.com) Bu tür yasaklar, Anayasa'nın 34. maddesiyle güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanımını kısıtlamaktadır. Yetkililer, bu tür kararların kamu düzeni ve güvenliği gerekçesiyle alındığını belirtse de, bu tür geniş kapsamlı yasaklar demokratik hakların kullanımını engeller, anayasamızla taban tabana zıt düşer. </span><br><br><span>Eylemlere mani olan bildiriler yayınlamak zaten hukuksuz, peki ya meydanlarda hukuksuzluğun karşısında duran vatandaşlara karşı uygulanan insanlık dışı müdahaleler? Tüm polis müdahalelerinin bakiyesi olarak payımıza düşenlere dönüp bir bakalım: Plastik mermi isabeti dolayısıyla sağ gözünü kaybetme tehlikesi yaşayan bir genç, dövülerek tutuklanan ve cinsel tacize uğrayan bir kadın, bacakları cop darbelerinden dolayı mosmor kesilmiş bir kadın, meydandaki binlerce polise rağmen İBDA-C (İslami Büyük Doğu Akıncıları Cephesi) terör örgütü mensupları tarafından çivili sopayla saldırıya uğrayan bir kadın, üzerlerine TOMA'dan tazyikli su sıkılıp ters kelepçelenerek yerlere yatırılan ve sabaha kadar o metanet göstermesi güç vaziyette bırakılmakla tehdit edilen bir grup genç, biber gazı sebebiyle geçici görme kaybı yaşayan bir grup genç, yerlere yatırılıp tekmelenen, hakaret edilen, coplanan, kasıtlı olarak doğrudan gözlerine biber gazı sıkılan on binlerce genç ve belki de en önemlisi hengame esnasında farkında olarak yahut farkında olmaksızın tekmelenen, yerlerde sürüklenen, üzerlerine basılan, yırtılan, parçalanan yüzlerce Türk ve Atatürk bayrağı... </span><br><br><span>Hukuki zeminde ele alındığında protestoların meşru, protestolara karşı benimsenen tutum ve tavrın gayrimeşru olduğunu anlatabildiysem ne mutlu. Peki ya onlarca yılın ardından iptal edilen diploma da neyin nesi? İstanbul Üniversitesi'nin, İmamoğlu'nun diplomasını "yokluk" ve "açık hata" gerekçeleriyle iptal etmesi, idare hukuku açısından tartışmalıdır. (https://www.ntv.com.tr) İdare hukukçusu Osman Ertürk Özel'e göre, hukuka uygun idari işlemler geri alınamaz ve hukuka aykırı işlemler de ancak belirli süreler içinde geri alınabilir. Özel, İmamoğlu'nun yatay geçişinin o dönemde benzer durumdaki herkese uygulandığını, dolayısıyla bir hile veya açık hatanın söz konusu olmadığını belirtmektedir. (https://www.ayandon.com.tr) Bu bağlamda, diplomanın iptali kararı hukuki dayanaktan yoksundur. Eğer tüm bu bahsedilenler size çok soyut geldiyse daha somut örneklerle pekiştirelim: Eski Genelkurmay Başkanı, eski Milli Savunma Bakanı, darbe girişimi döneminde Genelkurmay'ın başında olan Hulusi Akar'ın kızı Serra Akar, 2003 yılında babasının yaptığı bir başvuruyla Amerika'daki okulundan Türkiye'deki bir üniversiteye geçmek istemiş. Üstelik de Amerika Birleşik Devletleri'nde bu kızcağız biyoloji okuyor. Türkiye'ye geçerken birdenbire biyoloji oluyor tıp! Ve Hacettepe Tıp Fakültesi'ne tırnak içinde, illegal biçimde geçiş yapıyor. Yakalanıyor mu? (Yakalanıyor.) Ama ne zaman? 2014'te. 2014'te bu durum ortaya çıkınca, YÖK bir yazı yazıyor. Ve YÖK'ün yazısı çok net. Diyor ki, bu gibi durumlarda eğer bir usulsüzlük varsa bile bu idareden kaynaklanan bir hatadır. 60 gün içinde idare bu hatasını düzeltmediyse eğer bu bir müktesep (kazanılmış) hak olur. İdarenin yanlışlığından dolayı, idarenin hatasından dolayı vatandaş sorumlu tutulmaz, devamlılık gereği geriye dönük işlem yapılamaz, diyor ve kesip atıyor. E on bir sene geçti diye yapmıyorsun, otuz beş sene geçince yapacak mısın? (Fatih Altaylı) Yani sevgili okur, kimine kazanılmış hak, kimine diploma iptali ve tutuklu yargılama...</span><br><br><span>Son olarak yolsuzluk ve terör iddiaları. Bilindiği üzere İmamoğlu ''terör'' soruşturmasından serbest bırakıldı, ''yolsuzluk'' soruşturmasından tutuklandı. (https://www.diken.com.tr) Peki yolsuzluktan belini bir türlü doğrultamayan ülkemizde İmamoğlu'na yöneltilen yolsuzluk iddialarının aslı astarı var mıdır? Gelin bir göz atalım: İmamoğlu'na yöneltilen suçlamalar arasında "suç örgütü kurmak ve yönetmek", "rüşvet almak", "irtikap", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek" ve "ihaleye fesat karıştırmak" bulunmaktadır. (https://www.aa.com.tr) Bu suçlamaların somut delillere dayanmadığı ve siyasi rakipleri etkisiz hale getirme amacı taşıdığı üç maymun oynanmadığı müddetçe açıkça gözükmektedir. Özellikle, İmamoğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığının açıklandığı gün tutuklanması ve yürütülen süreçte ''gizli tanıkların'' aktif olarak rol oynaması, tatlı bir tesadüf olmasa gerek. Yetmezmiş gibi İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" suçlamasıyla tutuklanması, savunma hakkının kısıtlandığını göstermektedir. Bu durum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmektedir. Bu hukuksuzluklara yalnızca direnişçi vatandaşlarımız değil, tüm dünyadan tepki yağmaktadır. İmamoğlu'nun tutuklanması, uluslararası toplumda da yoğun tepkiyle karşılanmıştır. Fransa ve Almanya gibi ülkeler, bu durumu demokrasiye yönelik bir tehdit olarak değerlendirmiştir. Bu tepkiler, Türkiye'deki demokratik süreçlerin uluslararası alanda da sorgulandığını göstermektedir. Yani ülkemiz için yalnızca hükümete duyulan iç güvensizlik değil, dış güvensizlik ve dünya genelindeki saygınlık da azalmıştır. Elbette bu durumların ekonomik götürüleri de olmuştur. İmamoğlu'nun gözaltına alınmasının ardından Türk Lirası, döviz karşısında hızla değer kaybetmiştir. Dolar/TL kuru 41,21 seviyesine çıkarak tarihi bir zirveye ulaşmıştır. (www.cumhuriyet.com.tr) Döviz kurlarındaki bu ani yükselişi kontrol altına almak amacıyla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), piyasaya yoğun döviz satışıyla müdahale etmiştir. Bu müdahaleler sonucunda, TCMB'nin rezervlerinde dört gün içinde yaklaşık 28 milyar dolarlık bir azalma yaşanmıştır. (https://www.sozcu.com.tr) Siyasi belirsizliklerin artmasıyla birlikte, yabancı yatırımcıların Türkiye piyasalarına olan güveni sarsılmıştır. Merkez Bankası'nın 28 milyar dolarlık müdahalesine rağmen, lira dolar karşısında 40 seviyesinin üzerine çıkmıştır. (https://www.cumhuriyet.com.tr) Bu durum, Türkiye'deki ekonomik istikrarın zedelendiğini ve yatırımcıların risk algısının arttığını göstermektedir. Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanması, Türkiye ekonomisinde ciddi olumsuz yansımalar doğurmuştur. Döviz kurlarındaki rekor artışlar, Merkez Bankası rezervlerinin hızla erimesi ve yatırımcı güveninin sarsılması, bu sürecin ekonomik maliyetlerini gözler önüne sermektedir. Siyasi istikrarsızlıkların ekonomik dengeler üzerindeki bu tür etkileri, ülkenin gelecekteki ekonomik politikaları ve uluslararası ilişkileri açısından endişe vericidir. Tüm bu tutarsızlıklara ve ülke atmosferini saran endişe haline rağmen yolsuzluk iddialarını kesinkes reddedemiyoruz. Eğer gerçekten yolsuzluk söz konusuysa, eğer gerçekten işin arka planında halkın emeğine tecavüz söz konusuysa; fırsat bu fırsat, hem muhalefet taraflı yöneticilere hem iktidar taraflı yöneticilere yöneltilen yolsuzluk iddiaları değerlendirilsin, her iki taraf adil koşullarda yargılansın. Ne de olsa söz konusu onun, bunun, şunun parası değil; bizim, hepimizin parası. </span><br><br><span>Sevgili okur, eğer yazdığım onca şeyi okuduktan sonra hala meselenin bir belediye başkanı olduğunu düşünüyorsan, üç maymunu oynayanlarla aynı zihniyeti paylaşma tehlikesiyle karşı karşıyasın. Bazen bazı şeyler, büyük bir reaksiyonun başlatıcısı olur sadece. Bir düşün, sevgili okur. Aşkı, örgütlenmeyi, karşı koymayı düşün. Ne demiş Edip Cansever? ''Diyorum, bir şeye karşı komaktır günümüzde aşk'' Ne demiş Ece Ayhan? ''Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler'' Aşk nedir? Neye aşıksın? Bir düşün sevgili okur. Fakat sakın susma. Bırakalım onlar kendi üç maymunlarını oynasın, sussunlar. Ne de olsa bizim oynayacağımız tek üçlü var: Hak, hukuk, adalet!</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gündemin Gidişatı ve Eylemlere Milliyetçi Bir Bakış;</title>
<link>https://ilterdergisi.com/gundemin-gidisati-ve-eylemlere-milliyetci-bir-bakis</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/gundemin-gidisati-ve-eylemlere-milliyetci-bir-bakis</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202504/image_870x580_67ebea687f539.jpg" length="107721" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 30 Mar 2025 00:36:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>Aziz Yeldan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Eylemler başlayalı bir hafta oldu. Bir hafta içinde nelere şahit olduk? Şahit olduklarımızın sebebi neydi? Memleket-i Ali vatanımızı istikbalde ne bekliyor? Sorular, beyin fırtınasına başladıkça artırılabilir. Pek tabi Sosyoloji fakültelerinde daha analitik sorular ve tespitler yapılabilecektir. Nitekim ülkemiz ve vatandaşlarımız birer denektir…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Soruların bizce, Türkçe cevaplarını aradığımızda karşımıza çıkan ilk tespit, olayların tamamıyla siyasi sıkışmanın yarattığı entropik vakıalar bütünü olduğudur. Bir tarafta Neoliberal zemin üzerinde pragmatist politikalar güden hükümet bir tarafta mevkisini asla yitirmeyen oportünist Sosyal Demokrat ana muhalefet partisi ve bunların çevresinde bütünleşen diğer ideolojiler. İşte meclisimizin ve siyasi iklimimizin halet-i ruhiyesi budur. 1980 darbesinden sonra Turgut Özal’ın ve Erdal İnönü/Bülent Ecevit’in tayin ettiği Türk siyasi geleceğindeyiz. 1960-80 arası doğan nesle hitap eden, onların kavgalarını barındıran, onların dertlerine çözüm arayan politikalar… Evreka, evreka diye her haykırdıklarında bizim neslimiz tarafından gülünç bulunan politikalar… Mecliste bizi temsil etmeyen milletvekillerinin suni sorunları ve çözümleri… Cami, okul, adliye, maliye, hariciye, tarım, hayvancılık vb. her alandaki siyasallaşma ve ilkelerin terki… Ez cümle; milenyum doğumluların ve Türk Devlet ilkelerinin sorun denilenleri sorun görmediği, çözüm denilenleri yetersiz ve taban tabana zıt bulduğu bir siyasi ortam mevcuttur. Bu yaşananlar da işte bu mevcudun millet vicdanındaki karşılığıdır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Türk isyan tarihinde 1153 Oğuz isyanı, 1240 Babai isyanı, 1518-1612 Celali isyanları, Meşrutiyet isyanları, Öğrenci olayları, gibi birçok isyan görülmüştür. Görüleceği gibi 1000 yıllık tecrübe milletimizi yavaş yavaş daha sakin, daha gürültüsüz isyanlara götürmüştür. Kılıç çekmeyle başlayan süreç, slogan atmaya evrilmiştir. Peki reaya ve vatandaşın tepkilerine karşı dönemin otoriteleri ne yapmıştır? Gerek Oğuz isyanında gerek Celali isyanlarında baba rolüyle reayanın teskini sağlanmıştır. Reaya dinlenmiştir, önemsenmiştir, yaşananların sebebi boylu boyunca irdelenip başı okşanmıştır. Çünkü bu isyanların hiçbirisi devleti yıkmak, bölmek için ortaya çıkmamıştır. Taleplerin göz ardı edilmesi sonucunda oluşan kamuoyu tepkileri beyan edilmiştir. Bu tepkilerin gösteriliş tarzı da yaşandığı devrin dinamikleri çerçevesinde gelişmiştir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Peki bugün yaşananlarda sokak ne diyor, otoriteler ne diyor? Otoriteler ne mi diyor; sayın Cumhur-u reis, vatandaşına vandal deyip asırlık töremizdeki millete baba olma rolünü aksatıyor; kendince sokakların abisi olmaya çalışan Özel, tepkileri mahkemesi süren ve henüz dosyaları hâkim-savcı önünde olan bir belediye başkanı etrafında toplamaya çalışıyor. Özel’in medyası da sanki meydanlarda terörbaşına sövülmüyormuş, milliyetçi sloganlar atılmıyormuş gibi olaylara “Ekrem için” başlığı atmaktan geri durmuyor. Yetmezmiş gibi paçavraya paçavra dendi diye üzülenlerden özür dilemeye koşuyor. Kurmaylarını da meydanlara göndermek suretiyle rezil ediyor (Gençliğe Hitabenin yanlış okunması). Türk milletinin 56 yıllık çınarı, mefkuresiyle, sistematiğiyle siyasetimizin en muhkem uzvu MHP ise olaylara sessiz kalmakla beraber sokaklardaki milliyetçi gruptan oldukça rahatsız. “Bozkurt” un parti sembolü olmaktan çıkmasına ve halka partiden bağımsız yayılmasına tepki göstermekteler. Bunun dışında her eylemde sokaklara çıkıp polise saldırmak ve yıkıcı/bölücü faaliyetlerde bulunmakla meşhur olan marjinal sol gruplar, beşinci günden beri meydanların milliyetçi çehre edinmesi karşısında çok tepkili. Ortalığı karıştıramamak, polise saldırıp provokatörlük yapamamak çok kanlarına dokunmuş gibi duruyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Otorite mevcut durumu bu şekilde yorumlayıp milletin sesini kavrayamamıştır. Buna karşın meydanlar beşinci günden itibaren milliyetçi bir çehre almış ve esas tepki apo/pamuk şeker sürecine yönelmeye başlamış gibi görünüyor. Grubun içinde devlete ve polise karşı kitleyi kışkırtmaya çalışanlar olsa da gezideki gibi başarılı olamıyor ve hızla polise teslim ediliyorlar. Meydanların çok kısa sürede yaşadığı dönüşüm yeni kuşağın hassasiyetleri ile ilgili büyük ölçüde fikir vermekle beraber; partilere ve siyaset denen ilkesiz hastalığımıza da mesafeli olduklarını gösteriyor. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Meydanların sesi, bu sese karşın otoritelerin tezatlığı ve neslin güncel tutumu göstermektedir ki; Türk milleti artık siyasetten, particilikten, ideolojilerin kurumlarca tekelleştirilmesinden bezmiştir. Cumhurbaşkanımız ve bakanlar kurulunun partiler üstü bir mevkide olması gerekmekte ve sloganlara kulak verip babacan devlet adamı rolüne dönmelidir. Ana muhalefetin ise sosyal demokrat kaygılarla iyice faydacılaştığı ve Dem parti mensubuymuşçasına takındığı tavrı bırakması gerekmektedir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Tüm tespitler bir noktaya bağlanacak olursa o nokta şudur; Türk milleti, sağ liberal ve sol demokratlık gibi kisvelere meydan bırakmaksızın, tarihin haklı çıkardığı tek ideoloji olan Türk milliyetçiliği etrafında birleşmek zorundadır. Mümtaz Turhan’ın da dediği gibi milliyetçilik zaruri bir yaşam tarzıdır. Diğer tüm ideolojiler ise gündelik siyasi emellerin yol arkadaşıdır. Bu yol arkadaşlığının sıradanlaşması ve asıl zaruriyetlerin unutulması, iki taraflı aksi yönde beyanatlar verilmesi bu sürecin yegâne sebebidir. Muhalefet, eylemleri konsolide etmeye ve iktidar karşıtlığına odaklamaya çalışsa da bu eylemler esasen partiler üstüdür ve tüm partilerin sistemi tıkamasına yöneliktir. Buradan çıkışın ise çözümleri nettir. Cumhurbaşkanı, partiler üstü ve Türk devlet töresine uygun biçimde kapsayıcı, babacan olmalıdır. Meclis, milletin esas dertlerine odaklanıp siyasetin vehimli kavgalarına girişmekten imtina etmelidir. Bürokrasi ve kurumlar, disiplinli ve özverili çalışmalıdır. İkinci bir suhte bunalımı yaşanmaması için (ilki 16. Yüzyılda yaşanmıştır.) güncel nesille hiçbir zihniyet bağı kalmayan beyaz yakalıların, kademeli olarak emekli edilip alttan gelen yeni neslin devlete ve milletine entegre edilmesi gerekmektedir. Çünkü eğer bu nesil, bir an önce milletine entegre edilemezse kaybedileceği çok açıktır. Ek olarak bu entegrasyonun gerçekleşmediği her yeni günde; yaş ortalaması yükselen kurumlar, yeni nesilden ve taleplerinden uzaklaşmaktadır. Teknoloji ve iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla devlet-vatandaş bütünleşmesi sağlanmış gibi görünse de bu bütünleşme yeni nesilden ziyade X kuşağı için geçerlidir. Çünkü ne yazıktır ki Türk devlet yaşamında talepler dahi asabiyet (İbn Haldun) kanalıyla iletilmektedir. Ve her şeyden önemlisi; Türk devleti, Türk devleti gibi hareket etmelidir. Türkiyecilik hülyalarından vazgeçilmeli ve ananevi kutsiyetler tartışmaya açılmamalıdır, suni gündemler oluşturulmamalıdır. Türk çocuğunun devletten esas bekledikleri bunlardır. Bu aziz vatanın fertleri; yıkıcı/bölücü/vandal hareketleri asla tasvip etmez ve desteklemez. Bu durumda emniyet güçleri gereken müdahaleyi meşru zeminde gerçekleştirir. Bundan ötürü herhangi bir kaygı da yersizdir. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span><o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>