<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>İlter Dergisi &#45; : Sosyoloji</title>
<link>https://ilterdergisi.com/rss/category/sosyoloji-41</link>
<description>İlter Dergisi &#45; : Sosyoloji</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>İlter 2026 &#45; Tüm Hakları Saklıdır.</dc:rights>

<item>
<title>AŞK SÜRDÜRÜLEBİLİRMİ?</title>
<link>https://ilterdergisi.com/ask-surdurulebilirmi</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/ask-surdurulebilirmi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a15d02a0a753.jpg" length="63442" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 13 May 2026 18:44:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yılmaz Erkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Herşeyden önce şu kavramları ele alalım.<br>1) Aşk nedir ve cinsiyetler arasındaki aşk tanımı değişir mi?<br>2) İnsan nasıl aşık olur?<br>3) İlişkilerde balans kuramı nedir?<br>4) İlişkilerde NŞA (Normal şartlar altında) kuramı geçerli midir?<br>5) Kusursuz aşk var mıdır? <br>6) Beklentiler aşkın katili midir?<br><br>Haydi başlayalım!<br><br><br></p>
<p></p>
<p><br><br><span style="background-color: #ffffff; color: #e03e2d;"><strong><em>1) Aşk nedir ve cinsiyetler arasındaki aşk tanımı</em></strong><strong><em> değişir mi?<br><br></em></strong></span></p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202605/image_870x_6a15d12a23390.jpg" alt=""></p>
<p><span style="background-color: #ffffff; color: #e03e2d;"><strong><em><br><br></em></strong><span style="color: #000000;">Aşk duygusal yönden bakarsak biraz bağımlılık durumudur. <br><strong>''Onu görmeden yapamıyorum''  </strong>sözünü hemen hemen herkes hayatında bir defa olsa dahi hissetmiştir. Peki böyle hissetmemizi ne sağlıyor?<br>Tabii ki hormonlarımız. Bakalım o hormonlar nelermiş?<br><br>- DOPAMİN HORMONU: ''Onu görmeyince nefes alamıyorum'' hormonudur. Aynı zamanda bağımlılıkların arkasında yatan temel hormondur. Yani aşk biraz da böyle işliyor. <br>- OKSİTOSİN HORMONU: Sarılırken kemiklerini kıracakmış gibi hissetmemizde yardımcı olan ve  güveni sağlayan bu arkadaştır. <br>- SEROTONİN HORMONU: Mutluluk hormonudur. Aslında ilişkilerin başında bu hormon biraz düşüş gösterir. Çünkü işin içine özlem girer, doyamamazlık girer. ''Yanımdayken bile özlüyorum seni'' dedirten bu haşmetli moleküldür. <br>- TESTOSTERON VE ÖSTROJEN: Bu ikili her bir insanda mevcuttur. Erkeklerde az miktarda östrojen ve fazlaca testosteron bulunur. Kadınlarda ise tam tersi. Bu işte vücutta olduğu gibi ilişkilerde de sağlıklı süreci sağlar. Cinsel çekimin olması, arzu ve şevhetin sağlanmasında ve en önemlisi ilişkilerde dişillikle beraber erilliğin hissedilmesinde bu arkadaşlar büyük rol oynarlar.  ''Erkekler prenses oldu artık!'' dememizdeki temel sebep de bu dengenin biraz olsun değişmesidir aslında. <br><br><strong>Bir kadının gözünden aşk nasıl tanımlanır?<br></strong>''Benim için aşk bütünlüktür. Ben bu bütünlüğün duygusal tarafını oluşturuyorum. Karşımdaki erkeğin ise bu bütünlüğün sağlayıcı rolünü üstlenmesini beklerim. Yani o bizim hayatımızı kolaylaştırabilecek uğraşlarda bulunup, geçimimizi sağlamalı. Bende onun sağladığı hayatı düzene sokan ve şefkat gösteren olarak tamamlamalıyım. Aslında işte bu kadar basit. Çok da bir şey istemiyorum. Artık dış dünya ile ile ilgili sorunlarla ben uğraşmak istemiyorum. Onunla hayatıma aldığım erkek ilgilenmeli. Bende iç dünyamıza iyi bakmalıyım.''<br><br>İşte sağlıklı bir psikolojiye sahip bir kadının düşüncesi bu yöndedir. Bunların tam aksinin olduğu durumlarda kadının erilliği artar ve karşı cins ile çatışmalar yaşanır. Çünkü roller artık net değildir. Güç dengesi bozulmak üzeredir. Erkekler bu rekabetten sıkılır ve meydan sizin demeye başlar. Erkeklerde dişillik artar ve kadınlarda da erillik. Çünkü artık rekabet ettikleri sadece hemcinsleri değildir, hayatlarını paylaştıkları hayat arkadaşlarıdır. <br><br><strong>Bir erkeğin gözünden aşk nasıl tanımlanır?<br></strong>''Benim için aşk şevkattir. Dış dünya oldukça kaos ve yaşam mücadelesi ile dolu. Benim huzur bulduğum yer, bana iyi gelen yer ise sadece kadınımın yanı. Ben rahat bir yaşam için olabildiğince çabalıyor ve savaşlar veriyorum. Tek isteğim biraz anlayış ve stressiz bir birliktelik. Dış dünya ile ben savaş veriyorken, neden karşımdaki kadın bu uğraşa girsin ki? Onu bu savaşa atarsam eğer, benim iç dünyamda olan savaşta yalnız kalacağım!''<br><br></span></span></p>
<p></p>
<p><span style="background-color: #ffffff; color: #e03e2d;"><span style="color: #000000;"> </span></span></p>
<p><strong><br><br><span style="color: #e03e2d;">2) İnsan nasıl aşık olur?<br><br></span></strong></p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202605/image_870x_6a15d1786e514.jpg" alt=""></p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;"><br></span></strong><span style="color: #e03e2d;"><br></span>İnsanın aşık olmasındaki temel neden hormonlarıdır. Vücudumuzda birisi ile etkileşimimiz artış göstermeye başlamasıyla birlikte ''Noadrenalin'' hormonu salgılanmaya başlar. O ilk heyecanların, sürekli partnerimizi görme isteğinizin olmasının, onu görüncede hafif hafif yanaklarınızın kızarmasının sebebi tam olarak bu arkadaş. İşte insan ilk olarak bu hormonu sayesinde karşı tarafın çekim alanına girer. Bu hormondan sonra başlar serüveni..<br>Bakalım hangi hormonlarımız bizi aşık ediyor!<br><br>Dopamin: Ödül ve haz duygusunu tetikler. Partnerinizi gördükten sonra ki olan o yerinde duramama hissiyatı işte bu hormon yüzündendir. <br>Serotonin: Normalde ruh halini dengeler. Aşık olunca seviye düşer ve bu da karşı tarafa takıntı (Sürekli düşünme durumu) haline sokar. <br><br>İşte bu iki hormon bizim düşüncelerimize yansır ve artık partnerimiz sadece karşımızda değil, düşüncelerimizde de yer alır. <br><br><br><span style="color: #e03e2d;"><strong>3) İlişkilerde balans kuramı nedir?<br><br></strong></span></p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202605/image_870x_6a15d25aa4344.jpg" alt=""></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><br></strong></span>Daha önce bu tabiri hiç duymamış olabilirsiniz. Artık otomotiv sektöründen bir terim, ilişkilerimizde olacak. Merak etmeyin sorununuz olunca eli penseli ustalar ilgilenmeyecek, ben burada olacağım :D<br>Balans (Balance) fransızca kökenli bir kelime olup, denge anlamı taşır. İşte biz bu dengeyi ilişkilerimizde göreceğiz. Peki nedir bu denge hali?<br>İlişkilerde denge halini bir insanın yürüyüş sistemine benzetebiliriz. Bir insan sadece sağ adımı ile yoluna devam edebilir mi? Hayır tabi ki! Eninde sonunda düşecektir.<br>Başka bir örnek ile bakacak olursak eğer, bir şirketin kazanç sağlayabilmesi için kar-zarar dengesinin gayet güzel olması gerekiyor. Karın her zaman yüksek, zararın ise her zaman minimal düzeyde olması amaçlanır. İlişkilerde tam olarak böyledir. Adımı sürekli erkek yada kadın atarsa elbet o ilişki sekteye uğrar. Bir ilişkiye sadece bir taraf yatırım sağlarsa da , o şirket iflas eder! <br>İşte bu yüzden bir ilişkide şevhetten, tutkudan ve cinsellikten daha önemli olan şey dengedir. Denge yoksa, sağlıklı bir ilişki de mümkün değildir!<br>Dengeyi sağlamak adına yapılabilecek en önemli şey de beklentiye girmemektir. Beklentiye girdiğiniz her an karşı tarafa adım atma eğiliminiz azalır. Keza sağlıklı bir ilişki içerisindeyseniz zaten, beklentiye sebep olmadan bir adım geç yada bir adım erken farketmeksizin o adımlar atılacaktır. <br><br><strong>DUYGUSAL DENGE: </strong>İlişkide<strong> </strong>bir taraf sürekli olarak duygusal paylaşım yapıyor ve karşı taraf sadece bu paylaşımları kabul ediyorsa üzgünüm ki ilişkiniz sonbaharda sararıp solan ağaç yaprağı gibi, ufak bir rüzgarda savrulup gidecektir. Bunun olmaması için partnerinize değer verin ve duygusal olarak aktarımlarda bulunun. Bir erkek bu aktarımını sürekli yapmaktan ziyade doğru anlarda yapmalıdır. Bir kadının ise yaşayacağı duygunun sınırı yoktur, çünkü kadın duygularıyla var olur ve duygularıyla yaşatır!<br><br><strong>İLETİŞİMDE DENGE:</strong> İnsan kurduğu iletişim kadardır! Ne kadar etkili iletişim kurarsak insani ilişkilerimizde bir o kadar sorunsuz olacaktır. Balans kuramımız burada da devreye giriyor. İlişkilerinizde dengeyi sağlayabilmek için ilk olarak iki tarafında iyi birer dinleyici olması gerekiyor. İyi bir dinleyici olmayan insan, her konuştuğu kelime baştan çıkarıcı güzellikte mısralar olsa bile hiç bir başarı elde edemeyecektir. Sorunu bilmeyen ve dinlemeyen, çözüme asla erişemez! <br>Bir diğer hususumuz ise duyguların iletişim yoluyla aktarılmasıdır. Bu aktarım sayesinde kullandığımız beden dili ve sözler karşı tarafı ya etkisi altına alır yada samimiyeti sorgulatır. Bu yüzden neyi söylediğimizden ziyade neyi nasıl söylediğimiz çok önemlidir!<br><br><strong>SORUMLULUĞUN DENGESİ:  </strong>Günümüzde tartışmaların başlıca sebeplerinden birisi de tarafların sorumluluk dağılımındaki orantısızlıktır. Bir taraf kendine aşırı yük bindiğini ifade ederken, bir tarafta bir yuvayı geçindirmenin ne kadar zor olduğundan yakınır. Rolleri tahmin etmişsinizdir diye umuyorum (: <br>Bir kadının sorumluluğu her ne kadar ev düzeni gibi görünsede burada erkeğe de bir sorumluluk düşüyor. Kadın temizlik yaparken erkeğin rahat ve umursamaz tavırları kadında bir strese sebep oluyor. Ani kavgalara sebebiyet verebiliyor. O yüzden erkeğin bu durumlarda en azından yapmayı sevdiği işleri yaparak kadınına yardımcı olması gerekir. Her kadının dilinden düşmeyen ve ütopya olarak kalan bir cümle var <em><strong>''Benimle mutfağa girsin, ben yemek yaparken o bir şeyler doğrasın. Mutlu olalım işte, bu kadar basit!'' </strong></em>cümlesi. Bu ütopyayı gerçekleştirmenin vakti gelmedi mi sizce de? Bu hanımcılık yada maskülenlikten ödün vermek demek değildir. Maskülen erkek kadınının ihtiyaçlarını giderebilen ve onu mutlu yaşatabilen erkektir. Karanlık maskülenite ile kadını gözyaşları ile kendi kurduğu gerçekliğe hapsetmek değildir. Bitti mi? Hayır tabii ki! Şimdide kadınlara düşen görevi söylemek durumundayım, üzgünüm hanımlar balanslar sağlam olmalı (: <br>Bazen erkekler sessizliği sever. Böyle durumlarda sessizliğe temasınızla ve dokunuşlarınızla ortak olun. Sessizliğini içsel bir huzura dönüştürün. Saçlarını ve ensesini okşayın. İşte şimdi sessizliğine gerçek anlamda yardım etmiş oldunuz. Birazdan zaten erkek o sessizliği bozacaktır. Çünkü içinde verdiği savaşı, sizin sessiz mücadeleniz sayesinde kazanmıştır! <br>Birlikte olduğunuz erkek işten geldiği vakit sabahtan yada dünden birikmiş olan stresin verdiği güç ile soru yağmuruna yada minimalize tartışmalara maruz bırakmayın mesela. Geceleri tartışma yapmaktan mutlaka kaçının. Siz kadınlar geceleri hormonlarınızdan ötürü adeta bir çağrı merkezi gibi tüm olayları ruhunuza kazırken, erkek ise geceleri içine kapanık ve duygusal modda olabiliyor size göstermese dahi. İşte bu iki ruhun hassas olduğu zaman diliminde sorumlulukları paylaşan iki birey olarak neden romantizmi arşa çıkarmak yerine tartışmayı seçiyorsunuz? <br>Tercih size ait.. Sen hangisini tercih edersin? <br><br><br><span style="color: #e03e2d;"><strong>4) İlişkilerde NŞA ( Normal Şartlar Altında) Kuramı:<br></strong></span>İnsan bulunduğu şartlara adapte olan ve şartları benimsediği zaman kendi gibi davranan bir varlıktır. NŞA kuramı da bize ilişkilerin normal şartlar altında nasıl hayatta kalabildiğini yada sonlandığını gösteriyor. <br>Bir ilişkinin ilk evresi yani flört dönemi o içerisinde bulundukları dönemin normal şartlarıdır. Sorumlulukların çok fazla yoktur örneğin. Ya da vaktini ve enerjini tam anlamıyla karşıya harcamıyorsun mesela. Bu şartlar gayet keyifli ve eğlenceli bir ilişki kurmanızı sağlıyor. Flört evresinin size sunduğu şartlar sizin normaliniz olarak kabul ediliyor ve sürekli böyle devam etmesinin hayallerini kuruyorsunuz. Sonra sevgililik dönemine erişiyorsunuz. Şimdi sorumluluklarınız arttı. Artık daha fazla yatırım ve zaman gerekiyor. Düzenli bir iletişim sağlamanız ve buluşmalar organize etmek de sorumluluklarınızın arasına eklenmiş bulunuyor. Ayrıca bu evrede tripler ve ufak tartışmalar da boy göstermeye başlıyor. Flört döneminin sağladığı normal şartlar, artık sizin normaliniz değil. Sevgililik döneminin size sunduğu şartlar sizin normaliniz olmak zorunda! Gördüğünüz gibi evreler arttıkça ve geliştikçe sorumluluklarımız da artıyor. İlk başta sadece mesajlara zamanında cevap vermekten ve kelime oyunlarıyla karşıyı cezbetmek yeterliyken, şimdi evlilik durumlarında bir evin ve o evin içerisinde bulunanların sorumluluğunu üstlenmiş oluyorsunuz. Şimdi sorun kendinize ve partnerinize: <em><strong>''Şartlar değiştikçe ve zorluklar yada sorumluluklar arttıkça sımsıkı olmaya, gerektikçe de eğlenceden ve gezintiden taviz vermeye hazır mısın?''</strong></em></p>
<p><em><strong><br><br></strong></em><span style="color: #e03e2d;"><strong>5) Kusursuz Aşk Var Mıdır?:<br></strong><span style="color: #000000;">Sizce kusursuz aşk var mıdır? Masallardaki o rüyaları süsleyen, hayaller kurduran aşklar gerçek midir? Bu soruya ilişkinin ilk başlarındaki herkes <strong>''Evet, mümkündür!'' </strong>yanıtını verirken, ilişkilerinin devamlılığını uzun süredir sağlayan çiftler ise <strong>''Kusursuz aşk yoktur, kusur aramamak ve negatif yönden bakmamak vardır!'' </strong>yanıtını verirler.<strong> </strong>Sonuçta insan ne yönden düşünürse o yöne çekilecektir. Dünya üzerinde yaşamış kim olursa olsun kusursuz değillerdir. Krallara taç giydiren Sultan Süleyman Han'ın kusuruydu belki de Hürrem, lakin aşkın sembolü oldu onun gözlerinde. Yorgun ruhunun tabibi, gönlünün dinmeyen sızısı oldu Sultan Süleyman için Hürrem. Dışarıdan bakan göz devleti yıktı dedi, oysa ki Sultan için gönlündeki çocuğu yeniden güldürendi. Bu durumdan şu dersleri çıkarmalıyız:<br></span><em><strong><span style="color: #000000;">Dışarıdan gözlerin düşünceleri sizin düşüncelerinizi etkilememeli. Kusuru görmektense bütünsel güzelliğe odaklanmalı. Kalbi kıran bir ana odaklanarak , gönlü güldüren onlarca anı heba etmemeli!<br><br></span></strong></em><span style="color: #000000;">Şimdi bir düşünün sevdiğiniz insanla olan güzel anlarınızı. Her şey o kadar güzel geliyor değil mi? Sanki ruhunuzdaki tüm yüklerin partnerinizin sesi ve yükselen kokusu sayesinde uçup gittiğini hissediyorsunuz. Şimdi de şu perspektiften bakın birlikteliğinize!<br>Her şey güzel giderken bir tartışma patlak veriyor. İki tarafın da beklentileri tartışmanın çıtasını giderek yükseltiyor. Gülümserken kırışan yüz bu sefer öfkeden ve gözyaşından ötürü kırışıyor. Sanki hayatınızın en zor anında nefes almaya çalışıyor gibi hissediyorsunuz kendinizi. Sanki bir el sizi tüm yaşamdan uzak tutup, karamsarlığa ve üzüntüye hapsediyor.<br><br>Sorun kendinize!<br>Mutlu olduğunuz anları bir dramanın peşinden sürüklenerek ve ilişkinizi kaostan besleyerek mi yolunuza devam edeceksiniz yoksa o drama sahnesini daha ilk sahnede birlikte yok mu edeceksiniz?<br>Belki ütopik diyologlardaki gibi uğurda romayı yakamazsınız ama böyle drama sahnelerini yakıp kül ederek, yerini sıkı bir sarılmaya bırakabilirsiniz. Seçim sizin..<br><br><br><span style="color: #e03e2d;"><strong>6) Beklentiler Aşkın Katili Midir?<br><br></strong></span></span></span></p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202605/image_870x_6a15d32f954db.jpg" alt=""></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><span style="color: #000000;"><span style="color: #e03e2d;"><strong></strong></span><br>Beklentiler..<br>Bir ömrün ızdırabı beklentiler..<br>Beklentileri yüzünden acı çekmez mi insan? Beklentileri yüzünden hayalkırıklığı yaşamaz mı? <br>İnsanın kaderini düşünceleri değiştiriyorsa , beklentilerimizi de düşüncelerimiz şekillendirir. Kusursuz ve sorunsuz bir aşk beklentimizi, alice harikalar diyarındaki kül kedisi olma hayalimizi yada jüliet'in Romeosu olma düşlerimizi gerçekliğe uyarlamalıyız. Bu sayede beklentilerimizi gerçekliğe indirgeriz. <br><br><em><strong>''Neden ben mutlu olamıyorum?''</strong></em><br><em><strong>''Gerçek aşkı hiçbir zaman bulamayacağım?''</strong></em><br></span></span><em><strong>''Neden imrendiğim ilişkileri bende yaşayamıyorum?''<br><br></strong></em>İşte bu durumlardır aşkın katili!<br><span style="color: #e03e2d;"><span style="color: #000000;">Günümüzde artık sosyal medya var. Bizler de gözlerimizi sosyal medya ile açıyor ve sahte gerçekliğinde kaybolmuş bir şekilde güne gözlerimizi kapatıyoruz. Sahi kaçımız biliyor o imrenerek baktığımız videoların arka perdesindeki kıskançlık kavgalarını yada kaçımız şahit o imrendiğimiz çiftin yaşadığı zorluklara? İşte gerçeklik tam burada başlıyor!<br>Hayatın gerçekliği bir sosyal medya videosundan çok daha mutlu edebilir yada o gördüğümüz hüzünlü videolardan çok daha ağır bir üzüntüye sebep olabilir. İşte burada tek yapmamız gereken gerçekliğe gözlerimizi açmak ve beklentilerimizi gerçekliğe göre yeniden dizayn etmek. Böylece partnerinizle birlikteliğinizde o sosyal medya videolarındaki olayları aramak yerine, şuan tüm gerçekliği ile yaşadığınız hayattaki mutluluğu hissedebilirsiniz. <br><br>Bu perspektife erişmek için şu düşünceyle yaklaşın ilişkilerinize. <br>Aşkı bir sıvı olarak görün. Hayatı ve gerçekliği de o sıvının aktarıldığı bir kalıp. Siz de o kalıptan suyun taşmasını engelleyen tıkaç rolü göreceksiniz. Aşkınızı ne denli olaylar sarsıntıya uğratsada gerçekliğe dökülen her bir damla içinde bulunduğunuz anın kalıbının şeklini alacak ve siz de o sıvının dökülmemesini de tıkaç görevi görerek siz sağlayacaksınız. <br><br>İşte tüm mesele bundan ibaret!<br>Aşk duygusal yoğunluk içeren ve hormonların savaş alanı diyebileceğimiz bir insansı durumdur. Duygularımız da her an değişiklik gösterebilir ve dün hissettiğimizi aynı şekilde yeni bir sabaha erişince hissedemeyebiliriz. Lakin gerçekliği ve farkındalığı iliklerimize kadar hissedebiliriz. İşte bir ilişkide de o an yaşadığımız olumsuzluklara göre hareket etmemeyi öğrenmeliyiz. Bu sayede ilişkideki beklentilerimizi minimalize tutar yani gerçekliğe uyarlar, uğrumuza romanın yakılmasını isteyerek hayal kırıklığına erişmektense, yaşanılan tüm gerçekliğe sahip çıkarak bizim için verilen uğraşın farkına varırız. Ne de olsa aşk bir mücadeledir. Aynı gemide olan iki kaptan tarafından alabora olmadan yoluna devam etmelidir. <br><br>.<br>.<br>.<br>Bir başka yazıda daha görüşmek üzere sevgili okurlarım. Düşüncelerinizi veya sorularınızı iletmekten ve keyifli bir sohbet ortamı yaratmaktan kendinizi uzak tutmayın. Aşk sizinle olsun..<br><br></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Buzdağının Görünmeyen Yüzü : SOSYAL ZEKA</title>
<link>https://ilterdergisi.com/buzdaginin-goerunmeyen-yuzu-sosyal-zeka</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/buzdaginin-goerunmeyen-yuzu-sosyal-zeka</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202603/image_870x580_69ca804f561bc.jpg" length="52394" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yılmaz Erkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal zeka, bireysel ilişkilerde ve bireyin toplumsal etkileşimlerinde sahnedeki rolunü korumasını sağlayan bir sosyo-norm durumudur. <br>Sadece sosyal zekanın tanımı yeter mi bize, yani bana ve siz ilterli okurlarıma (:<br>Hadi biraz konuşalım bu sosyal zeka neymiş !<br><br>Sosyal zeka, bazı kişilerde doğuştan gelen ilahi bir özellik olurken, kimisinde de verilen savaşlar ve alınan yaralar sonucu gelişir. Bireyin kolay aldanmamasını ve gülüşlerin arkasındaki sisli durumları öngörebilen kişi olmasını sağlar. Eksikliğinde hepimizin bildiği  '' Saf '' ya da '' Temiz kalpli'' adını verdiğimiz kişilikleri oluşturur. Oluşan bu karakterleri aldatmak oldukça kolaydır. Çünkü karşısındaki gülüşlere ve sarf edilen sözlere aldanma ihtimali oldukça yüksektir. Kötü emellerinizi bu kişiler üzerinde gerçekleştirebilme ihtimaliniz oldukça yüksektir. Kandırılmamak ve sahte gülüşlere aldanmamak konusunda hem fikiriz lakin..<br>Bir kişi neden kandırma ihtiyacı duyar ? Her şeyden önce bu durumu irdeleyelim. <br><br><strong>İNSAN NEDEN KANDIRMA İHTİYACI DUYAR ?<br><br></strong>İnsan bazen kendisini yetersiz hisseder. Hiç sevilmiyor ve sözlerine itibar edilmiyor gibi görür toplumda kendisini. Bu durum iliklerine kadar onu rahatsız eder ve bir karar verir. Kendisini baştan yaratacaktır. Lakin tek bir farkla !<br>Kendisini baştan inşa ederken emek yerine süslü cümlelere ve sahte senaryolara ihtiyaç duyar. Bu inşa sayesinde etkileşim kurduğu kişilerin gözlerini boyayacak ve süslü cümleleri ile de onları etkisi altına alacak. <br>Bunu bir hikaye örneği ile somutlaştıralım !<br><br><strong>Karakterler </strong><br><strong>SİNEM VE BANU<br><br></strong>Sinem hayata pozitif bakan bir kız. Etrafına sürekli gülüşleri ile pozitiflik yayan ve sürekli güzel diyaloglar kurarak gönülleri hoşnut edebilen bir karakter. Banu ise sürekli mutsuz hisseden, düşünceli ve somurtgan tavırlı birisi. En rahatsız olduğu durum ise Sinem'in bu denli sevilip ilgi görmesi. Sinem ile gayet güzel etkileşimler kuran Banu, içten içe ondan nefret ediyor ve en kısa zamanda onun gibi olmak istiyordu. Emellerine de kavuşacaktı. İlk işi olarak Sinem'in itibarını zedeleyecekti  . Sinem'in yapmadığı şeyleri o yapmış gibi gösterecekti. Bundan sonra da Sinem'e duyulan güven azalacak ve Banu bu işi çözdüğü ve uğraş verdiği için ilgi okları Banu'ya kayacaktı. Öyle de yaptı. Buluşmalar esnasında arkadaşlarının eşyalarını gizlice alıyor ve bunu Sinem'in eşyalarının arasına koyuyordu. Daha sonra da eşyası kaybolan kişiye de bunu Sinem'in yaptığını söylüyordu.O an inkar edilemez bir yalan gerçeği ile yüzleşen Sinem ne kadar inkar etse de ''Hırsız'' damgasını yemişti bir kere. Banu'nun planı tıkır tıkır işliyor ve Sinem günden güne itibarını kaybediyodu. Günler geçiyor, Sinem artık çok yalnız ve kötü hissediyordu. Banu'nun istediği tam olarak olmuştu. Lakin bir sorun vardı ! Banu, hala istediği ilgiyi ve sevgiyi daha doğru bir deyişle özlem duyduğu duyguları tam anlamıyla hissedemiyordu. Banu'nun farkında olmadığı bir şey vardı.<span style="color: #e03e2d;"> Sevgi, saygı ve itibar gibi kavramlar manipülasyonlar ile değil, gerçek bağlarla kazanılırdı.</span> Banu bu durumun farkında değildi. Hareketleri sonucunda Sinem'in hayatı mahvolmuş duruma geldi ama kendisi de hala neden tam anlamıyla mutlu olamadığını sorgulayıp durdu. Banu insanları ve Sinem'i kandırarak hak ettiğini almayı düşündü lakin, kandırılan sadece onlar olmadı. Banu kendisine de yalan söyleyerek , kendisini de kandırdı !<br><br></p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202603/image_870x_69c027036b71b.jpg" alt="" width="442" height="442"><br><br>En keyifli anda araya giren youtube reklamı gibi kandırılma konusunu da işlediğime göre artık gönül rahatlığı ile sosyal zeka konumuza dönebiliriz :D<br>Sosyal zeka sahibi olup olmamak durumlarının üzerinde durmuştuk. Lakin ya sosyal zekaya sahip birisiyseniz ve aslında bu durumun size fayda sağlayacağı kadar da mutsuz edeceğini de söylesemiş miydim !<br>Evet yanlış okumadınız ! Sosyal zeka sahibi bireyler normal insanlara nazaran daha mutlu ve daha üzgün yaşayabilirler. Şöyle ki..<br><br>Diğer insanlar olaylara anlık ve duygusal tepkiler verdiği için üzülme ya da mutlu olma durumları o anki duygularına göre değişebiliyor. Mutlulukları ve hüzünleri de insanların ağızlarından çıkan sözlere göre kontrol edemeksizin değişebiliyor. <br>Durum böyle iken sosyal zeka sahibi bireyler ise şöyle hislere kapılıyorlar..<br><br><strong><span style="color: #e03e2d;">1) Yalanların farkına varmak<br></span></strong></p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202603/image_870x_69c03c89253f8.jpg" alt="" width="557" height="373"></p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;"></span></strong><br>Sosyal zekaya sahip bir birey insanlar ile konuşurken onların sadece ağızlarından çıkan sözlere dikkat etmezler. Onların beden dillerine, davranışlarına ve bahsettiği konu ile ne kadar ilgili olup olmadıklarına bakarlar. Böylelikle de karşıdaki insanın anlatımını o an onun isteyeceği şekilde dinler ve bir role bürünür. O anlatıyordur ama sosyal zeka sahibi birey o an o cümleleri sadece dinliyordur. Kafasında çoktan karşıdaki kişinin yalanlarına karşı nasıl davranması gerektiğini düşünmeye başlamış oluyordur. İşte bu özellikleri sayesinde yalanlara kanmamış olabiliyorlar lakin yalanda olsa o an ona güzel gelebilecek anları kaçırıyor ve diğer insanların ilişkilerine gıpta ediyordur. Biliyordur ki onlar da bir kurgunun içindeler ama o an mutlulardır. İşte bu özellik bazen iyi ki dedirtebiliyorsa, bazen de keşke dedirtebiliyor bu durumlar yüzünden. Her sosyal zeka sahibi birey bu hislerine kulak vermese de iç dünyalarında bir savaş cephesi elbet de bu konu yüzünden açıyorlardır. <br><span style="color: #000000; background-color: #f1c40f;"><strong>''Herkes ne kadar da mutlu ! Bir ben miyim tüm bunların farkına varan Allah aşkına!  O kız/erkek onu kandırıyor, bunu nasıl göremez aklım almıyor !'' <br><br></strong><span style="background-color: #ffffff; color: #000000;">Çok tanıdık geldi değil mi cümleler (:<br>Şimdi sor kendine, şimdiye kadar neyin farkında oldun da neyi fark etmeleri için çabaladın?<br><br><br><span style="color: #e03e2d;"><strong>2) İletişim kurmak <br></strong></span></span></span></p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202603/image_870x_69c03bf42fe49.jpg" alt="" width="532" height="299"></p>
<p><span style="color: #000000; background-color: #f1c40f;"><span style="background-color: #ffffff; color: #000000;"><span style="color: #e03e2d;"><strong><br></strong></span>Çok iyi iletişim yeteneğine sahiptirler. Karşılarındaki insanı üzmekten, kırıcı davranmaktan oldukça çekinirler. Çünkü empati yetenekleri gelişmiştir. Başlarına da aynı şeylerin gelebileceğini hesap ederek, ince detaylara önem vererek kurarlar iletişimlerini. Duygularını oldukça akıllı kullanabilme yeteneklerine sahiptirler. Özellikle öfke kontrolü konusunda oldukça gelişmiştirler. Öfkelerini sadece bir duygu olarak değil, bir silah olarak kullanıyorlardır. Gereken yerde gereken tepki ile her zaman taraflardan kazanan olmayı tercih ederler. Akılsızca yükselen seslerin hezimete uğrayacağını çok iyi biliyorlardır. Bazen insanlar ağızlarından çıkan sözlere dikkat etmeme gereği duyarlar kendilerince. Kimsenin ne hissettiği ya da ne hissedeceği umurlarında olmaz. İşte bu durum bırakın ikili ilişkileri, toplumu dahi zedeler. Düşüncesiz söylenen sözler insanları kırar, kalbi kırılan insanlar da artık kimseyi önemsememeye başlar. Tüm bunlar da düşüncesiz bir topluma sebep olurken, düşüncesiz toplum ise bireysel konforuna düşkün bireyler yetiştirir. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000; background-color: #f1c40f;"><span style="background-color: #ffffff; color: #000000;"><br><br><span style="color: #e03e2d;"><strong>3) İkna ve etkileme becerisi <br></strong></span></span></span></p>
<p><img src="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202603/image_870x_69c042e7e3279.jpg" alt="" width="527" height="351"></p>
<p><span style="color: #000000; background-color: #f1c40f;"><span style="background-color: #ffffff; color: #000000;"><span style="color: #e03e2d;"><strong><br></strong></span>Sosyal zekanın başlıca belirtileri arasında iletişim ile birlikte ikna kabiliyeti geliyor. Genelde iletişim esnasında şu husus çok göz ardı ediliyor. İletişimi sadece sözleri karşıya iletmekten ibaret sanıyoruz! Doğru bir iletişim modelinde yay ve ok metodunu kullanmamız gerekiyor. Ok yaydan fırlaması için, iyice gerilmeli ve eğim ayarları sonucunda da yaydan fırlatılmalıdır. İletişim de de bu durum aynen bu şekilde ilerliyor. Yay bizim zihnimiz durumunda. Ok ise sözlerimiz. Yay gerildikçe yani zihnimiz ağzımızdan çıkacak kelimeleri kontrol ettikçe, sözlerimizin doğru bir şiddet ve zamanlama ile karşıya ulaşmasını sağlıyoruz.  <br><br>Sosyal zeka sahibi insanlar da aynen bu metodu kullanırlar. Sözlerinin ağızlarından çıkması yeterli olmaz onlar için, onlar için esas mühim olan şey ; sözlerinin karşıya ulaşmak ile kalmayıp, onları sözleri ile kuşatmalarıdır !<br>İkna durumlarında bu geçerlidir. İkna edebileceğimiz insanın en savunmasız anında daha doğrusu bize karşı güveninin tam olarak sağlandığı o anda hamlemizi yaparak onu güven ile etkimiz altına alırız.Çünkü, insan güven duymaya başladığı anda bilişsel dirençleri azalır ve yeni fikirlere daha açık hale gelir.  Artık sözlerimiz onun için tesirlidir. Ok hedefine doğru şiddet ve açıyla ulaşmıştır. <br><br>Hepimiz hayatımızda en az bir kere de olsa topluluk önünde konuşma yapan birisini canı gönülden dinlemişizdir. Sözlerinin her bir harfini dahi aklımızda tutmak için çaba gösteririz. İşte o konuşmaları yapan kişilerin, yani topluluğun büyük çoğunluğunu sözleri ile etkisi altına alan sosyal zekası yüksek kişilerdir. Önceden saatler süren provalar alır kendi zihninde, her birinizin gözlerinin içine bakmayı ihmal etmez asla. Sanki baş başa bir konuşma yapıyor hissiyatı verir size. İşte bu durum sosyal zeka sahibi insanların en etkili silahıdır. İkili ilişkilerde tüm odağını sizde hissettirir. Sanki tüm dünyayı sessize almış ve sadece sizinle ilgileniyor hissihyatı uyandırır. Bu durum da ikili ilişkileri çok daha sağlıklı hale getirir.<br><br>İkna süreci bir mekanizma gibi işler. O yüzden yazımda bu gördüğünüz görseli tercih ettim. İkna söz ile başlar, beden dili ile devam eder ve en sonunda sözlerin dansı olan hitabet sanatı ile de son bulur. Üçünden birisi eksik olursa mekanizma çalışmaz. Çünkü güven denilen kavram gerçekleşmez. Bir kere başarısız olan bir güven girişimi, ikinci seferde daha fazla bilişsel direnç ile karşılaşmaya sebep olur. <br><br><br>Son olarak şunları söyleyebilirim..<br><strong>Sosyal zeka bazen bir yük bazen ise büyük bir armağan. İnsanın en büyük yardımcısı bazen ise en büyük içsel düşmanı !<br></strong><strong>Çünkü sosyal zekası artan bir insanın farkındalığı da bir o kadar artar. Farkındalığı arttıkça yalanlara kanmaz lakin bu sefer de fazla bilincin oluşturduğu yalnızlığa çekilir. Sahte de olsa gülümseten dostluklar yoktur mesela. Oysa ki kaçılması gereken bir bir durum değildi yalnızlık. İçimizdeki o hisleri inanılmaz bir motivasyona dönüştürdükçe anlam kazanacak bir durumdur !<br><br><br></strong>ŞİMDİLİK BU KADAR SEVGİLİ İLTERLİLER..<br>Sosyal zeka kavramı çok kapsamlı ve geniş bir konu. Ara ara geri dönüşler ile canlılık katacağımızdan şüpheniz olmasın !<br>ESEN KALIN !!!<br><br><br><br><br><br><br></span><strong><br></strong></span><span style="color: #000000; background-color: #f1c40f;"><span style="background-color: #ffffff; color: #000000;"></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HAKLI OLMAK &#45; KİME GÖRE VE NEYE GÖRE?</title>
<link>https://ilterdergisi.com/hakli-olmak-kime-gore-ve-neye-gore</link>
<guid>https://ilterdergisi.com/hakli-olmak-kime-gore-ve-neye-gore</guid>
<description><![CDATA[ Sence haklılık nedir ? Bir insanın haklı olmasını ne sağlar? Kime göre ve neye göre haklı olursun? ]]></description>
<enclosure url="https://ilterdergisi.com/uploads/images/202603/image_870x580_69ab58b5e2f5d.jpg" length="75321" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 01:45:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>Yılmaz Erkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haklı olmak..<br></strong>Kime göre ve neye göre?<br>Bir kişiyi haklılığa götüren sebep nedir?<br>Bakalım bu durumlar benim perspektifim ile nasıl cevaplanacak (:<br><br>Haklı olmak insanın benlik duygusu için olmazsa olmaz duygusal hazlardan birisidir. Kişinin kendini kendine ispatlaması için ve bazen de benlik duygusunu kabartmak için; başka bir deyiş ile egosunu tatmin etmek için girdiği türlü tartışmalar ve mücadeleler sonucu elde ettiği duygusal zafer ! Haklı olma isteği tamamen bundan ibarettir. Çoğu zaman haklı olma isteği zihinsel bir dopamin gereği olduğu düşünülse de , durum gerçekten çok farklı. Bu durumdaki asıl neden ile sosyoloji ilgileniyor. Kişinin toplumsal hiyerarşideki saygınlığı ve toplumun haklılık gibi olgulara fazlasıyla ehemmiyet göstermesi bu durumun başlıca nedenlerinden diyebiliriz. Sosyolojik kavramlar genelde hikayeleştirilen anlatımlarda çok daha iyi anlaşılır. O halde biraz hikaye anlatalım ve haklı olma konusuna yeni bir bakış açısı kazandıralım ! <br>.<br>.<br><strong>KARAKTERLER : RAMAZAN VE ÖYKÜ<br></strong><strong>OLAY: HAKLI ÇIKMAK VE TOPLUMUN SAYGISI<br><br></strong><strong>Ramazan kendi dünyasının mimarı olmaya çalışan, yaşadığı hayat standartlarını bir kademe yükseltmeyi amaçlayan bir kişidir. Genç yaşına rağmen fazlasıyla çalışmaya odaklıydı ve bu odağı ona gerçekten güzel rakamlar kazandırıyordu. Çünkü işine dört elle sarılıyor ve emeğini her verdiği işi çeşitli övgülerle sonlandırmayı hedefliyordu. Her şey Ramazan'ın istediği gibi şekillenirken bir anda işler tersine dönmeye başladı. Sevgilisi Öykü kendi  arkadaşlarının sevgilisi Ramazan hakkında sözlerinden epey rahatsız olmuştu. Ramazan'ın hiç işe gitmediğini, tüm vaktini bilgisayar başında geçirdiğini ve aileleri için bu durumun hiç iyi olmadığını söylüyorlardı. Bu durumu Ramazan ile de paylaşan öykü bir anlık duygusal karmaşalara girdi.. Ramazan'a bağırıyor, sorular soruyor ve ilişkilerini o anda gözden geçiriyordu. Sanki arkadaşlarının düşünceleri Öykü'nün zihninde haklılık kazanmıştı. Ramazan'dan acil bir açıklama bekliyordu. Öykü şöyle çıkıştı..</strong></p>
<p><strong><br><span style="color: #e03e2d;">Öykü</span> : ''Ramazan, bu durumu bana açıklar mısın? İnsanlar böyle düşünüyorsa bir bildikleri vardır. Bak Filiz'in kocasına , nasıl da her şeyini karısıyla paylaşıyor; ya sen? Sen tam bir sır küpüsün. Arkadaşlarım da zaten haklı, sen beni gerçekten sevmiyorsun. Ben sana bu halde geleceğimi nasıl emanet edebilirim ?''</strong><br><strong><span style="color: #e03e2d;">Ramazan </span>: '' Gerçekten bu şekilde mi düşünüyorsun? Bunca zamandır ben hayatımı nasıl devam ettiriyorum ? Bunu sende biliyorsun, sürekli çalışıyorum bilgisayarımdan. Belki dışarıya çıkmıyor ve fiziki bir işte çalışmıyor olabilirim ama paramı kazanıyorum. Üstelik onlara ne benim işe gidip gitmememden?''<br></strong><strong><span style="color: #e03e2d;">Öykü </span>: '' Ailem pek sıcak bakmıyor bu duruma. Arkadaşlarım da öyle diyorlar zaten. Hem sigorta var mı bu işte? Hatta Hümeyra teyze bana şöyle söyledi - <span style="background-color: #f1c40f;">'' Bak kızım, böyle bilgisayar başından çalışarak iş yaptım sayılmaz. Girsin bir işe, sigortası yatsın, geleceğiniz güzel olsun ve güvende olsun. Ne bu böyle? Bilgisayardan para kazananı kim görmüş?''</span> - dedi. </strong><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p>Ramazan anlamıştı. Kendisini Öykü'nün gözünde haklı çıkarmak istiyordu. Böylelikle hem Öykü'yü inandırmaya hem de akrabalarından, en yakın arkadaşlarına kadar kim varsa hepsini haksız çıkarmaya and içmişti resmen. Bu durum üzerine sabahlara kadar günlerce çalıştı. Uyumadı veya dinlenmedi.. Sadece çalıştı. O kadar güzel paralar kazandı ki, Öykü'nün düşünceleri bir bir dağılmaya başladı. Etrafındakiler bu duruma şaşırır oldular ve gıpta ettiler. Artık içsel haklılık savaşını da  kazanmıştı. Bu verdiği haklılık mücadelesi ile topluma kendini ispat etmişti. Artık Öykü ile anlamsız tartışmalar yapmıyordu. Ailesi artık Ramazan'ın işine saygı duymaya başladı ne kadar anlamasalarda. <br>.<br>.<br>.<br>İşte insan için HAKLILIK mücadelesi tam olarak böyle bir şey. İçsel olarak sen haklı olabilirsin lakin topluma somut örnekler göstermediğin için, kendi hayatını ispatlama yoluna gidersin ister istemez. Hadi bu haklılık meselesini biraz da yörelere göre tartışalım !<br><br><span style="color: #e03e2d;"><strong>DOĞU BÖLGESİ VE DOĞU KÜLTÜRÜ !</strong></span></p>
<p>Doğu bölgesi insanı sert mizaçlıdır. Her ne kadar kuralları Anayasa ve ceza hukuku olarak bilsek de , doğu bölgemizde kurallar TÖRE adı altında yazısız toplum sözleşmesi diyebileceğimiz kurallar da geçerlidir. Doğu bölgelerinde evlilik, gece hayatı gibi toplumsal normlar TÖRE'ye göre belirlenir. Doğu bölgesinde HAKLILIK durumları bazen evin en yaşlısının dudaklarının arasından dökülecek bir çift söze göredir yada TÖRE gözetilerek bu durumlara cevap bulunur. Örneğin doğu ilimizi normal kabul etmiş birisi şöyle düşünür. <br>''Bu saatte dışarıya çıkılmaz, millet ne der sonra !?''<br>''Büyüklerin yanında sigara içilmez !''<br>İşte bu ve bunun gibi yazısız kuralları çiğnediğin andan itibaren geri sayımın başlar !  Kendince haklısındır ama toplumun gözünde statü kaybedeceğin için haksız duruma düşeceksin. Topluma kendini kanıtlmak ve genel geçer bir haklılık durumu elde etmen gerek. <br>Haklılık meselesi doğu kültürümüzde böyle işlemektedir. Bireysel haklılıktan ziyade, toplumsal normlar ön planda tutulur. Bireysel haklar ise daha kısıtlıdır. Elbette dijitalleşen gelişen dünya çerçevesinden doğu bölgelerimizde etkilendiği için bu toplumsal baskılar da zayıflamış ve güncellenmiş olabilir. <br><br><strong><span style="color: #e03e2d;">BATI BÖLGESİ VE BATI KÜLTÜRÜ !</span></strong></p>
<p>Batı bölgesi insanı biraz daha yumuşak mizaçlıdır. Bireysel özgürlük ve hak arayışı çok daha fazla yaygındır. Toplumsal normlar doğu bölgemize nazaran az daha etkisiz kalmıştır. Batı kültüründe insan çocukluktan itibaren bazı haklarla donatılır. Çocukluktan itibaren düşüncelerin özgürce dile getirilmesi bunun başlıca örneğidir. <br>Batı yöresinde haklılık biraz da konfor alanı ile ilgilidir. Her birey kendi haklılık çerçevesini oluşturduğu için, toplumda konfor alanını bozan her hangi bir olayda hemen savunmaya geçerek o durumdan haklı çıkmanın yollarını arar. Dolayısıyla genel geçer bir haklılık meselesi yoktur. Kişisel çıkarlar ve güç dengesi vardır. Güç ve çıkar sahibi kişi, her daim haklıdır ! Burada da doğudan eksik bir batı medeniyeti görüyoruz. Doğuda baskıdan yakınanlar, batıda da adaletsizlikten yakınırlar. Özetle şunları söyleyebilirim..<br>.<br>.<br>Haklılık, bireyin içsel tatmininden toplumsal normlara uzanan bir yolculuktur. Doğu'da bu yol bazen baskı, bazen kararlılığın sembolü töre ile; Batı'da da gücün ve çıkarların gölgesindeki özgürlük ile döşenir ! Ramazan'ın hikayesi burada haklılığa giden yolu bizlere özetledi : haklı çıkmak, sadece kendini ikna etmek değil, aynı zamanda toplumun gözünde saygı kazanmak demektir. Şu sözümü akıllardan çıkarmayınız ; '' Haklılık, insanın hem kendisi hem de toplum ile verdiği bir mücadeledir; bu mücadelenin dili ise kültürden kültüre değişir !''<br>.<br>.<br>.<br>Bu yazımın sonuna geldik. Düşüncelerini benimle paylaşmayı unutma ! Kendine çok ama çok iyi bak !</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>