YİRMİ ŞEHİDİN ARDINDAN

Yirmi şehidin ardından ülke bir kez daha aynı sorularla yüzleşiyor: Bu acılar gerçekten kader mi, yoksa yıllardır görmezden gelinen bir sorumluluğun ağır bedeli mi? Bu yazı, toplumun unutturulmaya çalışılan hafızasına, sessiz bırakılan sorularına ve gecikmiş hesaplaşmasına sert bir ışık tutuyor.

YİRMİ ŞEHİDİN ARDINDAN
YİRMİ ŞEHİDİN ARDINDAN
YİRMİ ŞEHİDİN ARDINDAN

Yirmi Şehidin Ardından

Ülke bir kez daha ağır bir sessizliğe gömüldü. Yirmi şehit… Rakam gibi görünen ama her biri bir ailenin nefesi, bir mahallenin umudu, bir kentin geleceğiydi. Biz ise yine aynı gerçekle yüzleşiyoruz: Bu yaşananlar kader değil, kader diye önümüze konulan bir ihmal zinciridir.

Her acı haberinde karşımıza çıkan manzara değişmiyor. Kamera karşısına geçen yetkililer, kopyalanmış gibi aynı açıklamalar; sosyal medyaya bırakılan taziye cümleleri; “gereği yapılacaktır” kalıbıyla kapanan cümleler… Bu refleks, toplumun acısını dindirmekten çok, yönetenlerin sorumluluğunu hafifletmeye yarayan bir rutin hâline geldi. Oysa sosyal bilimlerin dediği açıktır: Sürekli   tekrar eden kayıplar, olağanüstü durum değil; yapısal bir zafiyetin sonucudur.

Sorumluluk Kültürünün Çöküşü

Uzun yıllardır ülkenin yönetim anlayışı “hesap veren değil, açıklama yapan” bir mantığa sıkışmış durumda. Birkaç gün konuşulan trajediler, üçüncü gün gündemden düşüyor. Sorumluların   belirlenmediği, hataların kabul edilmediği, kurumların şeffaf olmadığı bir düzende toplumun güven duygusu giderek aşınıyor. Bilimsel literatürün en yalın gerçeği şudur: Hesap verilebilirliğin   olmadığı yerde hata yeniden üretilir. Bu nedenle soruyoruz: Bu acıların nedenleri neden araştırılmıyor? Neden bağımsız soruşturmalarla ihmaller ortaya çıkarılmıyor? Neden sorumlular isim   isim açıklanmıyor? Bu soruların cevabı çoğu zaman verilmeden geçiştiriliyor. Çünkü hatayı kabul etmek, zayıflık değil; bizim yönetim kültürümüzde neredeyse imkânsız bir eylem gibi   algılanıyor. Bu kabullenmeme hali ise toplumun değil, yönetenlerin çıkarını koruyor. 

 Halkın Metaneti Değil, Halkın Çağrısı Önemli

 Topluma sürekli “metanetli olun” deniliyor. Oysa kimse şunu söylemiyor: Millet metanetli davrandığı için değil, çaresiz bırakıldığı için sessiz kalıyor. Bir annenin kapısına gelen haber, bir   babanın evladının üniformasını elinde sıkıca tutması, kardeşlerin gözlerindeki o karanlık boşluk… Tüm bunlar sadece bir acının değil, bir yönetim hatasının somut bedelleridir. Halkın sabrı   üzerinden siyaset kurulamaz. Halkın duyguları, hataları perdelemek için kullanılamaz.

Soru Çok, Cevap Yok: Toplumun Vicdanı Ne Kadar Dayanabilir?

Bugün yirmi şehidin ardından yeniden soruyoruz: Bu millet daha ne kadar aynı acıların gölgesinde yaşayacak? Huzur bu ülke için neden hâlâ uzak bir ideal gibi kalıyor? Devletin sorumluluğu, şehit ailelerinin acısından neden daha hafif taşınıyor? Bu sorulara somut cevap verilmediği sürece hiçbir şey değişmeyecek. Ve en tehlikeli olan da şu: Toplumun bu acılara giderek alışması. İnsanlığın erimesi böyle başlar.

Sonuç Yerine: Yüzleşmeden İyileşme Olmaz

Yirmi şehidimizi rahmetle anıyoruz. Fakat onların hatırasına sahip çıkmak, dua etmekle değil; onları toprağa götüren mekanizmaları sorgulamakla olur. Bu yazı, bu ülkenin evlatlarının hayatı için geciken, ertelenen, görmezden gelinen sorumluluklara karşı yükseltilmiş bir vicdan uyarısıdır. Çünkü artık şunu biliyoruz: Acılar bitmiyorsa, bu; hataların tekrarlanmasından kaynaklanıyordur. Ve hiçbir millet, kendi evlatlarının canını bu kadar ağır bedellerle ödeyen bir sistemin sessiz seyircisi olmamalıdır. 

Bugün yirmi canı toprağa emanet ederken, yarın bu acının tekrar etmemesi için neyin değişmesi gerektiğini açıkça konuşmak zorundayız. Çünkü yas, yüzleşmeyle anlam kazanır; yüzleşmeyen toplumlar ise acıyı tekrar yaşamaya mahkûm olur. Evlatlarını toprağa veren bir milletin kaderi, hataların karanlığına terk edilemez. Bu nedenle bugün, acıya neden olan yapıları sorgulamanın vaktidir. Yirmi şehidimizin hatırası, sorumluluğu hatırlatan bir çağrıdır. Onları anmak, susmakla değil; gerçeğin üzerine gitmekle mümkündür. Ve bir gün, bu ülkenin evlatları için daha güvenli bir gelecek kurulduğunda, bugün sorulan soruların boşa olmadığını göreceğiz.