XIX. ve XX. Yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nde Askerî Islahat Süreci: Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye Örneği

Osmanlı Devleti, XVII. yüzyılın sonlarından itibaren askerî alanda yaşadığı yapısal bozulmalar ve ardı ardına gelen askerî yenilgiler nedeniyle köklü bir ıslahat sürecine girmek zorunda kalmıştır. Bu süreç, özellikle XIX. yüzyılda askerî teşkilatın yeniden düzenlenmesi ve geleneksel yapıların tasfiyesiyle belirgin hâle gelmiştir. 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ve yerine Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’nin kurulması, Osmanlı askerî modernleşmesinin en radikal ve belirleyici adımlarından biri olarak kabul edilmektedir (İnalcık, 2014). Bu çalışmada, Osmanlı Devleti’nin XIX. ve XX. yüzyıllardaki askerî ıslahat süreci, Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye örneği üzerinden incelenmektedir. Reformların ortaya çıkış nedenleri, uygulanma biçimleri, teşkilat yapısı ve Osmanlı askerî sistemi üzerindeki kısa ve uzun vadeli etkileri tarihsel ve analitik bir çerçevede ele alınmaktadır. 

Şub 13, 2026 - 17:39
 0  1
XIX. ve XX. Yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nde Askerî Islahat Süreci: Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye Örneği
Asakir-i Mansure-i Muhammediye üniformaları, Ertuğrul süvari alayı

Öz

Osmanlı Devleti, XVII. yüzyılın sonlarından itibaren askerî alanda yaşadığı yapısal bozulmalar ve ardı ardına gelen askerî yenilgiler nedeniyle köklü bir ıslahat sürecine girmek zorunda kalmıştır. Bu süreç, özellikle XIX. yüzyılda askerî teşkilatın yeniden düzenlenmesi ve geleneksel yapıların tasfiyesiyle belirgin hâle gelmiştir. 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ve yerine Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’nin kurulması, Osmanlı askerî modernleşmesinin en radikal ve belirleyici adımlarından biri olarak kabul edilmektedir (İnalcık, 2014). Bu çalışmada, Osmanlı Devleti’nin XIX. ve XX. yüzyıllardaki askerî ıslahat süreci, Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye örneği üzerinden incelenmektedir. Reformların ortaya çıkış nedenleri, uygulanma biçimleri, teşkilat yapısı ve Osmanlı askerî sistemi üzerindeki kısa ve uzun vadeli etkileri tarihsel ve analitik bir çerçevede ele alınmaktadır. 

GİRİŞ

Osmanlı Devleti’nin askerî gücü, kuruluşundan itibaren devletin siyasal varlığını ve toprak bütünlüğünü koruyan temel unsur olmuştur. Klasik dönemde tımar sistemi ve Yeniçeri Ocağı üzerine inşa edilen askerî yapı, uzun süre boyunca Osmanlı Devleti’ne Avrupa karşısında belirgin bir üstünlük sağlamıştır. Ancak XVI. yüzyılın sonlarından itibaren Avrupa’da yaşanan askerî devrimler, ateşli silahların yaygınlaşması, daimî orduların kurulması ve disiplin temelli askerî teşkilatların geliştirilmesi, Osmanlı askerî sistemini giderek geri planda bırakmıştır (Parker, Askerî Devrim, 1996). XVII. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti’nin askerî başarısızlıkları belirginleşmiş; özellikle II. Viyana Kuşatması’nın başarısızlığı ve ardından imzalanan Karlofça Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin Avrupa karşısındaki askerî üstünlüğünün sona erdiğini açık biçimde ortaya koymuştur (İnalcık, Devlet-i Aliyye, c. II, 2011). Bu gelişmeler, Osmanlı yöneticileri açısından askerî alanda köklü reformların zorunlu hâle geldiğini göstermiştir.

XIX. yüzyıl, Osmanlı askerî tarihinin en kritik dönüm noktalarından biridir. Bu dönemde askerî ıslahatlar, yalnızca teknik düzenlemelerle sınırlı kalmamış; askerî teşkilatın kurumsal yapısı, eğitim sistemi ve komuta anlayışı da yeniden şekillendirilmiştir. Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’nin kurulması, bu dönüşümün somut ve simgesel bir ifadesi olarak değerlendirilmektedir (Aksan, Osmanlı Savaşları, 2011). Bu çalışmanın amacı, Osmanlı Devleti’nin XIX. ve XX. yüzyıllardaki askerî ıslahat sürecini, Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye örneği üzerinden incelemek; bu yeni ordunun Osmanlı askerî modernleşmesindeki yerini ve etkilerini tarihsel veriler ışığında değerlendirmektir.

ORDUDA ISLAHAT İHTİYACI

Osmanlı Devleti’nde askerî ıslahat ihtiyacının temelinde, askerî teşkilatın zamanla işlevini yitirmesi ve savaş meydanlarında yaşanan başarısızlıklar yer almaktadır. Yeniçeri Ocağı, kuruluş döneminde disiplinli ve merkezî otoriteye bağlı bir askerî yapı iken, zamanla askerî niteliğini kaybetmiş; ekonomik ve siyasî ayrıcalıklar elde eden bir zümre hâline gelmiştir (Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti Teşkilâtı, 1988). XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Yeniçerilerin askerlikle ilgisi giderek azalmış, ticaret ve esnaflık faaliyetlerine yönelmeleri ordunun savaş kabiliyetini ciddi biçimde zayıflatmıştır. Bununla birlikte, Yeniçeri Ocağı’nın siyasî nüfuzu, padişahların ve devlet adamlarının reform girişimlerini engelleyen bir unsur hâline gelmiştir. Sık sık yaşanan isyanlar, merkezî otoritenin zayıflamasına ve askerî disiplinin tamamen bozulmasına yol açmıştır (Quataert, Osmanlı İmparatorluğu, 2004).

XVIII. yüzyılda Avrupa devletlerinin askerî alandaki hızlı ilerlemesi, Osmanlı Devleti’ni karşılaştırmalı bir değerlendirmeye zorlamıştır. Özellikle Prusya ve Fransa ordularının disiplin, eğitim ve lojistik alanlarında geliştirdiği sistemler, Osmanlı yöneticileri tarafından yakından takip edilmiştir. III. Selim döneminde kurulan Nizam-ı Cedid ordusu, bu arayışın ilk sistemli ürünü olarak kabul edilmektedir (Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, c. I, 2006). Ancak Nizam-ı Cedid girişimi, geleneksel askerî sınıfların tepkisiyle karşılaşmış ve uzun ömürlü olamamıştır. 1807 Kabakçı Mustafa İsyanı, Osmanlı askerî reform tarihinin en önemli kırılma noktalarından biri olarak değerlendirilmekte; bu isyan, askerî ıslahatların yalnızca teknik değil, aynı zamanda siyasî ve toplumsal boyutları olduğunu göstermektedir (İnalcık, 2014).

II. MAHMUD DÖNEMİNDE ORDU VE ISLAHAT ANLAYIŞI

II. Mahmud dönemi (1808–1839), Osmanlı askerî tarihinin en köklü dönüşümlerinin yaşandığı bir süreçtir. Bu dönemde askerî reformlar, önceki girişimlerden farklı olarak geçici düzenlemeler şeklinde değil, devletin merkezî yapısını güçlendirmeyi amaçlayan kapsamlı bir dönüşüm programı çerçevesinde ele alınmıştır. II. Mahmud, askerî ıslahatların yalnızca ordunun değil, aynı zamanda devletin bütün idarî yapısının yeniden düzenlenmesini zorunlu kıldığının farkındadır (Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, 2018). II. Mahmud’un askerî reform anlayışının temelinde, merkezî otoritenin güçlendirilmesi ve askerî gücün doğrudan padişaha bağlı, disiplinli bir yapı hâline getirilmesi hedefi yer almaktadır. Bu bağlamda, Yeniçeri Ocağı’nın varlığı, reformların önündeki en büyük engel olarak değerlendirilmiştir. Yeniçeriler, yalnızca askerî alanda değil, siyasî ve toplumsal hayatta da belirleyici bir güç hâline gelmiş; padişah değişikliklerinden devlet politikalarına kadar pek çok alanda etkili olmuştur (Uzunçarşılı, 1988).

II. Mahmud, seleflerinden farklı olarak askerî reformları aşamalı ve temkinli bir biçimde yürütmüştür. Öncelikle Yeniçeri Ocağı’nın meşruiyetini zayıflatacak adımlar atılmış, kamuoyunda reformlara yönelik destek oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu süreçte, Avrupa tarzı askerî eğitimin gerekliliği vurgulanmış; disiplin, talim ve modern silah kullanımının önemi devlet söyleminde ön plana çıkarılmıştır (Aksan, 2011).

VAK'A-İ HAYRİYYE OLAYI

1826 yılında gerçekleşen ve Osmanlı tarihine “Vak‘a-i Hayriye” olarak geçen olay, Osmanlı askerî modernleşmesinin en radikal adımıdır. Bu olay sonucunda Yeniçeri Ocağı kaldırılmış, yerine modern esaslara dayanan yeni bir ordu kurulmuştur. Vak‘a-i Hayriye, yalnızca askerî bir düzenleme değil, aynı zamanda siyasî ve toplumsal sonuçları olan bir dönüşüm hareketidir (İnalcık, 2014). Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması, uzun yıllar boyunca ertelenmiş bir karar olmakla birlikte, II. Mahmud döneminde devletin bekası açısından kaçınılmaz hâle gelmiştir. Yeniçerilerin sık sık isyan etmesi, savaşlarda yetersiz kalması ve reform girişimlerine karşı direnç göstermesi, bu kurumun artık sürdürülemez olduğunu ortaya koymuştur (Shaw, 2006).

Vak‘a-i Hayriye sürecinde, II. Mahmud’un hem dinî hem de siyasî meşruiyeti ustalıkla kullandığı görülmektedir. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması, yalnızca askerî bir zorunluluk olarak değil, aynı zamanda “devlet düzenini bozan bir unsurun ortadan kaldırılması” şeklinde sunulmuştur. Bu durum, reformların toplumsal kabulünü kolaylaştırmıştır (Ortaylı, 2018). Yeniçeri Ocağı’nın ilgası, Osmanlı askerî yapısında köklü bir boşluk yaratmış; bu boşluğun hızla doldurulması ihtiyacı, Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’nin kuruluşunu zorunlu kılmıştır.

ASAKİR-İ MANSURE-İ MUHAMMEDİYYE'NİN KURULUŞU

Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye, 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasının hemen ardından kurulmuştur. Bu yeni ordu, Osmanlı Devleti’nin modern ve düzenli bir askerî güce sahip olma arayışının somut bir ürünüdür. Kuruluş aşamasında, Avrupa ordularının teşkilat yapısı ve eğitim sistemi örnek alınmış; özellikle Fransız askerî modeli belirleyici olmuştur (Aksan, 2011). Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’nin kuruluşunda, askerî disiplin ve hiyerarşi temel ilke olarak benimsenmiştir. Askerler düzenli maaş almakta, belirli bir talim programına tâbi tutulmakta ve sürekli eğitimle savaş kabiliyetleri artırılmaya çalışılmaktadır. Bu durum, Osmanlı askerî tarihinde önemli bir yenilik olarak değerlendirilmektedir (Uzunçarşılı, 1988).

Yeni ordunun adı, dinî ve siyasî meşruiyeti bir arada sağlamayı amaçlamaktadır. “Mansûre-i Muhammediyye” ifadesi, ordunun hem İslâmî değerlere bağlılığını hem de devletin koruyucu gücü olma vasfını vurgulamaktadır. Bu tercih, reformların toplumsal tepkilerle karşılaşmasını önlemek açısından büyük önem taşımaktadır (İnalcık, 2014).

YENİ ORDUNUN TEŞKİLAT YAPISI VE DİSİPLİN ANLAYIŞIN

Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’nin teşkilat yapısı, klasik Osmanlı askerî sisteminden önemli ölçüde farklıdır. Ordu, tabur ve alay esasına göre düzenlenmiş; rütbe sistemi belirgin hâle getirilmiştir. Subayların eğitimi için modern askerî okullar açılmış, Harbiye Mektebi bu sürecin en önemli kurumlarından biri olmuştur (Ortaylı, 2018). Eğitim ve disiplin, Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’nin temel dayanaklarını oluşturmaktadır. Askerlere düzenli talim yaptırılmış, ateşli silahların etkin kullanımı öğretilmiş ve Avrupa tarzı askerî eğitim programları uygulanmıştır. Bu durum, Osmanlı ordusunun savaş meydanlarındaki performansını artırmayı amaçlamaktadır (Shaw, 2006).

Disiplin anlayışı, yalnızca askerî düzeni sağlamakla sınırlı kalmamış; askerlerin günlük yaşamlarını da kapsayan bir sistem hâline getirilmiştir. Üniforma zorunluluğu, düzenli kışla hayatı ve hiyerarşik komuta zinciri, Osmanlı askerî kültüründe önemli bir dönüşüm yaratmıştır (Aksan, 2011).

YENİ ORDUNUN YAPILANMASI

Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’nin kuruluşuyla birlikte Osmanlı Devleti’nde askerî alanda yalnızca teşkilat yapısı değil, silahlanma ve lojistik anlayışı da köklü biçimde değişmiştir. Klasik dönemde Osmanlı ordusu, büyük ölçüde yerel imkânlara dayalı ve düzensiz bir lojistik sistemle hareket ederken, XIX. yüzyılda bu anlayış yerini merkezî ve planlı bir lojistik yapıya bırakmıştır. Bu dönüşüm, modern orduların savaş kabiliyetinin sürekliliği açısından hayati öneme sahiptir (Aksan, 2011). Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’nin silahlanmasında, Avrupa’dan ithal edilen modern ateşli silahlar önemli bir yer tutmuştur. Özellikle tüfek ve top teknolojisinde yaşanan gelişmeler, Osmanlı ordusunun savaş gücünü artırmayı hedeflemiştir. Bununla birlikte, silah üretiminde dışa bağımlılığın artması, uzun vadede Osmanlı Devleti için ciddi bir sorun alanı oluşturmuştur (Quataert, 2004). 

Lojistik alanda yapılan düzenlemeler, askerî reformların kalıcılığını sağlamaya yönelik önemli adımlar arasında yer almaktadır. Askerlerin iaşe, ibate ve maaş sistemleri düzenli hâle getirilmiş; bu durum, ordunun disiplin ve bağlılık düzeyini doğrudan etkilemiştir. Düzenli maaş uygulaması, askerlerin geçim kaygısını azaltmış ve askerliği profesyonel bir meslek hâline getirme yolunda önemli bir adım olmuştur (Uzunçarşılı, 1988).  Teknolojik yenilikler, yalnızca silah sistemleriyle sınırlı kalmamış; askerî mühendislik, istihkâm ve haritacılık alanlarında da önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu bağlamda, askerî okullarda verilen teknik eğitim, Osmanlı subay kadrosunun niteliğini artırmayı amaçlamıştır (Ortaylı, 2018).

ASAKİR-İ MANSURE-İ MUHAMMEDİYYE'NİN HARP ALANINDA ETKİLERİ

Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’nin kurulmasının ardından Osmanlı ordusu, kısa sürede çeşitli askerî çatışmalarda görev almıştır. Bu yeni ordunun savaş meydanlarındaki performansı, askerî reformların başarısını değerlendirmek açısından önemli bir ölçüt oluşturmaktadır. Her ne kadar Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye, kuruluşunun ilk yıllarında tecrübe eksikliği yaşamış olsa da disiplinli yapısı ve modern eğitim anlayışı, uzun vadede Osmanlı ordusuna önemli katkılar sağlamıştır (Shaw, 2006). 1830’lu yıllarda yaşanan iç ve dış çatışmalar, Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’nin sınanma alanları olmuştur. Bu süreçte ordunun düzenli yapısı, merkezi otoritenin güçlenmesine katkıda bulunmuş; askerî karar alma mekanizmaları daha rasyonel bir zemine oturtulmuştur. Ancak, modern orduya geçiş sürecinin sancılı olması ve ekonomik kaynakların sınırlılığı, reformların etkinliğini zaman zaman zayıflatmıştır (İnalcık, 2014). 

Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’nin en önemli katkılarından biri, Osmanlı askerî kültüründe disiplin ve hiyerarşi anlayışının yerleşmesini sağlamasıdır. Bu durum, savaş meydanlarında emir-komuta zincirinin daha etkin işlemesine imkân tanımıştır. Bununla birlikte, ordunun modernleşmesi, Osmanlı Devleti’nin genel siyasî ve ekonomik sorunlarını tek başına çözmeye yeterli olmamıştır (Aksan, 2011).

TANZİMAT VE ISLAHAT DÖNEMLERİNDE ORDUNUN EVRİMİ

Tanzimat Dönemi (1839–1876), Osmanlı askerî reformlarının kurumsallaştığı bir süreçtir. Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye ile başlatılan askerî modernleşme, Tanzimat reformlarıyla birlikte daha sistemli bir hâl almıştır. Bu dönemde askerlik, devletin temel görevlerinden biri olarak tanımlanmış; askerî teşkilat, hukukî düzenlemelerle desteklenmiştir (Ortaylı, 2018). Tanzimat Fermanı sonrasında çıkarılan askerî nizamnameler, ordunun teşkilat yapısını ve görev alanlarını ayrıntılı biçimde düzenlemiştir. Asker alma sistemi yeniden yapılandırılmış, zorunlu askerlik uygulaması yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır. Bu durum, ordunun insan kaynağını genişletmiş; ancak toplumsal tepkileri de beraberinde getirmiştir (Quataert, 2004).

Islahat Dönemi’nde ise askerî eğitim kurumlarının sayısı artırılmış, subay yetiştirme sistemi daha modern bir çerçeveye kavuşturulmuştur. Harbiye ve Erkân-ı Harbiye okulları, Osmanlı subay kadrosunun profesyonelleşmesinde belirleyici rol oynamıştır. Bu okullarda yetişen subaylar, XX. yüzyıl başlarında Osmanlı ordusunun temel komuta kadrosunu oluşturmuştur (Shaw, 2006).

XX. YÜZYILA VE CUMHURİYET DÖNEMİNE ETKİLERİ

Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye ile başlayan askerî modernleşme süreci, XX. yüzyılda Osmanlı ordusunun yapısını belirleyen temel unsurlardan biri olmuştur. Bu süreçte oluşturulan disiplin anlayışı, eğitim sistemi ve kurumsal yapı, doğrudan Cumhuriyet dönemi Türk ordusuna miras kalmıştır. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan askerî süreklilik, modern Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tarihsel temellerini oluşturmaktadır (İnalcık, 2014). XX. yüzyıl başlarında Osmanlı ordusunda görev yapan subayların büyük bölümü, Tanzimat ve Islahat dönemlerinde kurulan askerî okullarda yetişmiştir. Bu subaylar, Millî Mücadele sürecinde hem askerî hem de siyasî liderlik rolleri üstlenmiş; Osmanlı askerî modernleşmesinin Cumhuriyet’e aktarılmasında belirleyici olmuşlardır (Ortaylı, 2018)

SONUÇ

Osmanlı Devleti’nde XIX. ve XX. yüzyıllarda gerçekleştirilen askerî ıslahatlar, devletin karşı karşıya kaldığı askerî, siyasî ve toplumsal krizlere verilen zorunlu bir yanıt olarak ortaya çıkmıştır. Bu reform süreci, yalnızca savaş meydanlarında yaşanan yenilgilerin telafisini amaçlamamış; aynı zamanda devletin merkezî yapısını güçlendirmeyi ve modern bir yönetim anlayışı inşa etmeyi hedeflemiştir. Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’nin kurulması, bu sürecin en somut ve belirleyici adımı olarak Osmanlı askerî tarihinde özel bir yere sahiptir. Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla ortaya çıkan askerî boşluğu doldurmakla kalmamış, Osmanlı Devleti’nde modern ordu anlayışının kurumsal temelini oluşturmuştur. Bu yeni ordu, disiplin, hiyerarşi, düzenli maaş ve sürekli eğitim esaslarına dayanan yapısıyla, klasik Osmanlı askerî sisteminden köklü biçimde ayrılmaktadır. Avrupa ordularının teşkilat ve eğitim modellerinin örnek alınması, Osmanlı askerî modernleşmesinin yönünü belirlemiş; bu durum, askerî alanda Batı etkisinin kurumsallaşmasını sağlamıştır (Aksan, 2011).

Bununla birlikte, Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’nin kurulması ve askerî reformların hayata geçirilmesi, Osmanlı Devleti’nin yapısal sorunlarını tek başına çözmeye yeterli olmamıştır. Ekonomik yetersizlikler, teknolojik bağımlılık ve siyasî istikrarsızlık, reformların etkinliğini sınırlayan temel unsurlar arasında yer almıştır. Ancak tüm bu sınırlılıklara rağmen, Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’nin Osmanlı askerî tarihinde bir dönüm noktası olduğu açıktır. Bu ordu, Tanzimat ve Islahat dönemlerinde gerçekleştirilen askerî düzenlemelerin temelini oluşturmuş; XX. yüzyıl başlarında Osmanlı ordusunun teşkilat yapısını belirlemiştir (Shaw, 2006). Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye ile başlayan askerî modernleşme süreci, Cumhuriyet dönemi Türk ordusuna da doğrudan miras kalmıştır. Disiplinli ordu anlayışı, subay eğitimi ve merkezî komuta sistemi, modern Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tarihsel köklerini oluşturmaktadır. Bu yönüyle Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye, yalnızca Osmanlı Devleti’nin değil, Türk askerî tarihinin sürekliliği açısından da büyük önem taşımaktadır (Ortaylı, 2018). Sonuç olarak, Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye örneği, Osmanlı Devleti’nin askerî modernleşme çabalarının en kapsamlı ve etkili uygulaması olarak değerlendirilebilir. Bu kurum, askerî reformların yalnızca teknik düzenlemelerden ibaret olmadığını; siyasî irade, toplumsal meşruiyet ve kurumsal dönüşümle birlikte ele alınması gerektiğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Osmanlı askerî ıslahat sürecinin anlaşılması, modern Türk askerî yapısının tarihsel arka planını kavramak açısından da büyük önem arz etmektedir.

KAYNAKÇA

Aksan, V. H. (2011). Osmanlı Savaşları 1700–1870. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları.

İnalcık, H. (2011). Devlet-i Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar (Cilt II). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

İnalcık, H. (2014). Devlet-i Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar (Cilt III). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Ortaylı, İ. (2018). İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı. İstanbul: Timaş Yayınları.

Parker, G. (1996). Askerî Devrim: Batı’da Savaş Sanatı ve Devletin Yükselişi. İstanbul: Kitap Yayınevi.

Quataert, D. (2004). Osmanlı İmparatorluğu 1700–1922. İstanbul: İletişim Yayınları.

Shaw, S. J. (2006). Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye (Cilt I). İstanbul: E Yayınları.

Uzunçarşılı, İ. H. (1988). Osmanlı Devleti Teşkilâtından Kapukulu Ocakları. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Yazar Sosyal Medya Hesapları

https://www.instagram.com/hulasa.tarih/?hl=tr 

https://www.instagram.com/gokselburak07/?hl=tr 

https://x.com/gokselburak07 

Yazar Academia Profili

https://independent.academia.edu/karubleskog 

Tepkiniz nedir?

Beğen Beğen 0
Sevmedim Sevmedim 0
Aşık Oldum Aşık Oldum 0
Eğlenceli Eğlenceli 0
Kızdım Kızdım 0
Üzgün Üzgün 0
Woooow Woooow 0
Göksel Burak GÜZELKÜÇÜK https://orcid.org/0009-0003-5827-1794 Kendi seviyemde bağımsız araştırmalar yapıyorum. Yakınçağ Tarihi, Osmanlı Tarihi, Kurtuluş Savaşı Tarihi ve Cumhuriyet Tarihi üzerine çalışmalar yapmaktayım.