AŞK SÜRDÜRÜLEBİLİRMİ?
Herşeyden önce şu kavramları ele alalım.
1) Aşk nedir ve cinsiyetler arasındaki aşk tanımı değişir mi?
2) İnsan nasıl aşık olur?
3) İlişkilerde balans kuramı nedir?
4) İlişkilerde NŞA (Normal şartlar altında) kuramı geçerli midir?
5) Kusursuz aşk var mıdır?
6) Beklentiler aşkın katili midir?
Haydi başlayalım!
1) Aşk nedir ve cinsiyetler arasındaki aşk tanımı değişir mi?
Aşk duygusal yönden bakarsak biraz bağımlılık durumudur.
''Onu görmeden yapamıyorum'' sözünü hemen hemen herkes hayatında bir defa olsa dahi hissetmiştir. Peki böyle hissetmemizi ne sağlıyor?
Tabii ki hormonlarımız. Bakalım o hormonlar nelermiş?
- DOPAMİN HORMONU: ''Onu görmeyince nefes alamıyorum'' hormonudur. Aynı zamanda bağımlılıkların arkasında yatan temel hormondur. Yani aşk biraz da böyle işliyor.
- OKSİTOSİN HORMONU: Sarılırken kemiklerini kıracakmış gibi hissetmemizde yardımcı olan ve güveni sağlayan bu arkadaştır.
- SEROTONİN HORMONU: Mutluluk hormonudur. Aslında ilişkilerin başında bu hormon biraz düşüş gösterir. Çünkü işin içine özlem girer, doyamamazlık girer. ''Yanımdayken bile özlüyorum seni'' dedirten bu haşmetli moleküldür.
- TESTOSTERON VE ÖSTROJEN: Bu ikili her bir insanda mevcuttur. Erkeklerde az miktarda östrojen ve fazlaca testosteron bulunur. Kadınlarda ise tam tersi. Bu işte vücutta olduğu gibi ilişkilerde de sağlıklı süreci sağlar. Cinsel çekimin olması, arzu ve şevhetin sağlanmasında ve en önemlisi ilişkilerde dişillikle beraber erilliğin hissedilmesinde bu arkadaşlar büyük rol oynarlar. ''Erkekler prenses oldu artık!'' dememizdeki temel sebep de bu dengenin biraz olsun değişmesidir aslında.
Bir kadının gözünden aşk nasıl tanımlanır?
''Benim için aşk bütünlüktür. Ben bu bütünlüğün duygusal tarafını oluşturuyorum. Karşımdaki erkeğin ise bu bütünlüğün sağlayıcı rolünü üstlenmesini beklerim. Yani o bizim hayatımızı kolaylaştırabilecek uğraşlarda bulunup, geçimimizi sağlamalı. Bende onun sağladığı hayatı düzene sokan ve şefkat gösteren olarak tamamlamalıyım. Aslında işte bu kadar basit. Çok da bir şey istemiyorum. Artık dış dünya ile ile ilgili sorunlarla ben uğraşmak istemiyorum. Onunla hayatıma aldığım erkek ilgilenmeli. Bende iç dünyamıza iyi bakmalıyım.''
İşte sağlıklı bir psikolojiye sahip bir kadının düşüncesi bu yöndedir. Bunların tam aksinin olduğu durumlarda kadının erilliği artar ve karşı cins ile çatışmalar yaşanır. Çünkü roller artık net değildir. Güç dengesi bozulmak üzeredir. Erkekler bu rekabetten sıkılır ve meydan sizin demeye başlar. Erkeklerde dişillik artar ve kadınlarda da erillik. Çünkü artık rekabet ettikleri sadece hemcinsleri değildir, hayatlarını paylaştıkları hayat arkadaşlarıdır.
Bir erkeğin gözünden aşk nasıl tanımlanır?
''Benim için aşk şevkattir. Dış dünya oldukça kaos ve yaşam mücadelesi ile dolu. Benim huzur bulduğum yer, bana iyi gelen yer ise sadece kadınımın yanı. Ben rahat bir yaşam için olabildiğince çabalıyor ve savaşlar veriyorum. Tek isteğim biraz anlayış ve stressiz bir birliktelik. Dış dünya ile ben savaş veriyorken, neden karşımdaki kadın bu uğraşa girsin ki? Onu bu savaşa atarsam eğer, benim iç dünyamda olan savaşta yalnız kalacağım!''
2) İnsan nasıl aşık olur?
İnsanın aşık olmasındaki temel neden hormonlarıdır. Vücudumuzda birisi ile etkileşimimiz artış göstermeye başlamasıyla birlikte ''Noadrenalin'' hormonu salgılanmaya başlar. O ilk heyecanların, sürekli partnerimizi görme isteğinizin olmasının, onu görüncede hafif hafif yanaklarınızın kızarmasının sebebi tam olarak bu arkadaş. İşte insan ilk olarak bu hormonu sayesinde karşı tarafın çekim alanına girer. Bu hormondan sonra başlar serüveni..
Bakalım hangi hormonlarımız bizi aşık ediyor!
Dopamin: Ödül ve haz duygusunu tetikler. Partnerinizi gördükten sonra ki olan o yerinde duramama hissiyatı işte bu hormon yüzündendir.
Serotonin: Normalde ruh halini dengeler. Aşık olunca seviye düşer ve bu da karşı tarafa takıntı (Sürekli düşünme durumu) haline sokar.
İşte bu iki hormon bizim düşüncelerimize yansır ve artık partnerimiz sadece karşımızda değil, düşüncelerimizde de yer alır.
3) İlişkilerde balans kuramı nedir?
Daha önce bu tabiri hiç duymamış olabilirsiniz. Artık otomotiv sektöründen bir terim, ilişkilerimizde olacak. Merak etmeyin sorununuz olunca eli penseli ustalar ilgilenmeyecek, ben burada olacağım :D
Balans (Balance) fransızca kökenli bir kelime olup, denge anlamı taşır. İşte biz bu dengeyi ilişkilerimizde göreceğiz. Peki nedir bu denge hali?
İlişkilerde denge halini bir insanın yürüyüş sistemine benzetebiliriz. Bir insan sadece sağ adımı ile yoluna devam edebilir mi? Hayır tabi ki! Eninde sonunda düşecektir.
Başka bir örnek ile bakacak olursak eğer, bir şirketin kazanç sağlayabilmesi için kar-zarar dengesinin gayet güzel olması gerekiyor. Karın her zaman yüksek, zararın ise her zaman minimal düzeyde olması amaçlanır. İlişkilerde tam olarak böyledir. Adımı sürekli erkek yada kadın atarsa elbet o ilişki sekteye uğrar. Bir ilişkiye sadece bir taraf yatırım sağlarsa da , o şirket iflas eder!
İşte bu yüzden bir ilişkide şevhetten, tutkudan ve cinsellikten daha önemli olan şey dengedir. Denge yoksa, sağlıklı bir ilişki de mümkün değildir!
Dengeyi sağlamak adına yapılabilecek en önemli şey de beklentiye girmemektir. Beklentiye girdiğiniz her an karşı tarafa adım atma eğiliminiz azalır. Keza sağlıklı bir ilişki içerisindeyseniz zaten, beklentiye sebep olmadan bir adım geç yada bir adım erken farketmeksizin o adımlar atılacaktır.
DUYGUSAL DENGE: İlişkide bir taraf sürekli olarak duygusal paylaşım yapıyor ve karşı taraf sadece bu paylaşımları kabul ediyorsa üzgünüm ki ilişkiniz sonbaharda sararıp solan ağaç yaprağı gibi, ufak bir rüzgarda savrulup gidecektir. Bunun olmaması için partnerinize değer verin ve duygusal olarak aktarımlarda bulunun. Bir erkek bu aktarımını sürekli yapmaktan ziyade doğru anlarda yapmalıdır. Bir kadının ise yaşayacağı duygunun sınırı yoktur, çünkü kadın duygularıyla var olur ve duygularıyla yaşatır!
İLETİŞİMDE DENGE: İnsan kurduğu iletişim kadardır! Ne kadar etkili iletişim kurarsak insani ilişkilerimizde bir o kadar sorunsuz olacaktır. Balans kuramımız burada da devreye giriyor. İlişkilerinizde dengeyi sağlayabilmek için ilk olarak iki tarafında iyi birer dinleyici olması gerekiyor. İyi bir dinleyici olmayan insan, her konuştuğu kelime baştan çıkarıcı güzellikte mısralar olsa bile hiç bir başarı elde edemeyecektir. Sorunu bilmeyen ve dinlemeyen, çözüme asla erişemez!
Bir diğer hususumuz ise duyguların iletişim yoluyla aktarılmasıdır. Bu aktarım sayesinde kullandığımız beden dili ve sözler karşı tarafı ya etkisi altına alır yada samimiyeti sorgulatır. Bu yüzden neyi söylediğimizden ziyade neyi nasıl söylediğimiz çok önemlidir!
SORUMLULUĞUN DENGESİ: Günümüzde tartışmaların başlıca sebeplerinden birisi de tarafların sorumluluk dağılımındaki orantısızlıktır. Bir taraf kendine aşırı yük bindiğini ifade ederken, bir tarafta bir yuvayı geçindirmenin ne kadar zor olduğundan yakınır. Rolleri tahmin etmişsinizdir diye umuyorum (:
Bir kadının sorumluluğu her ne kadar ev düzeni gibi görünsede burada erkeğe de bir sorumluluk düşüyor. Kadın temizlik yaparken erkeğin rahat ve umursamaz tavırları kadında bir strese sebep oluyor. Ani kavgalara sebebiyet verebiliyor. O yüzden erkeğin bu durumlarda en azından yapmayı sevdiği işleri yaparak kadınına yardımcı olması gerekir. Her kadının dilinden düşmeyen ve ütopya olarak kalan bir cümle var ''Benimle mutfağa girsin, ben yemek yaparken o bir şeyler doğrasın. Mutlu olalım işte, bu kadar basit!'' cümlesi. Bu ütopyayı gerçekleştirmenin vakti gelmedi mi sizce de? Bu hanımcılık yada maskülenlikten ödün vermek demek değildir. Maskülen erkek kadınının ihtiyaçlarını giderebilen ve onu mutlu yaşatabilen erkektir. Karanlık maskülenite ile kadını gözyaşları ile kendi kurduğu gerçekliğe hapsetmek değildir. Bitti mi? Hayır tabii ki! Şimdide kadınlara düşen görevi söylemek durumundayım, üzgünüm hanımlar balanslar sağlam olmalı (:
Bazen erkekler sessizliği sever. Böyle durumlarda sessizliğe temasınızla ve dokunuşlarınızla ortak olun. Sessizliğini içsel bir huzura dönüştürün. Saçlarını ve ensesini okşayın. İşte şimdi sessizliğine gerçek anlamda yardım etmiş oldunuz. Birazdan zaten erkek o sessizliği bozacaktır. Çünkü içinde verdiği savaşı, sizin sessiz mücadeleniz sayesinde kazanmıştır!
Birlikte olduğunuz erkek işten geldiği vakit sabahtan yada dünden birikmiş olan stresin verdiği güç ile soru yağmuruna yada minimalize tartışmalara maruz bırakmayın mesela. Geceleri tartışma yapmaktan mutlaka kaçının. Siz kadınlar geceleri hormonlarınızdan ötürü adeta bir çağrı merkezi gibi tüm olayları ruhunuza kazırken, erkek ise geceleri içine kapanık ve duygusal modda olabiliyor size göstermese dahi. İşte bu iki ruhun hassas olduğu zaman diliminde sorumlulukları paylaşan iki birey olarak neden romantizmi arşa çıkarmak yerine tartışmayı seçiyorsunuz?
Tercih size ait.. Sen hangisini tercih edersin?
4) İlişkilerde NŞA ( Normal Şartlar Altında) Kuramı:
İnsan bulunduğu şartlara adapte olan ve şartları benimsediği zaman kendi gibi davranan bir varlıktır. NŞA kuramı da bize ilişkilerin normal şartlar altında nasıl hayatta kalabildiğini yada sonlandığını gösteriyor.
Bir ilişkinin ilk evresi yani flört dönemi o içerisinde bulundukları dönemin normal şartlarıdır. Sorumlulukların çok fazla yoktur örneğin. Ya da vaktini ve enerjini tam anlamıyla karşıya harcamıyorsun mesela. Bu şartlar gayet keyifli ve eğlenceli bir ilişki kurmanızı sağlıyor. Flört evresinin size sunduğu şartlar sizin normaliniz olarak kabul ediliyor ve sürekli böyle devam etmesinin hayallerini kuruyorsunuz. Sonra sevgililik dönemine erişiyorsunuz. Şimdi sorumluluklarınız arttı. Artık daha fazla yatırım ve zaman gerekiyor. Düzenli bir iletişim sağlamanız ve buluşmalar organize etmek de sorumluluklarınızın arasına eklenmiş bulunuyor. Ayrıca bu evrede tripler ve ufak tartışmalar da boy göstermeye başlıyor. Flört döneminin sağladığı normal şartlar, artık sizin normaliniz değil. Sevgililik döneminin size sunduğu şartlar sizin normaliniz olmak zorunda! Gördüğünüz gibi evreler arttıkça ve geliştikçe sorumluluklarımız da artıyor. İlk başta sadece mesajlara zamanında cevap vermekten ve kelime oyunlarıyla karşıyı cezbetmek yeterliyken, şimdi evlilik durumlarında bir evin ve o evin içerisinde bulunanların sorumluluğunu üstlenmiş oluyorsunuz. Şimdi sorun kendinize ve partnerinize: ''Şartlar değiştikçe ve zorluklar yada sorumluluklar arttıkça sımsıkı olmaya, gerektikçe de eğlenceden ve gezintiden taviz vermeye hazır mısın?''
5) Kusursuz Aşk Var Mıdır?:
Sizce kusursuz aşk var mıdır? Masallardaki o rüyaları süsleyen, hayaller kurduran aşklar gerçek midir? Bu soruya ilişkinin ilk başlarındaki herkes ''Evet, mümkündür!'' yanıtını verirken, ilişkilerinin devamlılığını uzun süredir sağlayan çiftler ise ''Kusursuz aşk yoktur, kusur aramamak ve negatif yönden bakmamak vardır!'' yanıtını verirler. Sonuçta insan ne yönden düşünürse o yöne çekilecektir. Dünya üzerinde yaşamış kim olursa olsun kusursuz değillerdir. Krallara taç giydiren Sultan Süleyman Han'ın kusuruydu belki de Hürrem, lakin aşkın sembolü oldu onun gözlerinde. Yorgun ruhunun tabibi, gönlünün dinmeyen sızısı oldu Sultan Süleyman için Hürrem. Dışarıdan bakan göz devleti yıktı dedi, oysa ki Sultan için gönlündeki çocuğu yeniden güldürendi. Bu durumdan şu dersleri çıkarmalıyız:
Dışarıdan gözlerin düşünceleri sizin düşüncelerinizi etkilememeli. Kusuru görmektense bütünsel güzelliğe odaklanmalı. Kalbi kıran bir ana odaklanarak , gönlü güldüren onlarca anı heba etmemeli!
Şimdi bir düşünün sevdiğiniz insanla olan güzel anlarınızı. Her şey o kadar güzel geliyor değil mi? Sanki ruhunuzdaki tüm yüklerin partnerinizin sesi ve yükselen kokusu sayesinde uçup gittiğini hissediyorsunuz. Şimdi de şu perspektiften bakın birlikteliğinize!
Her şey güzel giderken bir tartışma patlak veriyor. İki tarafın da beklentileri tartışmanın çıtasını giderek yükseltiyor. Gülümserken kırışan yüz bu sefer öfkeden ve gözyaşından ötürü kırışıyor. Sanki hayatınızın en zor anında nefes almaya çalışıyor gibi hissediyorsunuz kendinizi. Sanki bir el sizi tüm yaşamdan uzak tutup, karamsarlığa ve üzüntüye hapsediyor.
Sorun kendinize!
Mutlu olduğunuz anları bir dramanın peşinden sürüklenerek ve ilişkinizi kaostan besleyerek mi yolunuza devam edeceksiniz yoksa o drama sahnesini daha ilk sahnede birlikte yok mu edeceksiniz?
Belki ütopik diyologlardaki gibi uğurda romayı yakamazsınız ama böyle drama sahnelerini yakıp kül ederek, yerini sıkı bir sarılmaya bırakabilirsiniz. Seçim sizin..
6) Beklentiler Aşkın Katili Midir?
Beklentiler..
Bir ömrün ızdırabı beklentiler..
Beklentileri yüzünden acı çekmez mi insan? Beklentileri yüzünden hayalkırıklığı yaşamaz mı?
İnsanın kaderini düşünceleri değiştiriyorsa , beklentilerimizi de düşüncelerimiz şekillendirir. Kusursuz ve sorunsuz bir aşk beklentimizi, alice harikalar diyarındaki kül kedisi olma hayalimizi yada jüliet'in Romeosu olma düşlerimizi gerçekliğe uyarlamalıyız. Bu sayede beklentilerimizi gerçekliğe indirgeriz.
''Neden ben mutlu olamıyorum?''
''Gerçek aşkı hiçbir zaman bulamayacağım?''
''Neden imrendiğim ilişkileri bende yaşayamıyorum?''
İşte bu durumlardır aşkın katili!
Günümüzde artık sosyal medya var. Bizler de gözlerimizi sosyal medya ile açıyor ve sahte gerçekliğinde kaybolmuş bir şekilde güne gözlerimizi kapatıyoruz. Sahi kaçımız biliyor o imrenerek baktığımız videoların arka perdesindeki kıskançlık kavgalarını yada kaçımız şahit o imrendiğimiz çiftin yaşadığı zorluklara? İşte gerçeklik tam burada başlıyor!
Hayatın gerçekliği bir sosyal medya videosundan çok daha mutlu edebilir yada o gördüğümüz hüzünlü videolardan çok daha ağır bir üzüntüye sebep olabilir. İşte burada tek yapmamız gereken gerçekliğe gözlerimizi açmak ve beklentilerimizi gerçekliğe göre yeniden dizayn etmek. Böylece partnerinizle birlikteliğinizde o sosyal medya videolarındaki olayları aramak yerine, şuan tüm gerçekliği ile yaşadığınız hayattaki mutluluğu hissedebilirsiniz.
Bu perspektife erişmek için şu düşünceyle yaklaşın ilişkilerinize.
Aşkı bir sıvı olarak görün. Hayatı ve gerçekliği de o sıvının aktarıldığı bir kalıp. Siz de o kalıptan suyun taşmasını engelleyen tıkaç rolü göreceksiniz. Aşkınızı ne denli olaylar sarsıntıya uğratsada gerçekliğe dökülen her bir damla içinde bulunduğunuz anın kalıbının şeklini alacak ve siz de o sıvının dökülmemesini de tıkaç görevi görerek siz sağlayacaksınız.
İşte tüm mesele bundan ibaret!
Aşk duygusal yoğunluk içeren ve hormonların savaş alanı diyebileceğimiz bir insansı durumdur. Duygularımız da her an değişiklik gösterebilir ve dün hissettiğimizi aynı şekilde yeni bir sabaha erişince hissedemeyebiliriz. Lakin gerçekliği ve farkındalığı iliklerimize kadar hissedebiliriz. İşte bir ilişkide de o an yaşadığımız olumsuzluklara göre hareket etmemeyi öğrenmeliyiz. Bu sayede ilişkideki beklentilerimizi minimalize tutar yani gerçekliğe uyarlar, uğrumuza romanın yakılmasını isteyerek hayal kırıklığına erişmektense, yaşanılan tüm gerçekliğe sahip çıkarak bizim için verilen uğraşın farkına varırız. Ne de olsa aşk bir mücadeledir. Aynı gemide olan iki kaptan tarafından alabora olmadan yoluna devam etmelidir.
.
.
.
Bir başka yazıda daha görüşmek üzere sevgili okurlarım. Düşüncelerinizi veya sorularınızı iletmekten ve keyifli bir sohbet ortamı yaratmaktan kendinizi uzak tutmayın. Aşk sizinle olsun..