BOA HR SYS 2086-59 FONLU VESİKA ÜZERİNE MAKROSOSYOLOJİK, HUKUKİ VE DİPLOMATİK AÇIDAN BİR TETKİK
Bu çalışma, T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşıvi’nde (BOA) HR.SYS. 2086/59 koduyla muhafaza edilen Berlin Maslahatgüzarı Galib Bey’e ait diplomatik telgrafnâme üzerinden II. Balkan Savaşı sürecindeki Bâb-ı Ali kriz yönetimini, askerî-sivil bürokrasi gerilimini ve asimetrik harp stratejilerini incelemektedir. Tanzimat sonrasında kurumsallaşan rasyonel-hukuki bürokratik yapının kriz anlarında sergilediği edimsizlik ve felç, sahadaki askerî erkin icrai kararlılığı ve pragmatik eylemleriyle aşılmıştır. Çalışmada, Almanya İmparatoru II. Wilhelm’in Osmanlı Devleti’ne yönelik zorlayıcı tedbirlere karşı koyduğu vetosunun uluslararası güç dengelerine etkisi ve Garbî Trakya Hükümet-i Müstakilesi’nin Edirne’nin kurtarılması maksadıyla nasıl araçsallaştırıldığı analiz edilmektedir. Son olarak, sahada elde edilen askerî ve asimetrik üstünlüğün 29 Eylül 1913 İstanbul Antlaşması ve ek protokolleriyle nasıl kapsayıcı bir uluslararası hukuk zırhına büründürüldüğü tahlil edilmektedir.
BOA HR SYS 2086-59 FONLU VESİKA ÜZERİNE MAKROSOSYOLOJİK, HUKUKİ VE DİPLOMATİK AÇIDAN BİR TETKİK
ÖZET
Bu çalışma, T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşıvi’nde (BOA) HR.SYS. 2086/59 koduyla muhafaza edilen Berlin Maslahatgüzarı Galib Bey’e ait diplomatik telgrafnâme üzerinden II. Balkan Savaşı sürecindeki Bâb-ı Ali kriz yönetimini, askerî-sivil bürokrasi gerilimini ve asimetrik harp stratejilerini incelemektedir. Tanzimat sonrasında kurumsallaşan rasyonel-hukuki bürokratik yapının kriz anlarında sergilediği edimsizlik ve felç, sahadaki askerî erkin icrai kararlılığı ve pragmatik eylemleriyle aşılmıştır. Çalışmada, Almanya İmparatoru II. Wilhelm’in Osmanlı Devleti’ne yönelik zorlayıcı tedbirlere karşı koyduğu vetosunun uluslararası güç dengelerine etkisi ve Garbî Trakya Hükümet-i Müstakilesi’nin Edirne’nin kurtarılması maksadıyla nasıl araçsallaştırıldığı analiz edilmektedir. Son olarak, sahada elde edilen askerî ve asimetrik üstünlüğün 29 Eylül 1913 İstanbul Antlaşması ve ek protokolleriyle nasıl kapsayıcı bir uluslararası hukuk zırhına büründürüldüğü tahlil edilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Bâb-ı Ali, II. Balkan Savaşı, HR.SYS. 2086/59, Diplomatik Realizm, Garbî Trakya Hükümet-i Müstakilesi, İstanbul Antlaşması.
ABSTRACT
This study examines the Sublime Porte’s crisis management, military-civilian bureaucratic tensions, and asymmetric warfare strategies during the Second Balkan War through a diplomatic telegram (BOA, HR.SYS. 2086/59) sent by Galib Bey, the Chargé d'Affaires in Berlin. The institutional paralysis of the rational-legal bureaucracy formed after the Tanzimat period was overcome by the executive decisiveness and pragmatic interventions of military actors in the field. The paper analyzes the impact of German Emperor Wilhelm II’s veto against coercive measures on international power balances and explores how the Provisional Government of Western Thrace was instrumentalized to secure Edirne. Finally, it evaluates how military and asymmetric gains on the ground were transformed into a comprehensive international legal framework through the Treaty of Istanbul (September 29, 1913) and its supplementary protocols.
Keywords: Sublime Porte, Second Balkan War, HR.SYS. 2086/59, Diplomatic Realism, Provisional Government of Western Thrace, Treaty of Istanbul
Giriş
I. Balkan Savaşı hezimetinin ardından Bâb-ı Âli’nin içine düştüğü edimsizlik, Osmanlı idari mekanizmasının kriz anlarında sergilediği hantal yapının ve karar alma süreçlerindeki fevkalade felcin en somut göstergesidir. Tanzimat sonrasında kurumsallaşan rasyonel-hukuki bürokrasinin statükoyu muhafaza etme eğilimi, devletin beka sorunlarıyla yüzleştiği radikal eşiklerde icrai kararlılığı askıya alan bir vesayet zeminine dönüşmüştür.[1] Askeri erkin saha şartlarından edindiği ampirik veri ile sivil bürokrasinin prosedürel çekinceleri arasındaki yapısal uyuşmazlık, kriz yönetiminde derin bir işlevsizlik yaratmıştır. Olağanüstü şartların gerektirdiği esneklik ve sürat, prosedür odaklı bürokratik aygıtın katılığına çarparak felce uğramakta, bu durum dış politikada devleti edilgen bir konuma hapsetmektedir. Dolayısıyla Bâb-ı Âli diplomasisinin II. Balkan Savaşı sürecindeki tereddüdü, münferit bir basiretsizlikten ziyade bürokratik yapının kendi iç mantığından neşet eden kurumsal bir tıkamadır.
Bürokratik felcin aşılarak sahanın dinamiklerine uygun kararların alınabilmesi, ancak geleneksel karar alma kanallarının askıya alınması ve olağanüstü hal mantığının icrai organ bünyesinde devreye sokulmasıyla mümkün olmuştur. Sivil meclislerin ve prosedürel mekanizmaların kriz anlarında sergilediği gecikmeli tepkiler, icrai erkin sahada durum yaratma yönündeki hamleleriyle ikame edilmiştir. Askeri karar vericilerin sahadaki kuvvet dengelerini ve güç boşluklarını anlık tahlil etme kabiliyeti, sivil diplomasinin uluslararası baskılardan çekinerek ertelediği adımların atılmasını sağlamıştır. Bu durum, idari yapının olağan işleyiş kurallarını aşan bir pragmatizmin ve askeri rasyonalitenin yönetime hakim olması anlamına gelmektedir. Bâb-ı Âli üzerindeki fiili kontrol, devleti uluslararası sistem karşısında pasif bir kabullenicilikten çıkararak sahanın getirdiği şartları dikte ettiren icrai bir aktöre dönüştürmüştür. Hariciye Nezareti kayıtlarına yansıyan vesikalar, yaratılan bu fiili durumun uluslararası sistem üzerindeki çözücü etkisini açıkça ortaya koymaktadır. Avrupa güç dengesinin Osmanlı lehine gelişen askeri hareketlilik karşısında sergilediği tepkisizlik, uluslararası vesayetin aslında sahada yaratılan kararlı durumlar karşısında nasıl gerilediğini tescil etmektedir. Düvel-i Muazzama’nın kolektif müdahale veya askeri yaptırım imkanlarının sıfırlanması, sahadaki askeri gerçekliğin diplomatik söylemi nasıl biçimlendirdiğinin bir delilidir. Bâb-ı Âli’nin kâğıt üzerindeki tehditlere ve blöflere boyun eğmek yerine sahaya dayalı bir strateji izlemesi, büyük devletlerin diplomatik baskılarını sembolik protestolar seviyesine geriletmiştir. Tarihsel süreçlerin muhtemel riskler veya karşı-olgusal varsayımlar üzerinden değil, gerçekleşen nihai sonuçlar üzerinden tahlil edilmesi ilkesi gereğince, bu hareket askeri ve diplomatik bir rasyonelliğin ifadesidir.
Askeri erkin sergilediği bu icrai kararlılık, doğrudan diplomatik ve hukuki kanallarla sınırlı kalmayıp, uluslararası hukukun yaptırımlarını bypass eden asimetrik mekanizmalarla desteklenmiştir. Devletin resmi ordusunu uluslararası bir çatışmanın tarafı yapmaktan kaçınarak, hukuki sorumluluğu koparılmış gayriresmi unsurlar vasıtasıyla sahada alan hakimiyeti kurulması, kriz yönetiminin en karmaşık safhasını teşkil eder. Kurulan geçici idari yapılar, ana hedefin muhafazası ve diplomatik masada manevra alanının genişletilmesi maksadıyla araçsallaştırılmış birer tampon işlevi görmüştür. Hasım devletin arka bahçesinde sürekli bir güvenlik tehdidi canlı tutularak, uluslararası aktörlerin hakemliğine ihtiyaç duyulmaksızın doğrudan ikili müzakere masasının kurulması zorunlu kılınmıştır. Bu süreç, majör jeopolitik kazanımların elde edilmesi adına minör piyonların stratejik bir disiplinle sevk ve feda edildiği analitik bir rasyonelliği yansıtmaktadır.
Nihayetinde sahada yaratılan askeri gerçeklik ve yürütülen asimetrik denge stratejisi, uluslararası hukuk normlarına uygun kapsamlı bir barış antlaşmasıyla kalıcı bir kurumsal zırha büründürülmüştür. İmzalanan metin ve ek protokoller; sadece sınır tespitiyle sınırlı kalmayıp, egemenlik haklarının tescili, mülkiyet hukuku, azınlıkların dini özerkliği ve sınır boylarında sınır güvenliğini tehdit edecek unsurların tasfiyesi gibi en ileri hukuki enstrümanları barındırmaktadır. Uluslararası mahkemelerin tahkim yetkisinden dini kurumların idari özerkliğine kadar uzanan bu detaylı hukuki mimari, sahadaki askeri kazanımın ne derece proaktif bir diplomatik akılla taçlandırıldığını kanıtlamaktadır. Böylece, Büyük Devletlerin vesayetini simgeleyen önceki kolektif düzenlemeler tamamen kadük bırakılmış, Osmanlı Devleti uluslararası sistemde kendi şartlarını muhatabına kabul ettiren egemen bir aktör olarak hukuki varlığını tescil ettirmiştir.
HR.SYS. 2086/59 Numaralı Dosyanın Telgraf Mimarisi ve Diplomatik Realizm
Bâb-ı Âli Hariciye Nezâreti Kalem-i Mahsus fonunda muhafaza edilen HR.SYS. 2086/59 numaralı dosya müfredatı, Berlin Sefâret-i Seniyyesi Maslahatgüzarı Galib Bey’den gelen telgrafnâmenin tercümesini muhtevi olması bakımından II. Balkan Savaşı’nın diplomatik kriz merkezini doğrudan resmetmektedir.[2] Belge metni, Almanya İmparatoru II. Wilhelm’in Osmanlı Devleti’ne karşı zorlayıcı ve sert araçlar kullanılmasını reddettiğini, Edirne’nin terkine icbar edilmesini düşmanca bir harekete eşdeğer göreceğini Romanya Sefiri Mösyö
Lahovary vasıtasıyla Bâb-ı Âli’ye ulaştırmaktadır. Bu istihbarat akışı, sivil bürokratik kanalların pasif çaresizliğine karşın, Avrupa güç blokları arasındaki çıkar çatışmalarının Osmanlı diplomatik aktörleri tarafından anlık bir tespitle tahlil edildiğini göstermektedir. Almanya’nın vetosu sayesinde müttefik devletlerin tasarladığı deniz ablukası imkanı ortadan kalkmış, Büyük Devletlerin ortak protesto notası ise Osmanlı’nın itibarını zedelemeyecek sembolik bir tebliğ düzeyine gerilemiştir.
Vesikadaki ifadeler, sahadaki askerî hareketliliğin uluslararası sistemde nasıl bir rasyonel karşılık bulduğunu tescillemektedir. Bâb-ı Âli’nin hantal bürokratik yapısı içerisinde Meclis-i Hâriciye Müsteşarı’nın yetmiş beş günden beri vaziyeti idare ettiklerine dair beyanları, kriz yönetiminde zamana oynamanın ve kontrollü risk idaresinin bir sonucudur. Ordunun sukut edeceği korkusu ile Bulgarların taarruzî hareketlerle bölgeden sökülüp atılması fikri arasındaki gerilim, icrai kararların ne denli bıçak sırtı bir dengede yürütüldüğünü ortaya koymaktadır. Rusya Sefiri’nin Bulgaristan’ın kuvvet kaydırmaması durumunda tutum değiştirmeyeceğine yönelik tazyikleri, sahada Edirne’nin geri alınmasıyla yaratılan fiili durum karşısında hükümsüz kalmıştır. Belge, Enver Paşa ve askerî kadronun Edirne hamlesinin kontrolsüz bir macera değil, küresel ittifak bloklarındaki çatlakları doğru okuyan rasyonel bir saha realizmi olduğunu doğrulamaktadır.
Vesikanın üst notlarında ve istihbarat ağlarında Kurmay Yarbay Kâzım Karabekir gibi askerî istihbarat aktörlerinin mevcudiyeti, Bâb-ı Âli Hariciyesi ile ordunun icrai kanadı arasındaki bilgi akışının niteliğini göstermektedir. Edirne’nin kurtarılması sürecinde diplomatik telgraflar ile sahadaki askerî operasyonlar eş zamanlı bir koordinasyonla yürütülmüştür. Diplomasinin tıkandığı noktalarda sahanın imkanları devreye sokulmuş, büyük devletlerin blöfleri tahlil edilerek uluslararası hukukun yaptırım tehditleri boşa çıkarılmıştır. Bâb-ı Âli’nin geç döneme damga vuran bu kriz yönetimi, klasik Tanzimat diplomasisinin edilgen tutumundan sıyrılarak, askerî güç ile diplomatik istihbaratı tek bir idari stratejide birleştiren pragmatik bir kurumsal dönüşümün tezahürüdür.
Garbî Trakya Hükümet-i Müstakilesi
Doğu Trakya ve Edirne’nin muhafazası maksadıyla sahanın imkanlarını genişleten asimetrik hamleler, Batı Trakya Bağımsız Hükümeti’nin teşekkülüyle somut bir siyasi idareye dönüşmüştür. Teşkilat-ı Mahsusa önderliğinde Süleyman Askerî ve Kuşçubaşı Eşref gibi kurmay kadroların öncülüğünde kurulan bu yapı, Bâb-ı Âli’ye uluslararası hukuk karşısında inkâr edilebilir bir hareket alanı kazandırmıştır.[3] Düvel-i Muazzama’nın Meriç’in batısına
geçilmesini askeri müdahale sebebi sayan tehditleri karşısında, resmi ordu birliklerinin hukuki sorumluluğu askıya alınmış, yerel milis unsurlar ve istifa etmiş gösterilen subaylar vasıtasıyla bölgede fiili bir egemenlik alanı inşa edilmiştir. Bu mekanizma, modern kriz yönetiminde merkez idarenin uluslararası yaptırımlardan kaçınmasını sağlayan analitik bir kamuflaj işlevi görmüştür.
Kurulan bu elli altı günlük geçici devlet modeli; kendi bayrağı, posta pulu, yargı organları ve ordusuyla müstakil bir idare teşkil ederken, temel varlık gerekçesini Edirne üzerindeki diplomatik baskıyı kırmaya bağlamıştır. Bulgaristan’ın Doğu Trakya’ya yönelik olası bir karşı taarruz ihtimali, Batı Trakya’daki bu silahlı gücün varlığıyla tamamen kilitlenmiştir. Bulgar ordusunun arkasında sürekli bir güvenlik tehdidi canlı tutularak, Sofya yönetimi Büyük Devletlerin vesayetine sığınmaktan vazgeçirilmiş ve Bâb-ı Âli ile doğrudan ikili müzakere masasına oturmaya mecbur edilmiştir. Yunanistan ile yapılan konjonktürel işbirliği ve lojistik temaslar, İttihatçı askerî aklın bölgesel dengeleri kendi lehine nasıl manipüle edebildiğinin belirgin bir nişanesidir.
Garbî Trakya Hükümet-i Müstakilesi’nin İstanbul Antlaşması’nın ardından lağvedilerek alanın boşaltılması, kurumsal bir başarısızlık yahut gayrimeşru bir çeteleşmenin tasfiyesi olarak değerlendirilemez. Aksine bu tasfiye, oyun teorisi bağlamında majör bir jeopolitik hedefin kazanılması adına minör bir aracın stratejik bir disiplinle feda edilmesinden ibarettir. Bâb-ı Âli, Bulgaristan ile yürüttüğü ikili pazarlıklarda Edirne ve Doğu Trakya’nın tapusunu hukuken güvenceye aldığı an, Batı Trakya’daki asimetrik tampon yapıyı lağvederek uluslararası sisteme olan taahhütlerini yerine getirmiştir. Dolayısıyla bu süreç, kriz yönetiminde kullanılan örtülü araçların ana hedefe ulaşıldığı an sistemden çekildiği rasyonel bir feda mekanizmasının tezahürüdür.
İstanbul Antlaşması
Sahada yaratılan fiili durum ve yürütülen asimetrik denge politikası, 29 Eylül 1913 tarihinde Osmanlı Devleti ile Bulgaristan Krallığı arasında imzalanan İstanbul Barış Antlaşması ile uluslararası hukuk zemininde kalıcı bir tescile kavuşmuştur. Prof. Nihat Erim tarafından derlenen devletlerarası hukuk metinleri incelendiğinde, bu antlaşmanın I. Balkan Savaşı sonrasındaki Londra Antlaşması sınırlarını tamamen kadük bıraktığı görülmektedir.[4] Dahiliye Nazırı Talât Bey, Bahriye Nazırı Mahmut Paşa ve Şûra-yı Devlet Reisi Halil Bey’den oluşan Bâb-ı Âli heyeti, askerî erkin sahada elde ettiği Edirne, Kırklareli, Dimetoka ve Doğu Trakya kazanımlarını eksiksiz bir hukuki zırha büründürmüştür. Antlaşmanın ana metni, sınır çiziminden askerlerin çekilmesine, genel aftan vatandaşlık tercihlerine kadar geniş bir hukuki çerçeveyi tanzim etmektedir.
Antlaşmaya eklenen beş adet melfuf (ek protokol), Osmanlı diplomasisinin kriz sonrasında kurduğu hukuki mimarinin derinliğini göstermektedir. 1 Numaralı Sınır Protokolü ile Rezve deresinden Meriç ve Arda nehirlerine uzanan sınır hattı detaylandırılmış, c şıkkı uyarınca sınırın her iki tarafındaki 15 kilometrelik şeritte kalan nüfus için ihtiyari mübadele esası getirilmiştir. Bu düzenleme, dünya tarihinin ilk düzenli ve gönüllü nüfus mübadelelerinden biri olarak sınır boylarındaki asayişsizliği ve komitacılık faaliyetlerini hukuken engellemeyi hedeflemiştir. 2 Numaralı Melfuf ise Bulgaristan’da kalan Türk ve Müslüman azınlığın dini özerkliğini güvence altına almış, Sofya’da Bab-ı Meşihat’a bağlı bir Başmüftülük ihdas ederek müftülük mahkemelerinin, vakıfların ve Türkçe eğitimin hukuki statüsünü korumuştur.
Ayrıca 3 Numaralı Melfuf ile mülkiyet ve imtiyaz uyuşmazlıklarının çözümü için Lahey Uluslararası Hakem Mahkemesi’nin yetkisinin tanınması, Bâb-ı Âli’nin uluslararası hukukun en ileri normlarını kendi lehine araçsallaştırdığını tescil etmektedir. 4 Numaralı Melfuf ile Bulgaristan’a verilen demiryolu transit geçiş hakları ise askerî hezimetten çıkan bir devletin muhatabına uyguladığı kontrollü bir diplomasi tavizidir. Bâb-ı Âli, Büyük Devletlerin kolektif vesayetini simgeleyen Londra Antlaşması masasını dağıtarak, doğrudan krizin muhatabıyla ikili bir hukuk inşa etmiş ve Edirne’nin Osmanlı toprağı olduğunu uluslararası sisteme tescil ettirmiştir.
Sonuç
BOA, HR.SYS. 2086/59 numaralı arşiv vesikası ve II. Balkan Savaşı’nı takip eden hukuki-diplomatik süreçler, Tanzimat sonrasında Bâb-ı Âli’de billurlaşan rasyonel-hukuki bürokrasinin kriz anlarındaki sınırlarını ve bu sınırların askerî icrai akıl tarafından nasıl aşıldığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. I. Balkan Savaşı’nın ardından sivil bürokratik mekanizmanın içine düştüğü edimsizlik ve statükocu felç, Bâb-ı Âli Triumviratı’nın sahada durum yaratma stratejisiyle kırılmıştır. Berlin Maslahatgüzarı Galib Bey’in telgrafına yansıyan Almanya vetosu ve Büyük Devletlerin müdahale imkansızlığı, Enver Paşa ve askerî kadronun sahadaki güç boşluklarını ve uluslararası ittifak çatlaklarını ne derece rasyonel okuduğunu kanıtlamaktadır. Tarihsel süreçlerin karşı-olgusal varsayımlarla değil, gerçekleşen somut sonuçlar üzerinden tahlil edilmesi ilkesi, Edirne hamlesinin bir maceracılık değil, hesaplanmış bir askerî-diplomatik realizm olduğunu tescil etmektedir.
Garbî Trakya Hükümet-i Müstakilesi’nin kurulmasıyla işletilen asimetrik harp mekanizması, uluslararası hukukun yaptırımlarından korunarak masada manevra alanı yaratmanın en özgün örneklerinden birini teşkil etmiştir. Çift taraflı şantaj stratejisiyle Bulgaristan teke tek pazarlık masasına çekilmiş, ana hedef olan Doğu Trakya’nın kurtarılması sağlanınca bu geçici yapı rasyonel bir disiplinle feda edilmiştir. Sahada elde edilen bu askerî ve asimetrik üstünlük, 29 Eylül 1913 İstanbul Antlaşması ve ek protokolleriyle taçlandırılarak azınlık haklarından sınır mübadelesine, Lahey tahkiminden mülkiyet hukukuna kadar kapsayıcı bir hukuki kale inşa edilmiştir. Sonuç itibarıyla Bâb-ı Âli diplomasisi, hantal bürokratik vesayetin yarattığı felci icrai kararlılık ve asimetrik stratejilerle aşmış, Osmanlı Devleti’nin egemenlik haklarını uluslararası sistemde yeniden tescil ettirmiştir.[5]
Ek-1: T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi, Hariciye Nezâreti Siyasi Kısım Evrakı (HR.SYS), Dosya: 2086, Evrak: 59 numaralı belgenin Osmanlıca Metni:
EK-1A. Belgenin Transkripsiyonu
"Romanya sefirinin ifâdesine nazaran; Almanya İmparatoru, Devlet-i Osmâniye’ye karşı vesâit-i şedîde istimâliyle Edirne’yi terke icbâr etmek gibi bir hareketin, bir hareket-i hasmâneye muâdil bulunacağından bunu katiyyen reddetdiğini ve binâenaleyh bu ihtimâlin ber-taraf edildiğini kendisinden işitmiş ve Hâriciye Müsteşârı da bu haberi teyid etmiştir. Binâenaleyh niyâbet-i bahrîyye (deniz ablukası) icrâ edilemeyecekdir. Düvel-i muazzama, taleb-i ihtimâl Perşembe günü katiyen ihlâl-i haysiyet olmayacak bir mâhiyetde bir teblîg-i müşterekde bulunmağla iktifâ edeceklerdir. Bu vaziyet, Vana karşı serâhatdedir. Düvel-i muazzama tarafından notanın itâsını müteakip müttefiklerin der-hâl mütârekeyi fesh edeceklerini bidâye için (başlangıçta) tebliğ etmişlerdir. Karşı tarafın bunu tekrâr etmediğine nazaran, konunun muallakta olduğu fikrindeyiz. Bu müşevveş vaziyetin içinden ne sûretle çıkabileceğini musırren suâl eylediğim üzerine, Meclis-i Hâriciye Müsteşarı Bulgarların bazı hazırlıklar yapdıklarını zannetdiğini ve buna karşı intihâb edeceği tedâbîr-i aliyye sayesinde yetmiş beş günden beri filvaki vaziyeti idare etdiklerini ifâde eyledi. Hakkımızdaki nokta-i nazarımızı kendisine îzâh etdiğim Rusya sefiri ise ancak Bulgaristan’ın bu noktanın tebdîl-i tekessür etmesi (kuvvet kaydırması) durumunda durumun değişebileceğini ifâde etdi.
Herkesin istinâd etdiği yegâne şey zamandır. Bir taraftan taarruzî harekât icrâsıyla
Bulgarları tamamen tard edip (bölgeden uzaklaştırıp) sorunu ortadan kaldırmanın mümkün olduğu düşünülürken; diğer taraftan ordunun o zamâna kadar sukut edeceği (cephenin çökeceği) keyfiyeti büyük bir endişe kaynağıdır."
EK-1B Belgenin Kurumsal Bilgileri ve Sadeleştirilmiş Metni
Arşiv Kodu: T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA), HR.SYS. 2086/59.
Kurum: Bâb-ı Âlî Dışişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğü.
Gönderen: Berlin Sefâret-i Seniyyesi Maslahatgüzarı Galib Bey.
İçeriği: Romanya Büyükelçisi'nin verdiği bilgilere göre; Almanya İmparatoru II. Wilhelm, Osmanlı Devleti'nin sert tedbirlerle Edirne'yi terk etmeye zorlanmasını düşmanca bir tavır olarak göreceğini bildirmiştir. Bu nedenle müttefiklerin deniz ablukası veya askeri müdahale ihtimali ortadan kalkmıştır. Büyük devletler Perşembe günü Osmanlı onurunu zedelemeyecek sembolik ortak bir protesto notası vermekle yetineceklerdir. Bâb-ı Âli Hariciyesi ve askeri istihbarat ağı, 75 gündür zamana oynayarak kriz yönetimi sürdürmektedir.
EK-2: Belgedeki Kritik Diplomatik ve Askerî Aktörler
Berlin Sefâret-i Seniyyesi Maslahatgüzarı Galib Bey: Hariciye Nezareti Tercüme Odası kökenli diplomat. Sefir İstanbul'dayken Berlin'de Maslahatgüzar olarak bulunmuş; Alman Dışişleri ve II. Wilhelm nezdinde yürüttüğü istihbarat diplomasisiyle Düvel-i Muazzama'nın deniz ablukası (niyâbet-i bahrîyye) planlarını Berlin'den boşa çıkarmıştır.
Kurmay Yarbay Kâzım Karabekir: Edirne Kalesi Müdafaası sonrası esaretten dönen ve II. Balkan Savaşı sürecinde Edirne'nin geri alınması için kurulan istihbarat ve operasyon ağlarında aktif rol oynayan Kurmay Yarbay. Berlin'den gelen bu çok gizli telgrafın istihbarat koordinasyonu ve Hariciye-Ordu ilişkisi bağlamında incelenmesini sağlamıştır.
EK-3: İSTANBUL ANTLAŞMASI'NIN ÖZETİ: (Prof. Nihat Erim'in Derlemesinden Aktarılmıştır.)
Muahedename-i Asliyye (Ana Antlaşma Metni)
Madde 1-4 (Sınır Hattı ve İdari İlişkiler): Karadeniz kıyısındaki Rezve deresinden başlayarak Tunca, Meriç ve Arda nehirleri üzerinden Ege Denizi'ne ulaşan sınır hattı tanzim edilmiş; işgal edilen sahaların üç hafta içinde tahliyesi, askeri terhis ve kesintiye uğrayan diplomatik/telgrafik ilişkilerin yeniden tesisi hükme bağlanmıştır.
Madde 5-7 (Hukuki Statü ve Mübadele): Savaş esirlerinin bir ay içinde iadesi, genel af ilanı ve terk edilen topraklardaki ahalinin dört yıl süreyle Osmanlı vatandaşlığını koruma hakkı (hakk-ı hıyar) kayıt altına alınmıştır.
Madde 8-13 (Cemaat ve Mülkiyet Hakları): Bulgaristan’daki Müslüman ahalinin din, vicdan ve mülkiyet hürriyeti teminat altına alınmış; hutbelerde Halife adının okunması, vakıf gelirlerinin (icareteyn, mukataa, aşar) korunması ve Hanedan-ı Âl-i Osman'ın emval-i hususiyesi güvenceye kavuşturulmuştur.
Madde 14-20 (Müessese ve Tahkim Hükümleri): Şehitliklerin muhafazası, seyahat hürriyeti, Şark Şimendiferleri imtiyazı ile doğabilecek ihtilaflarda Lahey Hakem Mahkemesi’nin yetkisi tescil edilmiştir.
I. Antlaşmaya Ekli Protokol ve Sözleşmeler (Melfuflar)
1 Numaralı Melfuf (Sınır Protokolü ve Mübadele): Sınır komisyonlarının çalışma esasları düzenlenmiş; sınırın her iki tarafındaki 15 kilometrelik şeritte kalan ahali için tarihteki ilk örneklerden biri olan "ihtiyari mübadele" esası getirilmiştir.
2 Numaralı Melfuf (Müftülere Müteallik Mukavelename): Sofya'da Bab-ı Meşihat'a bağlı bir Başmüftülük ihdas edilmiş; şer'i mahkemelerin özerkliği, Türkçe eğitim veren medreselerin statüsü ve vakıf idareleri hukuki teminata bağlanmıştır.
3 Numaralı Melfuf (Tahkimnâme): Antlaşmanın 11, 13 ve 16. maddelerinden doğacak uyuşmazlıkların çözümünde Lahey Hakem Mahkemesi nezdinde oluşturulacak beş kişilik tarafsız hakem heyetinin çalışma usulleri belirlenmiştir.
4 ve 5 Numaralı Melfuflar (Transit Geçiş ve Tasdik): Mustafapaşa-Edirne-Dedeağaç demiryolu ile Meriç Nehri üzerinde Bulgaristan’a 10 yıl süreli lojistik geçiş hakkı tanınmış; onay belgelerinin 29 Eylül 1329 tarihinde Dersaadet'te karşılıklı verileceği beyan edilmiştir.
EK-4: ENVER PAŞA'NIN BİR FOTOĞRAFI
BİBLİYOGRAFYA
I. Birincil Arşiv Kaynakları
T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA), Hariciye Nezâreti Siyasi Kısım Evrakı (HR.SYS), Dosya: 2086, Evrak: 59.
II. Resmi Hukuk Metinleri ve Külliyatlar
Erim, Nihat. Devletlerarası Hukuku ve Siyasî Tarih Metinleri (Cilt: I - Osmanlı İmparatorluğu Andlaşmaları). Ankara: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1953. (16-29 Eylül 1913 İstanbul Barış Antlaşması ve 1-5 Numaralı Melfufları).
III. İnceleme, Araştırma ve Monografiler
Akşin, Sina. Jön Türkler ve İttihat ve Terakki. İstanbul: Remzi Kitabevi, 1987.
Aydemir, Şevket Süreyya. Makedonya’dan Ortaasya’ya Enver Paşa (3 Cilt). İstanbul: Remzi Kitabevi, 1972.
Bayur, Yusuf Hikmet. Türk İnkılâbı Tarihi (Cilt II, Kısım I-II: Balkan Savaşları). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1991.
Karabekir, Kâzım. Hayatım. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2008.
Kuran, Ahmed Bedevî. Osmanlı İmparatorluğunda İnkılâp Hareketleri ve Milli Mücadele. İstanbul: Çeltut Matbaası, 1956.
Stoddard, Philip Hendrick. Teşkilat-ı Mahsusa: İstanbul'un Doğusunda Bitmeyen Oyun. (Çev. Tansel Demirel). İstanbul: Arba Yayınları, 1993.
Yalçın, Hüseyin Cahit. Siyasal Anılar. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2000.
IV. Teorik ve Metodolojik Eserler
Findley, Carter Vaughn. Bureaucratic Reform in the Ottoman Empire: The Sublime Porte, 1789-1922. Princeton: Princeton University Press, 1980.
Weber, Max. Economy and Society: An Outline of Interpretive Sociology. Ed. Guenther Roth & Claus Wittich. Berkeley: University of California Press, 1978.
[1] Max Weber, Economy and Society: An Outline of Interpretive Sociology, ed. Guenther Roth & Claus Wittich, Berkeley: University of California Press, 1978.
[2] T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA), Hariciye Nezâreti Siyasi Kısım Evrakı (HR.SYS), Dosya No: 2086, Gömlek No: 59
[3] Philip Hendrick Stoddard, Teşkilat-ı Mahsusa: İstanbul'un Doğusunda Bitmeyen Oyun, çev. Tansel Demirel, İstanbul: Arba Yayınları, 1993
[4] Nihat Erim, Devletlerarası Hukuku ve Siyasî Tarih Metinleri (Cilt: I - Osmanlı İmparatorluğu Andlaşmaları), Ankara: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1953, s. 457-476
[5] Belgenin Osmanlıca orijinal metni Ek-1'de, transkripsiyonu ise Ek-1A'da sunulmuştur