29 Mayıs 2026

Hans Zimmer'ın "S.T.A.Y." müziğinin bünyemde bıraktığı etkiyle başlayan bir mektup. İyi okumalar dilerim.

Bugün 28 Mayıs'ın 29 Mayıs'a bağlandığı gece, saat 00.41 suları. 

Normalde aklımda bir mektup yazmak yoktu. Mektup yazmadan hemen önce aklımda ne zaman bir mektup yazmak oluyor ki zaten? Fakat şunu fark ettim, mektup yazmaya büyük ölçüde beni müzikler teşvik ediyor. Hans Zimmer olmasa yazdığım çoğu şeyi yazamazdım herhalde :). Bu mektupların tamamında rolü büyük. Interstellar albümünden "S.T.A.Y." müziği arkada dönüyor şu an ve mektup yazmaya başlatan müzik de bu. Interstellar'ın o meşhur "kitaplık" sahnesinde arkada çalan müziktir. İzlemeyenlere sürprizbozan (spoiler) olmasın. 

Son mektupta bahsettiğim kolyeyi de aldım yanıma bu sırada. Dediğim gibi, emin ellere emanet ettim onu. Seneler önce mektup yazdığımda da genelde yanımda hep belirli eşyalarım olurdu. Bir yüzük, biblo ve kalpak. Bir gelenekti benim için. Yeni kadroda bahsettiğim bu kolye ve birer tespih olacak gibi duruyor. Eskiden yanımda bulunan eşyaları da, şu an yanımda bulunan eşyaları da yakından göreceksin "Bilinmeyen"

Kitaplarımın altını çizmeme, onlarca not almamın nedeni de aslında bir miras bırakmak istemem. Belki sana, belki çocuklarıma; hiçbiriniz olmazsanız da Türk milletine. 

Daha önce değinmiştim, Atatürk’ün yol göstericiliğini ve karanlıkta ışık oluşunu yalan olmasın kıskanıyorum. Kıskanıyorum değil de, aynı vazifeyi görmek için özeniyorum ona. Adımın sanımın bilinmesi gibi bir derdim yok, temsil ettiğim düşünce yaşasın; amaçlarımu ben gerçekleştirmesem de benden sonra gelecek olanlar gerçekleştirse dahi yeterli. Amaçlarım ve ideallerim başka zihinlerde ve ruhlarda karşılık bulsun, kıvılcım çaksın yeterli. Ve bunun gerçekleşeceğinden de şüphem yok.

Özel hayatımda çok kez ümitsiz ve karamsar olmuşumdur. Bunun en sert rüzgarına tanık olan insan da yoktur dürüst olayım. En yakın ahbaplarıma bile bu rüzgârı tattırmam çünkü onlara o karamsarlığı yaşatma hakkım yok. Belki “Bilinmeyen”, sen o rüzgârı hisseder misin bilmiyorum. Yani sana hissettirir miyim bilmiyorum. Ahbaplarıma bile hissetmiyorsam sana hiç hissettirmem sanırım, gerçi sen anlarsan orası başka. Neyse, dediğim gibi her konuda ümidi sonsuz, ümidi tükenmeyen, ümidi bittiği yerde yeniden başlayan bir idealist değilim. Fakat konu vatan ve millet konularına gelince ümidim bir an bile tükenmemiştir. Bu konuda kendime sonsuz itimadım var. Gelecek hakkında emin konuşmayı sevmesem ve bundan mümkün olduğu kadar kaçınsam dahi, vatan ve millet konusunda ümidimin asla yitip gitmeyeceğine eminim. Belki bunun nedeni tüm ışığımı bu iki kavrama adıyor olmamdır, bunu bilmiyorum. Fakat işin özünde içimde her zaman bir umut ışığı yanıyor olacak. Kendi istikbalimi de düşünmüyorum dürüst olayım. Bu hâlâ insanlara ve bilhassa çevremdekilere bağıra bağıra söylemiş olduğum bir şey değil. Fakat kendimi biliyorum ki, kendi istikbalimi zerre umursamıyorum. Korkusuz biri değilim, evet korkularım var. Fakat şunu biliyorum, korkularıma rağmen bir şekilde baş koyduğum yol uğrunda mücadeleye devam edeceğim. Bu mücadelenin hizmet ettiği kişi de ben değilim. Öyle olsaydı kendi istikbalim dışında zerre bir şeyi umursamazdım.

Ve şöyle bir püf noktam var mücadelem hususunda; ben hayatta büyük adımlar atmamam gerektiğini öğrendim. Hele hele amaca giden yolda, ufukta bir ideal varsa. Büyük ideallere büyük adımlar atılmamalı. Bu hayatın her noktasında böyledir bence. Büyük adımlarla değil, küçük adımlarla ilerlemek gerekir. Bunu bildiğim ve hayatımda uyguladığım için, hayatımda bir an bile baş koyduğum yolda mücadele etmediğim hissine kapılmadım. Yazdığım bir mektup, Atatürk hakkında aktardığım bir anekdot, insanların hayatına değinmesini istediğim tek bir cümle… Bunlar benim verdiğim mücadelenin eseridir. 

İnsanlara çok fazla öğüt ve tavsiye vermeyi sevmem, bilge değilim. Fakat bence insan büyük ideallere veyahut hayallere sahip olmalı fakat bu yolda büyük adımlar atmamalıdır. Ufak ama sık adımlarla yürünmeli amaca giden yolda. Yer yer yavaşlarız, yer yer dururuz. Mükemmel değiliz. Fakat bu anlardan dersler alarak, bu anlardan daha güçlü şekilde kopup yolumuza daha güçlü şekilde odaklanmalıyız. Ve disiplin, disiplinli olmalıyız. Biz tekrar tekrar yaptığımız şeyleriz. Mükemmellik bir eylem değil, alışkanlıktır. Son iki cümle bana değil, Aristo’ya aittir.

Sürçülisan ettiysem affola.