24 Mayıs 2026
Kendi kendime konuşmaktansa, kalemimi konuşturayım dedim ve bu mektup ortaya çıktı. İyi okumalar dilerim, sürçülisan ettiysem affola.
Bugün 24 Mayıs 2026, saat 23.49 suları...
"Mesuliyetin yükü her şeyden, ölümden de ağırdır."
Mesuliyetin yükü kadar ağır bir söz söylemiş aziz Atatürk. Ben ise bu sözü son zamanlarda çok düşünüyorum. Aklımdan çıkmayan, zihnime mıh gibi çakılan bir söz. Sözün ağırlığını düşündükçe aynı ağırlığı kendi üzerimde de hissediyorum.
Hayatımın son evrelerinde, hayatım boyunca hiç almadığım kadar mesuliyet yani sorumluluk almaya başladım. Yaşım zaten küçük ve bu yaşa kadar sorumluluk sahibi, disiplinli biri değildim; doğruya doğru. Kimisi benim etkim, kimisi benim ektim dışında gerçekleşen ve hayatıma hem pozitif hem negatif etki eden olaylar sonucunda da bazı şeyler değişti. Değişimlerden biri de zamanla sorumluluk üstlenmeye başlamam oldu. Son zamanlarda düşündüğüm soru şu; yaşadıklarım neticesinde kendimde şahit olduğum bu değişim sonucunda almaya başladığım sorumlulukların ağırlığı hayatımda nasıl bir etki bırakacak? Değerli Atatürk'ün dediği gibi, sorumluluğun yükü ölümden bile ağırdır. Peki ben bu sorumluluğun üstesinden gelecek miyim, yoksa o sorumluluğun yükünün altında ezilecek miyim? Seneler önce kıymetli bir öğretmenimin bana söylediği gibi aslında; rezil mi olacağım, vezir mi olacağım?
Dürüst olmak gerekirse bu sorumluluğun altında ezilmek de, vezir de rezil de olmak benim umurumda değil. Eğer aldığım sorumluluklar neticesinde amacıma ulaşabiliyor ve içten içe de olsa o hareketlenmeyi görüyorsam benim için kâfidir. Uğruna canımı vereceğim ve uğruna yaşayacağım bir amaç için aldığım sorumluluklar altında ezilmek, rezil olmak beni neden korkutsun ki. Korkutmuyor da. Zannedersem korktuğum tek bir şey var, o da başarısız olmak. Bu amaç yolunda karşılaşacağım başarısızlığı kendime yediremem çünkü. Yani başarılı olmak zorundayım, ne olursa olsun. Başarılı olmak dışında bir şansım yok. Tüm umudum yitse de, gerçekleşmesinden korktuğum tüm kötü senaryolar gerçekleşse de, yapayalnız kalsam da, bu mektupları başlangıçta yazmama aracı olacak "Bilinmeyen"i tanıyamasam da, bahsettiğim sorumluluklar altında tüm benliğimi ve kişiliğimi de kaybetsem; başarılı olmak zorundayım. Başarılı olacağımdan emin değilim fakat başarılı olmak için nefesim kesilene kadar mücadele etmeye devam edeceğim.
Bu uğurda saydığım şeyleri yaşamaktan korkacak değilim. Ben kendimi bir şekilde bir ideale yani amaca addettim ve yolumun güllük gülistanlık bir bahçeden geçmediğini biliyorum. Esas başarıya giden yolun zeminine çiviler çakılmıştır. Kırmızı halılar serilmiş bir yolda sahte bir başarıya yürümektense, zemini çivili bir yolda esas başarısızlığa yürümeyi tercih ederim. Hayatında onurun, şerefin ve idealin için yaşarsın. Hatta, kıymetli Selim Erdoğan'ın Hain romanında, amaç uğruna Ahmet Muhtar; onurundan, şerefinden ve idealinden bile vazgeçmiştir. Amaca giden yola hizmet eden ve o yolun temelini atan gözüpek mimarlar, ustalar; hiçbir şeyden korkmaz, başarısızlık hariç.
Bahsettiğim amaca giden yolda yanımda kimler olacak hep de merak etmişimdir. Kimseyi kandırmayayım, özellikle o "Bilinmeyen" hayatımda olacak mıdır olmayacak mıdır, özellikle bunu merak etmişimdir. Belki de her gün kafamı kurcalayan bir meraktır bu. Ha az önce değindim şeyin altını tekrar çizmemde fayda var; ben amaca giden yolda yapayalnız yürümeye varım, bundan gocunacak değilim. Ben bu yola yanımda biri olacak hayaliyle veya şartıyla çıkmadım. Yolda yapayalnız kalabileceğimin, yolun sonunda cennet bahçelerinin beni karşılamayacağının, yolun sonunda vezir de rezil de olabileceğimin, yolun sonunda başarısız olabileceğimin bilincinde olarak bu yola çıktım. Dediğim gibi, amaca giden yolda her türlü olumsuzlukla karşılaşmaya hazırım. Bu olumsuzlukları tek başıma göğüslemeye de hazırım. Bunu özellikle vurguluyorum çünkü ben uzun süre hep birisini aradım ve onunla olumsuzlukları göğüslemeyi istedim. Şimdi ise meydandayım, yanımda biri olsun ya da olmasın çarpışmaya hazırım.
Yumuşak bir geçişle noktayı koyayım. Eğer oralarda bir yerlerde, bir "Bilinmeyen" var ise; ona da şu notu bırakayım.
Geçtiğimiz hafta çok güzel bir kolye aldım. Rengi mor, senin kadar zarif ve ince gözüken bir kalp. Üzerinde, aynen senin gözlerinde de olacağını tahmin ettiğim; baktığımda beni farklı dünyalara götüren ve bakarken kendimi kaybedeceğim parıltıları andıran yıldızlar var. Emin ellerde kolye, mavi gözlü bir adama emanet ettim. Olur da eğer bir gün seninle tanışırsam, bu kolyeyi boynunda gördüğüm her an eşsiz bir huzuru yaşayacağımı bilmeni istiyorum.
Kendimi epey acemi aşık gibi hissettim, sürçülisan ettiysem affola.